röportajlar
Anti-Emperyalist Cephe, Zelenski’nin Yunanistan Ziyaretine İlişkin RT Russia Today Kanalına Röportaj Verdi
Anti-Emperyalist Cephe üyesi Konstantina Kartsioti,
Moskova’da canlı olarak Russia Today (RT) kanalına bir röportaj verdi.
Röportaj, Nazi Zelenski’nin Atina, Yunanistan ziyaretine ve AB-ABD-NATO ile işbirliğine
dairdi. Ziyaret, ABD’den gelen LNG gazı ve NATO üsleriyle ilgiliydi. Bunu karşı
Anti-emperyalist Cephe 15 Kasım’da eylem gerçekleştirdi.
Eylem Yunan devlet tarafından yasaklanmıştı.
Konstantina Kartsioti, Anti-Emperyalist Cephe’nin
emperyalizm ve faşizme karşı mücadele eden ve Rusya, Donbass ve Belarus
halklarının yanında durduğunu belirtti. Ayrıca Odessa, Donbass ve Selidovo’da
Nazi Rejimi tarafından katledilen şehitlere duyduğu saygıyı ifade etti.
Konstantina Kartsioti, Anti-Emperyalist Cephe’nin
emperyalizm ve faşizme karşı mücadelesinden ve NATO üslerine karşı yürütülen
mücadeleden bahsetti.
Donbass’tan Yunanistan’a ve Türkiye’den, Filistin’e , Latin
Amerika’dan Afrika’ya kadar emperyalizme, faşizme ve Siyonizme karşı
birleşelim, savaşalım ve kazanalım!
Georges İbrahim Abdallah’ın Anti Emperyalist Cephe’nin İsteği Üzerine Hümanite Festivaline Gönderdiği Mesajı Yayınlıyoruz
Fransız emperyalizminin hapishanelerinde yıllarca tutsak
olan Georges İbrahim Abdallah Anti Emperyalist Cephe’nin isteği üzerine 13
Eylül’de Hümanite Festivali için göndermiş olduğu mesajı yayınlıyoruz.
S,R,Y Kuyu Tipi Hapishanelere karşı Ölüm orucu ve Süresiz
açlık grevindeki direnişçilerimizin adını ve kaçıncı günlerinde olduklarını doğru
bir şekilde söyleyerek direnişe olan ilgisini ve saygısını göstermiştir.
Georges İbrahim Abdallah’ın göndermiş olduğu metnin yazılı
halini ve videosunu paylaşıyoruz.
Sevgili yoldaşlar, sevgili dostlar,
Küresel krizin, küreselleşmiş kapitalizmin ve tüm bu
çelişkilerin daha da keskinleştiği bu dönemde Filistin’de soykırım savaşının ve
Avrupa’da kitleler harekete geçtiği bu dönemde ve özellikle de Türkiye’de
hapishane cephesinde verilen bu önemli mücadele doğal olarak insanlık bayramı
kapsamında Filistin’deki durum ve bölgesel ve uluslararası yansımalarına daha
özel olarak odaklanmak için harekete geçmemizi sağlayacaktır. Bugün bu kolektif
eleştirisel zekayı daha da keskinleştiriyor. Ayrıca yüreklerimizi de
ferahlatıyor.
Sevgili yoldaşlar sevgili dostlar bu paneli Anti Emperyalist
Cepheli yoldaşlar Filistin’deki durumla ilgili düzenlediğine göre öncelikle
genel olarak Filistin halkıyla dayanışma Gazze ve Batı Şeria’da süren soykırım
savaşının çeşitli yönlerini en şiddetle kınama çerçevesinin ötesine geçmemiz
gerektiği ve dolayısıyla bugünlerde Siyonist hapishanelerde tutsak olan
özgürlük meşaleleri olan yoldaşlarımızın yaşadığı kabus gibi durumlarda daha
yakından bakmanız gerektiği varsayılabilir. Açıkça görülüyor ki Türkiye’deki
açlık grevinde de olan yoldaşlarımız 300’lü günleri aşmış zor koşullardalar. Ve
bu koşullar altında hiçbir bahanenin arkasına saklanarak ortak hareket edip
acilen politika üretmeyi gözardı edemeyiz. Yoldaşlar küreselleşmiş kapitalizmin
hem ulusal hem bölgesel daha da önemlisi uluslararası düzeyde bu küresel kriz
döneminde mücadelelerin birleşmesinde daha iddialı bir ufuk çizmek gerekip
gerekmediğini sormadan edemiyoruz. Belki de bu vesileyle artık sadece Siyonist
hapishanelerinde veya faşist Türkiye’de ya da dünyanın başka yerlerindeki
hapishanelerde tutsak olan yoldaşlarla sarsılmaz dayanışmamızı ifade etmekle ve
onların haklı taleplerini tüm gücümüzle desteklemekle kalmayıp ve sevgili
yoldaşlarımızın açlık grevi etrafında devam eden hareketi selamlamakla
kalmamamız gerektiğini belirtmek gerekebilir. Belki de sistematik imha
politikalarının hedefi olan söz konusu tutsak arkadaşlarımız olduğunda
dayanışma ifadesinin artık ancak yoldaşlarımızın zindan zebanilerinin
pencesinden kurtarmak için gerekli tüm önlemleri uygulamaya koymak anlamında
bir anlam ifade ettiğini belirtmenin zamanı gelmiştir. Elbette yoldaşlar burada
tutsak yoldaşlarımıza karşı herhangi bir ahlaki görevimiz olduğunu iddia
etmekten söz etmiyoruz. Sadece ulusal bölgesel ve daha da önemlisi uluslararası
düzeyde devrimci güçlerin kapasitelerini birleştirmek parçası haline
getirmekten söz ediyoruz ve öncelikle yoldaşlarımızın özgürlüğünü dinamik bir
sürecin unutmayalım yoldaşlar devrimci tutsakların serbest bırakılması her
zaman halkın büşük coskusna neden olmuş uluslararası düzeyde dayanışma
bağlarını beslemiş ve güçlendirmiş aynı zamanda devrimci enternasyonalizmi
güçlendirmeye hem ulusal hem bölgesel ve daha da önemlisi uluslararası düzeyde
devrimin yayılmasına ve anti emperyalist anti kapitalist mücadelenin
zenginleşmesine yol açar. İmha politikası ister siyonist ister faşist
Türkiye’nin hapishanelerinde olduğu gibi tüm hızıyla devam ediyor. Ve
bildiğiniz gibi yoldaşlar bununla başa çıkmak için aktif uluslararası dayanışma
vazgeçilmez bir silahtır.
Yoldaşlar her gün 450 çocuğun siyonist hapishanelerde imha
politikasına maruz kaldığını unutmayalım.
Yoldaşlar on yoldaşımızdan Serkan Onur Yılmaz 302 gündür
açlık grevinde. Ayberk Demirdöğen 181 gündür açlık grevinde. Grup Yorum üyesi
Ali Aracı 18 Şubat 2025’ten beri açlık grevinde. Fikret Akar 30 Mart 2025’ten
beridir açlık grevinde. Ümit Çobanoğlu 29 Mayıs’tan beri açlık grevinde. Grup
Yorum Emekçisi Fırat Kaya 43 gündür açlık grevinde. Tahsin Sağaltıcı 30
Temmuz’dan beridir açlık grevinde. Gürkan Türkoğlu 30 Temmuz’dan beridir açlık
grevinde. Seval Aracı 15 Ağustos’tan beridir açlık grevinde. Ali Dilmen 11
Ağustos’tan beridir açlık grevinde.
Doğal olarak yoldaşlarımız her zaman bize güvenebilirler ve
bize güvenmeye devam etmelidirler. Onları hayal kırıklığına uğratmayalım.
Filistin ve umut verici direnişi için binlerce dayanışma girişimi filizlensin.
Yoldaşlarımızın özgürlüğü için binlerce dayanışma girişimi filizlensin.
Siyonist hapishanelerde ve Fas, Türkiye, Yunanistan,
Filipinler ve dünyanın diğer yerlerindeki tecrit hücrelerinde direnenlerle tam
bir dayanışma içinde olalım. Mahalleli genç proleterlere tam bir dayanışma
içinde olalım.
Şehitler onurumuzdur. Yaşasın mücadele eden halk kitleleri.
Kapitalizm artık barbarlıktan başka bir şey değildir. Farklı mücadele
çeşitlerle savaşanlara şan olsun. Birlikte yoldaşlar ancak birlikte
kazanabiliriz. Yoldaşlar ve dostlar hepinize komünistçe selamlarım. Yoldaşınız
Georges Abdallah.
Halkın Hukuk Bürosu Enternasyonal: İtalya’dan Il Dubbio Gazetesinin Didem Baydar Ünsal İle Yaptığı Röportaj
“Hapishane Aytaç ve diğer avukatların mücadelesini durduramayacak…”
238 günlük açlık grevinin ardından hayatını kaybeden Ebru Timtik’in hücre arkadaşı, Aytaç Ünsal’ın eşi Didem Baydar Ünsal ile özel röportaj
Simona Musco – 18 Kasım 2024
“Tutuklamalar, işkence ve gözaltılarla karşı karşıya kaldık. Ancak bu zorluklara rağmen görevimize devam ediyoruz. Avukatların insan hakları ve özgürlük mücadelesi zayıflamadı. Aksine, inşa ettiğimiz değerler ve yaptığımız fedakarlıklar sayesinde bugün her zamankinden daha güçlü olduğuna inanıyoruz. Yeni meslektaşlarımız bu adalet mücadelesini ileriye taşıyor ve bu bize umut veriyor”.
Didem Baydar Ünsal’ın gülümsemesi insanı rahatlatıyor. Sadece avukat ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi olduğu için terör suçlamasıyla tutuklanmasına ve 238 günlük açlık grevinin ardından hayatını kaybeden Ebru Timtik ile aynı hücreyi paylaşan, eşi Aytaç Ünsal’ın uzun süreli tutukluluğuna katlanmasına rağmen umudunu kaybetmiyor. Hala ülkesi Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının hâkim olabileceğine inanıyor ve tüm uluslararası toplumu yardıma çağırıyor.
“Öncelikle çok teşekkür ederim. Soruları yanıtlamaya geçmeden önce size eşim sevgili Aytaç’ın özel selamlarını ve sevgilerini getirdim. Bunu iletmek isterim” diyor Didem Il Dubbio’ya.
Türkiye’deki avukatların mücadelesi hakkında konuşmak isteyerek başlamak istiyorum: şu anda durum nasıl ve geçmiş yıllarda nasıldı?
Biliyorsunuz biz hem Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) hem de Halkın Hukuk Bürosu avukatları olarak ülkemizde adalet mücadelesinin her daim bir şekilde öncüsü olmaya aday avukatlardık ve çeşitli gözaltı, işkence ve tutuklama deneyimleri yaşadık ve bunları yaşadığımız halde bu sorumluluğu yerine getirmeye devam ettik. Biz avukatların hak ve özgürlük mücadelesinin sekteye uğradığını düşünmüyoruz, aksine yarattığımız değerlerle ve ödediğimiz bedellerle bu sürecin devam ettiğini ve yeni meslektaşlarımızın adalet mücadelesini devam ettirdiğini düşünüyoruz, bu yüzdende umutluyuz.
Örneğin geçtiğimiz günlerde ÇHD’nin 50. yıl etkinlikleri başladı. Bundan dolayı çeşitli etkinlikler konferanslar yapılıyor. Bir tanesi de burada İzmir’de yapıldı. Kriz temalı. Ülkemizde ve dünyadaki krizlere değinildi.
Bir süre hapishanede kaldınız. Bu deneyim nasıldı? Türkiye’deki hapishaneler nasıl?
Farklı bir deneyimdi. Ben tutuklandığımda 2,5 yıllık yeni bir avukattım. Tutsaklık demek yalnızca kapatılmak değil. Çok fazla yoksunluk ve özlem demek. Hepsini anlatmak için belki filmler çekmek ve kitaplar yazmak gerekir. Avukat olarak müvekkillerimin yanında bir tutsaklık yasadım. Onları yakinen tanıdım. Oradaki sorunların yakıcılığını bizzat kendim de deneyimlemiş oldum. Dolaysı ile onların avukatlığını içeriden yapmayı deneyimlemiş oldum. Onlar için olduğu kadar benim içinde farklı bir deneyimdi. Farklı hapishanelerde kaldım, koğuş tipi, hücre tipi, yüksek güvenlikli hapishanelerde kaldım. Üç farklı hapishanelerde bulundum. Sürgün sevk edildiğim için. Haksızlıklara karşı durmaya devam ettiğim için aslında sürgün edildim diğer meslektaşlarım ile. Buralarda da hukuki ve demokratik mücadeleye devam ettim müvekkillerim ile. Örneğin sohbet hakkı, kitap ve yayın hakkı, sağlık hakkı veya koşullu salıverilme hakkı gibi pek çok hak ile ilgili uygulamalarda siyasi tutsaklara ayrımcılık yapıldığını çok rahat söyleyebilirim. Biz bu tür ayrımcılıklara karşı mücadele ettik. Tabii ki adli tutuklu ve hükümlüler de haksızlığa uğruyor. Ya bunun farkında değiller ya da haklarını bilmiyorlar. Haklarını bilmedikleri için baskı görüyorlar. Biz siyasi tutuklular olarak onların da haklarını savunmaya çalıştık. Sonuçta onlar bugüne kadar savunduğumuz emekçi halkın daha geniş bir kesimiydi. Türkiye’de hapishane söz konusu olduğunda, türü ne olursa olsun, tecrit yoğunlaştırılmış bir tecrittir. Mimari, fiziki koşullar ve uygulamalar insanı insan olmaktan çıkarmak için özel olarak tasarlanmıştır, bunu bizzat yerinde gördüm. Disiplin cezaları bu amaçla yapılıyor. Ziyaret cezaları veriliyor. İnsanların aileleriyle görüşmelerine izin verilmiyor. Şu anda mesela Aytaç’ın ziyaret cezası var. Ya da avukat bile olmayan cezaevi müdürleri ve idari birimler bizi mahkeme gibi yargılayıp gerçek dışı beyan ve raporlar hazırlayarak koşullu salıverilme hakkımızı engelliyorlar. Örneğin ben hükmümün infazının tamamını yattım çünkü koşullu salıverilmek için iyi halli olmadığım, topluma karışmaya hazır olmadığım, işlediğimi iddia ettikleri suçtan dolayı pişmanlık göstermediğim gerekçesiyle ile, resmi kayıtlara böyle geçti. Bu tür hak gaspları yaşadım.
Aytaç şimdi nasıl? Dış dünyaya ne gibi mesajlar veriyor?
Aytaç aslında her zaman moralli. Ve direngen. Bunu biliyoruz zaten. Ölüm Orucundan sonra hepimizin bildiği gibi bazı sağlık sorunları devam etti ve tedavisine hapishanede devam etmek zorunda kaldı ve bu tecrit koşullarında olabildiğince zor. Hastane sevkleri bir sorun. Zaman zaman belli sevk birimleri hastaneye götürüyor ve doktorlar kelepçeli muayene yapıyor ya da jandarmanın yani dış güvenlik personelinin müdahalesiyle doktor etkileniyor ve tutsak kelepçeli muayeneye zorlanıyor. Bu gibi durumlarda Aytaç tedavi olamadan hastaneden geri dönüyor. Ya da sevk tarihleri güvenlik gerekçesiyle iptal ediliyor. En son sanırım 2 ay kadar önce yüksek rütbeli bir jandarma personeli ortaya çıkıyor ve Aytaç’ı tehdit ediyor. Aytaç’ı hastaneye götürürken, ortada hiçbir sorun yokken, kişisel husumet besleyerek taciz edici sözler sarf etti ve Aytaç’ı itip kakarak, “Senin yerin hastane değil, mezarlar, seni de oraya koyacağız, zamanı gelecek” gibi şeyler söyledi. Hukuki süreç başlattık ve suç duyurusunda bulunduk. Hatta İtalyan Barosu’ndan meslektaşlarımız geldiğinde Aytaç onlara da anlattı. Onlar da bu konuda bazı başvurular yapmayı teklif ettiler. Süreç devam ediyor. Aytaç bu tür deneyimler yaşıyor. Aytaç şu anda Edirne F tipi cezaevinde. F tipi cezaevlerinde tekli ve üçlü hücreler var. Aytaç üç kişilik bir hücrede kalıyor. İki müvekkiliyle birlikte kalıyor ve hastaneye götürülürken, diğer iki müvekkilinin hastane sevki aynı gün ve saatte olmasına rağmen, onu diğer iki müvekkilinden, 24 saattir birlikte kaldığı, aynı odayı paylaştığı insanlardan ayrı olarak hastaneye götürmeye çalışıyorlar. Onu sivil bir araçla götürmeye çalışıyorlar. Müvekkillerini de askeri araçla götürmeye çalışıyorlar. Muhtemelen Aytaç’ın kendilerine moral verdiğini düşündükleri için. Onları ayırmaya çalışıyorlar. Ve Aytaç sürekli sistematik bir psikolojik işkence altında. Özellikle adil yargılanma hakkı için yaptığı Ölüm Orucunun ardından gözaltına alınmasından sonra çok özel bir muamele görüyor. Benzer şekilde, Aytaç’ı mahkemeye götürdüklerinde onu yalnız götürmeye çalışıyorlar. Aytaç bunu kabul etmeyince, müvekkilleri buna karşı çıkınca bir dizi disiplin yaptırımına ve soruşturmaya maruz kalıyor. Bundan dolayı iletişim cezaları, ziyaret cezaları, yıllara varan cezalar olmak üzere çok çeşitli cezalara maruz kalıyor. Bunları belli aralıklarla uyguluyorlar. Bu cezaevinde toplu bir zehirlenme vakası oldu, kişisel değil ama sıcak bir Ağustos ayıydı. Yemekler bir şekilde bozulmuş ve bazı insanlar etkilenmiş. Aytaç’ın Ölüm Orucundan sonra gücü ve vücudu daha hassas. Bu nedenle zehirlenmesi ciddi oldu. Baygınlık geçirdi. Arkadaşları hastaneye götürülmesi için idareye başvurdu. İdare, Aytaç’ın bilinci kapalı olmasına ve bayılmasına rağmen hastaneye götürmedi. Sadece cezaevlerinde mahpusların zehirlendiği kayıtlara geçmesin diye ambulansta basit bir müdahale yapıyorlar. Bunu bile yarım yamalak yapıyorlar ve tedavisinin nasıl olduğunu bilmiyoruz. O günden beri, zehirlendiği Ağustos ayından beri kilo almadı, yine çok zayıfladı ve bana iyi olduğunu söylese de şu anda çok sağlıklı görünmüyor. Tüm bunlara rağmen Aytaç’ın moral gücü ve direnci yüksek çünkü haklı olduğuna inanıyor. Verdiği mücadelenin haklılığına inanıyor. İçeride ve dışarıda bunların sürdüğünü çok iyi biliyor. Bizlerden de biliyor. Gündemi de takip ediyor. Halkımızın dayanışma ve yardımlaşma, ihtiyaç anında yanında olma ve ne olursa olsun doğruyu savunma gibi değerlerine sıkı sıkıya sarılmak gerektiğini düşünüyor. Yani dışarıya çağrısı genel olarak şudur, “adalet mücadelesinden kopmamızı istiyorlar çünkü bizim mücadelemiz haklı ve bu haklı mücadeleden asıl onlar korkuyorlar. Korkmanın bize hiçbir faydası yok ama çok zararı var. Mücadeleye ve mücadele edenlere sıkı sıkı sarılın. Çünkü krizleri arttıkça daha fazla saldırıyorlar.” Seninle konuşacağımı söylediğimde sana verdiği mesaj buydu Simona.
Türkiye’de avukatlar ve insan hakları savunucuları için mevcut yasal ve siyasi durum nedir?
Öncelikle meslek örgütümüz olan baroların mücadelesinden söz edebiliriz. Fakat yetersiz çünkü belli bir statüyü koruma çabası var ve cüret olmuyor buralarda. Tabii ki muhalefetin güçlü olduğu halkın öfkesinin sokaklara taştığı zamanlarda bu cüret dönemsel olarak artıyor ama kesintisiz sürmüyor. Fakat yasal statüsü bulunan dernekleri var avukatların, Çağdaş Hukukçular Derneği, Özgürlükçü Hukukçular Derneği bunlardan bazıları. Uluslararası örgütler ile de temasları ve iş birlikleri var. ELDH, Lawyers for Lawyers gibi. Ancak ülkemizde savunma mesleği uzunca bir suredir tehdit altında. Bu da bir gerçek. Daha gecen hafta ÖHD’li bir meslektaşımız mahkemede savunma yaptıktan sonra duruşma salonunun hemen önünden alınarak tutuklandı. Tabii ki de onunla da dayanışma gösterdi meslektaşlarımız. Bu nedenle derneklerimiz aslında büyük oranda tutuklu meslektaşlarımızın kampanyaları ile meşgul oluyor ne yazık ki. Yani birbirimizin avukatlığını yapmak en temel görevimiz haline geldi ama genç meslektaşlarımız sayesinde çeşitli komisyonlar aracılığı ile çalışmaya devam ediyoruz. İşkenceyi önleme komisyonları, hapishaneler komisyonları, maden ve çevre komisyonları. Biliyorsunuz ülkemizde maden katliamları sıklıkla vuku bulmaya başladı. İşçi hakları komisyonları çalışıyor, aktif çalışmalarına devam ediyor. Bunlar kıymetli işler. Paneller, sempozyumlar yapılıyor, basına demeçler veriliyor. Bir şekilde halkın aydınlanması sağlanmaya çalışılıyor. Birçok avukat tutuklu bugün ülkemizde ve büyük çoğunluğu da tehdit altında ama mücadele her zaman devam ediyor. Bu da umut verici elbette bizim için.
Türkiye’de avukatlar ve insan hakları savunucuları için mevcut yasal ve siyasi durum nedir?
Ülkemizde ve aslında yönetememe krizi olan her ülkede olduğu ve var olacağı gibi suni gündemler yaratılıyor. Gündemler sürekli değiştirilerek insanların kafası meşgul ediliyor. Sayısız adaletsizlik var. Siyasi tutsakların yaşadığı hak ihlalleri neredeyse duyulmaz hale geliyor bu kadar yoğunluktan kaynaklı. Yönetememe krizi içerisinde olan iktidarlar onların unutulması için elinden geleni ardına koymuyor. Çünkü onlar toplumun hafızası ve vicdanı. Hepimiz biliyoruz ki en aydınlık kesim şu an içeride olan siyasi tutsaklar. Öngörüsü, politik tavrı net olanların seslerini kısmaya çalışıyorlar içeride. Bunun farkında olmak lazım diye düşünüyorum. Çok fazla hak ihlali, sansür ve engel ile karşılaşıyorlar ve yine de halka bilinç taşımaya çalışıyorlar. Gündemi takip etmeye, gerisinde kalmamaya çalışıyorlar. Ne kadar haklı, umutlu ve dirençlide olsalar nihayetinde onlarda insan. Makine değiller hepsinin duyguları var. Özlemleri var. Hayalini kurdukları özgür dünyaya kavuşmayı arzuluyorlar. Onları yalnız bırakmamak, onlarla her türlü iletişim kanalını açık tutmak gerekiyor. Devam eden davalarını yakinen takibini ve basın yolu ile yaşadıklarının duyulmasını ve bilinmesini sağlanması ve pek çok farklı şekilde destek olunabileceğini düşünüyorum ben. Somut olarak da sizden Aytaç’ın mesai arkadaşları olan Avukat Seda Şaraldı ve Avukat Betül Vangölü Kozağaçlı’nın önümüzdeki günlerdeki duruşmalarını duyurmanızı isteyebilirim.
Türkiye’deki ilerici avukatlar ve insan hakları hareketi için geleceği nasıl görüyorsunuz?
Ülkemizde avukatlar sürekli adaletsizliğe maruz kalanlar. Veya her türden adaletsizliğin en yakın tanıkları olarak da olsa oldukça duyarlı. Ama elbette bu yine yeterli değil. Ülkemizin en büyük sorunu yargı. Adaletsizlik ve yargıdaki kriz en güçlü şekilde bir teşhir ile geriletile bilinir. Sessizce bekleyerek bu adaletsizliğin son bulmayacağını düşünüyorum. Ödenen bedeller ağırlaştıkça, tutuklama tehditleri arttıkça ve dışarıda kalan avukatlarında sayıları azalıp çember daraldıkça sesimiz kısılabiliyor. Fakat bize unutturulmaya çalışılan gerçek, orada öyle duruyor. O gerçekte şu ki, biz birlikte olursak güçlü oluruz. Daha gür çıkar sesimiz. O zamanda domino taşları gibi yıkamazlar bizi.
Sistemin zalimliğine rağmen ülkenizde adalet ve insan hakları alanında gerçek bir değişim için ne gibi umutlar var?
Hiçbir zorluk aşılamaz değil, hiçbir bedel ödenmez değil. Ve bedel ödenmeden de beklenen günlere erişilemeyeceği ve özlemlerin gerçekleşmeyeceği bir gerçek. O nedenle bize uygulanan zulmün öfkesi ile daha büyük bir güç ile mücadele etmeye çalışıyoruz aslında hepimiz. Bir şekilde adaletsizliği bir nebze olsun önleyebilmek, önüne set çekebilmek, onu yavaşlatabilmek önemli bizim için. Adaletsiz bir sistemin teşhiri, tıpkı kapitalizm gibi, adaletsizliğinde kendi mezar kazıcısı olduğunu unutmamak bizim için önemli. Çünkü adalet mücadelesi var oldukça adalet özlemi yenecektir, adaletsizlikler öyle ya da böyle son bulacaktır. Yozlaşmanın ve çürümenin en yoğun olduğu dönemlerde bir şeyler yeni baştan yaratılacaktır. Dolayısıyla mücadele er ya da geç sonuç verir. Buna olan inancımız, umudumuz, bugüne kadar bu uğurda ödediğimiz bedeller, halkımızın adaletsizliğe uğradığı her olay, biriktirdiğimiz değerler mücadele etmek için bizim için yeterli bir nedendir. Mutlaka bir şeyler değişecektir. Evet küçük adımlar ile, evet yavaş yavaş ama mutlaka birgün, çünkü mücadele varsa her zaman umutta vardır. Teşekkür ediyorum tekrar duyarlılığın için.
Tanıştığıma çok memnun oldum. Umarım buralara ziyarete gelebildiğinde görüşebiliriz. Zira benim yurtdışına çıkış yasağım var hala. Birkaç yıl daha avukatlık yapamayacağım. Ancak meslektaşlarıma destek ve dayanışma için duruşmalarında bul
Halkın Sesi Radyo’nun Edibe Özçelik’in Hatay’da Yaşayan Ailesiyle Yaptığı Röportaj
Hatay’da artık tarihi deprem öncesi ve sonrası diye ayırmak
gerekiyor…
6 Şubat depreminden sonra Hatay çok ağır bedeller ödedi.
Binlerce insan bu depremde katledildi ve şehir yerle bir oldu.
Devletin olmadığı, gelmediği noktada halk kendi yaralarını
sarmaya çalıştı. Depremin üzerinden 11 ay geçmesine rağmen depremi yaşayan tüm
şehirler gibi Hatay da” enkaz altında” kalmaya devam ediyor.
”Öldüren Deprem Değil Önlem Almayan Faşizmdir” sloganı 11
aydır tüm gerçekliğiyle karşımızda duruyor.
Hatay’ın Samandağ-Tekebaşı Mahallesi’nde 70 yaşındaki Edibe
Özçelik ailesiyle birlikte yaşadığı evde devrimcilere yapılan bir baskın
sonrası kalp krizi geçirdi ve hastaneye kaldırılması engellenerek 17 Ocak 2020
tarihinde katledildi.
Edibe Anne’nin Hatay’da yaşayan ailesiyle yaptığımız
röportajı paylaşıyoruz.
Edibe Özçelik’in Katilleri Cezalandırılsın!
Canımız, annemizin bu şekilde katledilmesi, annemizin canına
kastettiler haksızlık ettiler, adaletsizce davrandılar ve elbette yaşadığımız
acılarımızı halkımızla paylaştık fakat öfkemiz kızgınlığımız hala diridir.
3 Mart 2020 tarihinde direniş kararı verdik ve yaklaşık 3
yıl süreyle bir mücadele yürüttük. Samandağ Abdullah Cömert Alanında haftanın
pazartesi ve perşembe günü adliye önünde sürdürdük. Depremden sonra ara verdik
direnişe.
Susturun şu kadını sesi çıkmasın diyen katillerin
cezalandırılmasını istiyoruz.
Davada ilk olarak Hatay Valiliği tarafından soruşturma izni
verilmedi daha sonra Bölge Mahkemesi takipsizlik kararı verdi. En son
İstanbul’da açılan davada şimdiye kadar Anayasa mahkemesinden hiçbir somut
yanıt-cevap almadık.
Yazılacak o kadar çok konu var ki deprem gündemi üzerine,
değil belgesel, destan bile yazılabilir. Deprem bölgelerinde her şey normale
döndü diyenler var; fakat gerçek şu ki hiçbir şey normale dönmedi. Çünkü büyük
bir katliamdı ve kayıplar çoktu.
Depremzedeler olarak hepimiz ölüme terkedildik. Tarifsiz bir
acıydı…
Depremde yaşadığımız süreç zor bir dönemdi. Bir yanda
ölenlerimiz diğer yanda sağ kalanlarımız, çoğumuz dışarıda kaldık -ne barınmak
için yaşam alanları ne de toplanma alanı kurulmamıştır.-Hazırlıksız bir şekilde
yakalandık, herkes bütün olarak dayanışma içinde yardımlaşarak birbirimizin
acılarımızı-yaralarımızı sardık, iyileştirdik. Deprem olduğunda orada olmayan devlet,
dayanışma içinde olanlara da saldırıyordu.
Ailelerimiz, halkımız ve bizler olarak depremin acı izleri
hala üzerimizde. Yaşanan depremde katliamdan sağ çıkanlara gerçek somut çözüm
bulunabilecekken hiçbir sorun çözülmedi. İktidar ve yetkililer, düzen partileri
olsun, bütün bu yaşanan sorunlar için herkes bir şeyler yapabilirdi.
Gelen maddi yardımlar halka ulaştırılmadı. İnsanlarımız
depremdeki kayıplarını arıyor, istiyor… Bu da ayrıca tarifsiz bir acı, öfke,
kızgınlık. Barınma, ısınma, elektrik, su sorunları ve çözülmemiştir. Halkımıza
yapılan haksızlık, politiktir. Aynı zamanda buradaki hayat, sosyal siyasi ve
ekonomik olarak gittikçe zorlaştı. Ön sırada olan sorunlardan biri de
mülksüzleşme…
Canımız annemizin ölümüne sebep olanların yargılanması için
yeniden ‘’Adalet İstiyoruz’’ mücadelesine devam edeceğiz.
Depremden sonra barınma sorunlarımızdan kaynaklı
direnişimize ara verdik.
Tarihi olan 6 Şubat depremlerinde katledilen canlarımıza da
‘’Adalet İstiyoruz Direnişi’’nde yer vereceğiz.
Sağ kalan bütün halkımızın, barınma sorunu ve tüm hakları
için daha önce de olduğu gibi, herkes için adalet isteyeceğiz. Halkımızın
desteğini bekliyoruz.
https://halkinsesiradyo.net/index.php/2024/01/31/roportaj-edibe-ozcelikin-katilleri-cezalandirilsin/
Anti Emperyalist Cephe
TV’den Gökhan Yıldırım röportajı. Anti Emperyalist Cephe TV adalet için ölüm
orucu direnişi yapan ve ölüm orucu direnişin 255. Gününde AKP faşizminin
tahliye etmek zorunda kaldığı Gökhan Yıldırım ile röportaj yaptı. Gökhan
Yıldırım direnişinin 256. Gününde yaptığı açıklamayla direnişe ara verdiğini
açıklamıştı.
Gökhan Yıldırım tahliyesi
sonrası Anti Emperyalist Cephe TV’ye vermiş olduğu ilk röportajı yayınlıyoruz.
Sibel Balaç Derhal
Serbest Bırakılsın!
Ölüm Orucunun talepleri
derhal kabul edilsin!
Yaşasın Ölüm Orucu
Direnişimiz!
Gerçek Haber Ajansı’nın Ukrayna’da yaşanan son gelişmeler ve
anti emperyalist bakış açısıyla Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonu
üzerine yaptığı röportajı paylaşıyoruz.
Video Linki: https://youtu.be/2GtAi24OXV8
Yunanistan Hapishanelerinde Tutsak Ali Ercan Gökoğlu ve Şadi
Naci Özpolat,
Anti-Emperyalist Cephe’den Kostantina Kartsioti ve Donbas
Borotba Birliği’nden ALEXEY ALBU İle Yaptığımız röportajı yayımlıyoruz…
– Ukrayna’da Son Durum…
– Anti Emperyalist Olmak Ne Demektir? “Ukrayna Rusya
Savaşı”nda Sosyalistlerin Tavrı Ne Olmalıdır?
– Rusya Emperyalist Mi?
– Rusya Ukrayna Savaşı Değil, ABD-AB Emperyalistlerinin NATO
İle Rusya’yı Kuşatma Saldırısını Durdurma Operasyonudur!
İtalya’da Anti Emperyalist Cephe Radio Sonar ile Ölüm Orucu İle İlgili Roportaj Yaptı
Radio Sonar Anti-Emperyalist Cephe İtalya ile Sibel ve
Gökhan hakkında röportaj yaptı
İtalya’da yayın yapan Radio Sonar AEC temsilcisi ile Sibel
ve Gökhan ile ilgili röportaj yaptı.
Röportajında AEC temsilcisi Sibel Balaç’ın neden tutuklandığını
anlattı. Dinleyicilere Sibel Balaç’ın Yüksel Direnişçisi olduğunu ifade etti.
Bu bağlamda Nuriye Gülmen’in de hapishanede olduğuna
söyledi. Sibel’in de 8 sene hapis cezasına çarptırıldığı belirtildi.
Röportaj da Gökhan Yıldırım ile de ayrıntılı bilgi verildi.
Uyuşturucuya karşı verdiği mücadele ederken kendi öz
evladına tecavüze yeltenen bir sapığın yalan yanlış ifadesiyle 46 sene hapis cezası
aldığı anlatıldı.
Röportaj da sadece durum ile ilgili bilgi verilmedi.
Dayanışmaya çağrıldı ve insanlara neler yapabilecekleri izah edildi.
https://radiosonar.net/salviamo-le-vite-dei-prigionieri-politici-turchi/







