Türkiye’deki
“Mezar Tipi Hapishanelere” hiçbir mücadeleci gönderilemez!
Siyasi sığınma
statüsü tanınmış ve 30 yılı aşkın süredir Yunanistan’da yaşayan Türk ve Kürt
mücadelecilerin demokratik ve siyasal hakları ölümcül bir tehlike altındadır.
26/1/26
tarihinde siyasi mülteci Halil Demir’in 4,5 yıl hapis cezasına çarptırıldığı
son dava – bir yargı parodisi – ve bu kararın, Mitsotakis ile Erdoğan’ın
Türkiye’deki görüşmesinden sadece birkaç gün önce alınmış olması, benzer
uygulamaların kalıcı hale getirildiğini göstermektedir. Bu tür yargı yöntemleri
fiilen mücadelecilerin ifade ve siyasal faaliyet hakkını suç haline getirmekte,
sığınma talep etme haklarını tartışmaya açmakta ve onları yıllardır mahkûm
etmeye ve fiilen fiziksel olarak yok etmeye çalışan Türk devletinin ellerine
teslim etmeye zemin hazırlamaktadır.
2021’den sonra
Türkiye’deki cezaevi sistemi, S, Y ve R tipi olarak bilinen yeni yüksek
güvenlikli hapishanelerle genişletildi. Bu tesisler, tutukluların günlük
yaşamının sıkı kontrolüne ve geniş çaplı tecride dayalı modeller temel alınarak
tasarlanmıştır. “Mezar tipi hapishaneler” ifadesi, bu yerlerde uygulanan uzun
süreli tecrit rejimini tanımlamak için avukatlar ve hak örgütleri tarafından
kullanılmaktadır.
S ve Y tipi
hapishaneler çoğunlukla tek ya da üç kişilik hücrelerden oluşur; tutuklular
arasında iletişim imkânı son derece sınırlıdır. Önceki hapishane tiplerinde
bulunan büyük koğuşlar ve ortak alanların aksine, yeni yapılar sürekli
ayrıştırılmış tutukluluğa dayanmaktadır.
Tutuklular
günün büyük bölümünü hücrelerinde geçirir. Havalandırma süresi sınırlıdır ve
çoğu zaman diğer tutuklularla en az görsel temasın olduğu küçük, kapalı
alanlarda yapılır. Ortak etkinliklere, eğitime veya çalışmaya erişim diğer
cezaevlerine kıyasla ciddi biçimde kısıtlıdır.
Avukatların ve
tutuklu ailelerinin aktardıklarına göre, insan temasının en aza indirildiği,
saatlerce ya da günlerce süren tecrit uygulamalarının olduğu bir rejim söz
konusudur.
Bu
hapishanelerde kimler tutuluyor?
S ve Y tipi
hapishaneler çoğunlukla şu kişiler için kullanılmaktadır:
– “Terör”
suçlamasıyla yargılanan veya hüküm giymiş kişiler
– Siyasi
tutuklular
– Yetkililerin
“yüksek riskli” olarak nitelendirdiği mahpuslar
– Daha önce
açlık grevi ya da cezaevi içi protestolara katılmış kişiler
Bu tür
tesislere sevk, “güvenlik” ya da “disiplin” gerekçesiyle yapılabilmektedir.
Avukat raporları, bazı durumlarda sevklerin açık bir gerekçe olmaksızın ve
tutukluların ruhsal ya da fiziksel durumları dikkate alınmadan
gerçekleştirildiğini belirtmektedir.
Uzun süreli
tecrit, uluslararası tıbbi ve psikiyatrik kuruluşlar tarafından; depresyon ve
anksiyete bozuklukları, uyku sorunları, bilişsel gerileme, kendine zarar verme
ve intihar eğilimi riskinin artmasıyla ilişkilendirilmiştir.
Türkiye’deki bu
hapishanelere ilişkin raporlarda, uzun süreli tecrit sonrası mahpusların ruh
sağlığının kötüleştiği vakalar kaydedilmiştir. Daha az kısıtlayıcı rejimlere
nakil taleplerinin sıklıkla reddedildiği belirtilmektedir.
S ve Y tipi
hapishanelerdeki tutuklular; görüş sıklığı ve süresi, telefon hakkı, basılı
materyal ve kitaplara erişim, grup etkinliklerine katılım gibi konularda daha
ağır kısıtlamalara tabidir.
Avukat
görüşmeleri resmî olarak mümkün olsa da, görüşmeler sırasında idari engeller,
gecikmeler ve yoğun gözetim uygulandığına dair bildirimler vardır.
Türkiye’deki
insan hakları örgütleri, bu hapishanelerin işleyiş rejiminin yeniden gözden
geçirilmesini talep etmekte; uzun süreli tecridin özellikle uzun dönemli
uygulandığında insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele oluşturduğunu
vurgulamaktadır.
Şikâyetler
münferit olaylara değil, bu hapishane tiplerinin yapısal işleyişine yöneliktir.
Tecrit, istisnai bir tedbir değil, tasarımın temel unsurudur.
Türkiye’de
genel cezaevi koşulları
Türkiye’de
cezaevi koşulları; altyapı, mahpuslara muamele ve temel hizmetlere erişim
açısından uluslararası ve bağımsız kuruluşlar tarafından ciddi biçimde sorunlu
olarak kaydedilmiştir. Raporlarda üç temel unsur öne çıkmaktadır: aşırı
doluluk, yaygın hak ihlalleri ve yetersiz tıbbi bakım.
2024 yılı
sonunda Türkiye’deki mahpus sayısı yaklaşık 378.657 iken, resmî kapasite
yaklaşık 299.000’dir. Doluluk oranı tasarlanan kapasitenin %126’sını aşmıştır.
Bu durum hücrelerde aşırı kalabalığa, su ve hijyen altyapısında baskıya ve
ortak alanlara sınırlı erişime yol açmaktadır.
Aşırı doluluk;
hücre başına öngörülen sayıdan fazla mahpus barındırılması ve yatak ile kişisel
hijyen malzemeleri gibi temel ekipman eksikliği şeklinde yansımaktadır.
Kaydedilen Hak
İhlalleri
2024 yılı için
Türkiye cezaevlerinde en az 26.632 insan hakları ihlali vakası kaydedilmiştir.
Bunlar arasında:
– Tıbbi bakımın
reddi veya geciktirilmesi
– Kötü muamele
ve şiddet olayları
– Uzun süreli
ya da gerekçesiz tecrit
– Kırılgan
gruplara yönelik ayrımcılık
Bu kayıtlar;
mahpus tanıklıkları, avukat ve aile raporları ile mümkün olan durumlarda
yapılan yerinde ziyaretlere dayanmaktadır.
1.400’den fazla
mahpus hasta olarak tanımlanmış; bunların 300’den fazlası düzenli tıbbi takip
gerektiren ciddi ya da kronik hastalıklara sahiptir. Hastanelere sevklerde
gecikmeler, cezaevlerinde sağlık personeli eksikliği ve uzman tedavilere
sınırlı erişim rapor edilmiştir.
Bazı vakalarda
dış hastanelere sevk taleplerinin reddedildiği ya da ciddi biçimde
geciktirildiği; kronik hastalık tedavilerinin sürdürülemediği belirtilmiştir.
Terörle
Mücadele Yasası Ve Siyasi Davalar
Türkiye’de
Terörle Mücadele Yasası; siyasi faaliyet, kamuya açık ifade ve toplumsal
girişimlere katılım gibi geniş bir alanı kapsayacak şekilde uygulanmaktadır.
Gazeteciler, avukatlar, aktivistler ve siyasetçiler; silahlı eylemle doğrudan
bağlantı olmaksızın “terör” suçlamalarıyla yargılanmış ya da tutuklanmıştır.
Özellikle
“silahlı örgüt üyeliği”ne ilişkin hükümler; gazetecilik faaliyeti, siyasi
konuşmalar ve barışçıl protestolarla bağlantılı davalarda uygulanmıştır. Bu
düzenlemelerin kapsamı, şiddet içermeyen eylemler için de kovuşturma açılmasına
imkân tanımaktadır.
Son yıllarda
mahpus sayısında sürekli bir artış gözlenmektedir. 2023’te yaklaşık 273.405
olan sayı, 2025’te mevcut tahminlere göre 400.000’i aşmıştır.
Ayrıca koşullu
salıverme şartlarını etkileyen yasal değişiklikler, bazı mahkûm kategorileri
için fiilî cezaevinde kalma süresini artırmıştır.
Tutukluluk
(yargılama öncesi tutuklama) özellikle siyasi nitelikli davalarda yaygın
biçimde kullanılmaktadır. Geçici bir tedbir olmasına rağmen, bazı sanıkların
yargılama öncesinde uzun süre tutuklu kaldığı vakalar kaydedilmiştir.
Yunanistan’daki
Siyasi Mülteciler
Yunanistan’da
Türkiye’den gelen siyasi mülteciler kamusal ve siyasal faaliyet yürütmekte;
işçilerin, gençliğin ve yoksul halk kesimlerinin yanında kitlesel mücadele ve
eylemlere katılmaktadır. Bu mücadelecilerin hukuki hak ve demokratik
özgürlüklerinden mahrum bırakılmaması için verilen mücadele, ülkemizde baskıya,
yoksulluğa ve savaşa karşı işçi-halk hareketinin mücadelesinin bir parçasıdır.
– Siyasi
mültecileri savunmak, siyasi sığınma statüsünün kaldırılması ve Ankara
rejiminin işkencecilerinin ve cellatlarının eline teslim edilmesi girişimini
püskürtmek için harekete geçelim.
– Yunanistan ve
Türkiye’nin gerici burjuva sınıflarının “pazarlıklarına”, Mitsotakis
hükümetinin ve Erdoğan rejiminin “gizli diplomasisine” hayır.