0
Sayın Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Rahmi Turan, Necati Doğru,
Soner Yalçın, Yılmaz Özdil, Saygı Öztürk, Deniz Zeyrek, Çiğdem Toker, Murat
Muratoğlu…
Sayın Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Rahmi Turan, Necati Doğru,Soner Yalçın, Yılmaz Özdil, Saygı Öztürk, Deniz Zeyrek, Çiğdem Toker, Murat
Muratoğlu…
Sizlere Almanya-Hamburg hapishanesinden yazıyorum.
Emperyalizme ve faşizme karşı mücadele eden bir devrimci olduğum için
hapishanedeyim. Gazetenizin abonesiyim. Sadece size değil, olanaklarım
ölçüsünde tüm burjuva basını takip etmeye çalışıyorum. Biliyorum, yok
birbirimizden farkımız.
Emperyalizme ve faşizme karşı mücadele eden bir devrimci olduğum için
hapishanedeyim. Gazetenizin abonesiyim. Sadece size değil, olanaklarım
ölçüsünde tüm burjuva basını takip etmeye çalışıyorum. Biliyorum, yok
birbirimizden farkımız.
Burjuva basının-medyanın (siz kendinizi nasıl tarif
ediyorsunuz, bilemiyorum. Ama eminim ki ‘Halkın Sözcüsüyüz’ diye caka satıyorsunuz.)
Kime ve neye hizmet ettiğine girmeyeceğim. Ki sizler yaşadığınız deneylere
yeterince tecrübe edinmiş olmalısınız. Bu uzun ve ayrı bir konu, meramım da o
değil zaten.
ediyorsunuz, bilemiyorum. Ama eminim ki ‘Halkın Sözcüsüyüz’ diye caka satıyorsunuz.)
Kime ve neye hizmet ettiğine girmeyeceğim. Ki sizler yaşadığınız deneylere
yeterince tecrübe edinmiş olmalısınız. Bu uzun ve ayrı bir konu, meramım da o
değil zaten.
Rahmetli Can Yücel yaşıyor olsaydı, O’na sorar; sizler için
en usturuplu ve ‘özlü sözü’ öğrenir, doğrudan söyleyiverirdim söyleyeceklerimi.
Lakin küfürün de hakkını vermek gerek. Neyse, konuya geleyim:
en usturuplu ve ‘özlü sözü’ öğrenir, doğrudan söyleyiverirdim söyleyeceklerimi.
Lakin küfürün de hakkını vermek gerek. Neyse, konuya geleyim:
Ey ‘kumpasların-komploların mağduru’ sözcü,
Ey ‘en muhalif, en demokrat, en dürüst, en objektif, en en
en iyi gazetecilik yapan Sözcü yazarları…
en iyi gazetecilik yapan Sözcü yazarları…
‘Siz susarsanız Türkiye Susar değil mi?
Peki, duydunuz mu, yaşadığınız topraklarda, dünyanın
Türkiye’sinde Helin Bölek, Mustafa Koçak ve İbrahim Gökçek gün gün, dakika
dakika, an be an, gözlerinizin önünde eriyerek verdiler son nefeslerini.
Türkiye’sinde Helin Bölek, Mustafa Koçak ve İbrahim Gökçek gün gün, dakika
dakika, an be an, gözlerinizin önünde eriyerek verdiler son nefeslerini.
Siz görüp-duysaydınız onları, sizle birlikte belki başkaları
da duyacaktı. Herkes birbirine anlatacaktı. Ve o üç insan şimdi yaşayacaktı…
da duyacaktı. Herkes birbirine anlatacaktı. Ve o üç insan şimdi yaşayacaktı…
Hani, size de adaletsizlikler yapılıyor ya; işte bu 3 genç,
300 gündür ‘ADALET İÇİN…’ ölüme yatırmışlardı bedenlerini. Kör oldunuz, sağır
oldunuz. 300 gün boyunca adlarından, direnişlerinden, ne istediklerinden söz
etmediniz.
300 gündür ‘ADALET İÇİN…’ ölüme yatırmışlardı bedenlerini. Kör oldunuz, sağır
oldunuz. 300 gün boyunca adlarından, direnişlerinden, ne istediklerinden söz
etmediniz.
Hadi, o kör gözleriniz aydın olsun: gencecik 3 insan, umut
ve coşku dolu 3 devrimci, 3 vatansever ÖLDÜ!
ve coşku dolu 3 devrimci, 3 vatansever ÖLDÜ!
Helin ve İbrahim; halkın ve haklının türkülerini yapan Grup
Yorum emekçileriydi.
Yorum emekçileriydi.
Mustafa Koçak; 800 yıllık ‘adil yargılanma hakkını’ savunan
ve bu hakkını kullanabilmek için canını ortaya koyan, adalet arayan bir
devrimciydi.
ve bu hakkını kullanabilmek için canını ortaya koyan, adalet arayan bir
devrimciydi.
Siz sustunuz. Herkes susacak, kimse duymayacak sandınız.
YANILDINIZ; Tüm dünya ayağa kalktı.
YANILDINIZ; Tüm dünya ayağa kalktı.
Bütün yabancı gazeteler-televizyonlar haber yaptı. Anadolu
Ajansı size haber geçmediğinden mi(!) bilemiyorum ama bir siz bir de faşist
AKP’nin beslemesi çanak yalayıcıları ‘yok’ saydı, tek satır haber yapmadı.
Ajansı size haber geçmediğinden mi(!) bilemiyorum ama bir siz bir de faşist
AKP’nin beslemesi çanak yalayıcıları ‘yok’ saydı, tek satır haber yapmadı.
Lanet olsun sizin demokratlığınıza, gazeteciliğinize ve de
insanlığınıza!
insanlığınıza!
Sanki yeni bir şey keşfetmişçesine AKP’nin usulsüzlükleriyle,
bilmem nerenin müdürünün maaşıyla oyalandınız. Halk düşmanı AKP’nin dağıtmadığı
maskenin peşine düştünüz, sayısız haber yaptınız. Bunları da yapın-yazın tabi.
Fakat nerede görülmüş faşizmin halk sağlığını düşündüğü? Onların işi-gücü ölümüzden
de dirimizden de yararlanmak değil mi zaten. Kaldı ki bu halk düşmanlığı, maske
dağıtımının çok çok ötesindedir. Bunu bilirsiniz.
bilmem nerenin müdürünün maaşıyla oyalandınız. Halk düşmanı AKP’nin dağıtmadığı
maskenin peşine düştünüz, sayısız haber yaptınız. Bunları da yapın-yazın tabi.
Fakat nerede görülmüş faşizmin halk sağlığını düşündüğü? Onların işi-gücü ölümüzden
de dirimizden de yararlanmak değil mi zaten. Kaldı ki bu halk düşmanlığı, maske
dağıtımının çok çok ötesindedir. Bunu bilirsiniz.
Peki ama sizlerin taktiği en demokrat muhalif en cesur
gazeteci maskesine ne demeli?
gazeteci maskesine ne demeli?
Sahi insanın 300 günleri aşan direnişleri ve art arda
yaşanan ölümlerini görmemek-göstermemek, duymamak-duyurmamak için
yaşanan ölümlerini görmemek-göstermemek, duymamak-duyurmamak için
sizler nasıl bir maske kullanıyorsunuz? Birçoğunun pabuç
aşındırmadığı kapı kalmadı. Bugüne kadar onlarca medya kuruluşunda çalıştınız.
Her kapıda verdikleri yeni maskeyi taktınız, kalemlerinizden zehir akıttınız.
Peki, ne oldu? Yaranabildiniz mi efendilerinize?
aşındırmadığı kapı kalmadı. Bugüne kadar onlarca medya kuruluşunda çalıştınız.
Her kapıda verdikleri yeni maskeyi taktınız, kalemlerinizden zehir akıttınız.
Peki, ne oldu? Yaranabildiniz mi efendilerinize?
Ben söyleyeyim: kullanım süreniz dolunca maskeleriniz
aşınınca konuluverdiniz kapı önüne! Öylemi?
aşınınca konuluverdiniz kapı önüne! Öylemi?
Sahi hatırlıyor musunuz kaç kapıdan kovulduğunuzu,
seceresini tuttunuz mu? (Yaş malum, siz unuttuysanız ben hatırlatabilirim
size!)
seceresini tuttunuz mu? (Yaş malum, siz unuttuysanız ben hatırlatabilirim
size!)
Neredeyse bir çoğunuz 70ine merdiven dayamış. Gözüm yok,
‘Allah daha uzun ömür versin’ diyeceğim ama yararı kime?
‘Allah daha uzun ömür versin’ diyeceğim ama yararı kime?
‘Usta kalemler’siniz, pek güzel yazılar yazıyorsunuz,
hoşsunuz, iyisiniz de, iyiliğiniz kime? (Bakınız: B. Brecht/ ‘iyi insana bir
iki soru’)
hoşsunuz, iyisiniz de, iyiliğiniz kime? (Bakınız: B. Brecht/ ‘iyi insana bir
iki soru’)
Halkımızın bir söz vardır; ‘Ne anasının gözü kaşarlarsınız
siz. Ağzınızdan ishal olmuş çanak yalayacıların alasına taş çıkartırsınız.
siz. Ağzınızdan ishal olmuş çanak yalayacıların alasına taş çıkartırsınız.
Bugüne kadar ne Helinler, Mustafalar, İbrahimler öldü de
“bana mısın” demediniz, değil mi?
“bana mısın” demediniz, değil mi?
“AKP karşıtlığı” üzerine kurulu
muhalifliğiniz-demokratlığınızın evvelinizi de biliriz. Haliyle “o
köprülerin altından çok sular aktı” deyip, unutmuş olabilirsiniz. Ama biz
unutmadık. (Soner Yalçın iyi bilir; tarihin en “kötü” huyudur
unutmamak). Ne Şevket Kazan borazanlığı yaptığınız günleri ne de Sami Türk
tetikçiliğini unutmuş değiliz. 19-22 Aralık 2000’de diri diri yakılan cesetlerimizin
dumanı tüterken el birliği ile attığınız kanlı manşetler arşivlerde saklı. Ki,
o günlerden bu yana -kimilerimiz ‘kandırıldık- aldatıldık’ desede – değişen
sadece efendileriniz oldu.
muhalifliğiniz-demokratlığınızın evvelinizi de biliriz. Haliyle “o
köprülerin altından çok sular aktı” deyip, unutmuş olabilirsiniz. Ama biz
unutmadık. (Soner Yalçın iyi bilir; tarihin en “kötü” huyudur
unutmamak). Ne Şevket Kazan borazanlığı yaptığınız günleri ne de Sami Türk
tetikçiliğini unutmuş değiliz. 19-22 Aralık 2000’de diri diri yakılan cesetlerimizin
dumanı tüterken el birliği ile attığınız kanlı manşetler arşivlerde saklı. Ki,
o günlerden bu yana -kimilerimiz ‘kandırıldık- aldatıldık’ desede – değişen
sadece efendileriniz oldu.
Helinlere düşmanlıkta yine birliktesiniz. Ama unuttuğunuz bir
şey var, Sözcünün kaşarları; Helinlerin, Mustafaların, İbrahimlerin uğruna
canlarını verdikleri ADALET size de lazım!
şey var, Sözcünün kaşarları; Helinlerin, Mustafaların, İbrahimlerin uğruna
canlarını verdikleri ADALET size de lazım!
Evet Soner Yalçın; 33 yıllık gazetecisin, bu ülkede adaletin
nasıl işlediğini en iyi bilenlerden ve adaletsizliklerden yakınan birisiniz.
Gerek yaşadığın tutsaklık süreci gerek oda TV’ye yönelik baskılar ve gerekse Barışların
tutuklanması bile senin için yeterince veridir elbette. Ama bana sorarsan-ki
sormasanda olur- ya bu adaletsizliklerden hiç mi hiç rahatsız değilsin ya da
iki yüzlü riyakarın birisin.
nasıl işlediğini en iyi bilenlerden ve adaletsizliklerden yakınan birisiniz.
Gerek yaşadığın tutsaklık süreci gerek oda TV’ye yönelik baskılar ve gerekse Barışların
tutuklanması bile senin için yeterince veridir elbette. Ama bana sorarsan-ki
sormasanda olur- ya bu adaletsizliklerden hiç mi hiç rahatsız değilsin ya da
iki yüzlü riyakarın birisin.
NİYE Mİ? Diyalektiği sen benden daha iyi bilirsin. Yani
“sebep-sonuç ilişkisi” diyorum. Yani “herşey birbirine
bağlıdır” diyorum. Yani “hiç birşey masum değildir” diyorum.
Öylemi Soner Yalçın? Evet öyle ama burjuva ideolojisi diyalektik düşünceyi
reddeder.
“sebep-sonuç ilişkisi” diyorum. Yani “herşey birbirine
bağlıdır” diyorum. Yani “hiç birşey masum değildir” diyorum.
Öylemi Soner Yalçın? Evet öyle ama burjuva ideolojisi diyalektik düşünceyi
reddeder.
Nasıl, tanıdık geldimi bu yöntem sana? O halde tarihsel
gelişimi içinde devam edelim. Merak etme senin kadar eskiye ve tarihe-rakamlara
girmeyeceğim.
gelişimi içinde devam edelim. Merak etme senin kadar eskiye ve tarihe-rakamlara
girmeyeceğim.
Örneğin “adalet ve adaletsizlik” kavramlarıyla ilk
sınıflı toplumların ortaya çıktığı süreçte karşılaşırız. Ve o gün bu gündür
adalet, egemen sınıfın elindeki keskin bir kılıçtır. Örneğin
“direnmek” bir haktır. “Direnme” kelimesi TDK sözlüğünde;
Herhangi bir düşünce de, bir istekte yada bir durumda karşı koyma, ayak direme,
inat etme, ısrar etme veya mukavemet gösterme” olarak tanımlanır.
sınıflı toplumların ortaya çıktığı süreçte karşılaşırız. Ve o gün bu gündür
adalet, egemen sınıfın elindeki keskin bir kılıçtır. Örneğin
“direnmek” bir haktır. “Direnme” kelimesi TDK sözlüğünde;
Herhangi bir düşünce de, bir istekte yada bir durumda karşı koyma, ayak direme,
inat etme, ısrar etme veya mukavemet gösterme” olarak tanımlanır.
Freeman’a göre “direnme”; başkasının eylem veya
iradesine karşı pisikolojik veya fiziki her türlü muhalefeti kapsar ve
zorlamanın karşısındaki savunma hareketidir.
iradesine karşı pisikolojik veya fiziki her türlü muhalefeti kapsar ve
zorlamanın karşısındaki savunma hareketidir.
“Direnme hakkı” ise Ana Britannica’da; “Anayasa ve hukuka aykırı tutum ve
davranışlarıyla meşruluğunu yitiren bir iktidara karşı koyma şeklinde
tanımlanmaktadır.
davranışlarıyla meşruluğunu yitiren bir iktidara karşı koyma şeklinde
tanımlanmaktadır.
Direnme hakkı hukuki, siyasi ve zorunlu bir haktır. Yüzlerce
yıllık mücadele ve çok ağır bedeller ödenerek kazanılmıştır. Açlığa, yoksulluğa
ve her türlü acılara karşı büyük bir tahammül gösteren ve zamanla
“alışan” insanoğlu esarete, onursuzluğa ve adaletsizliğe karşı asla
aynı tahammülü göstermemiştir. İşte, insanı insan yapan ve diğer canlılardan
ayıran en temel özelliklerden biri budur. Çünkü onur, adalet ve özgürlük
insanoğlunun yaşam ve ölüm gerekçesidir.
yıllık mücadele ve çok ağır bedeller ödenerek kazanılmıştır. Açlığa, yoksulluğa
ve her türlü acılara karşı büyük bir tahammül gösteren ve zamanla
“alışan” insanoğlu esarete, onursuzluğa ve adaletsizliğe karşı asla
aynı tahammülü göstermemiştir. İşte, insanı insan yapan ve diğer canlılardan
ayıran en temel özelliklerden biri budur. Çünkü onur, adalet ve özgürlük
insanoğlunun yaşam ve ölüm gerekçesidir.
Dolayısıyla, insanın baskı, zulüm haksızlık ve
adaletsizliklere karşı-yasal ya da yasadışı-direnmesi, boyun eğmemesi onun
doğal, vazgeçilmez, meşru hakkıdır.
adaletsizliklere karşı-yasal ya da yasadışı-direnmesi, boyun eğmemesi onun
doğal, vazgeçilmez, meşru hakkıdır.
“Bunları bana niye anlatıyorsun? deme Soner Yalçın,
şuraya geleceğim:
şuraya geleceğim:
Bugün dünyada ve
ülkemizde yaşanan bunca zulme ve adaletsizliğe karşı kim ne yapıyor? Direnme
hakkı başta olmak üzere en temel haklarımız kullanılmaz hale getirip, gasp
edilirken, kim-nasıl direniyor?
ülkemizde yaşanan bunca zulme ve adaletsizliğe karşı kim ne yapıyor? Direnme
hakkı başta olmak üzere en temel haklarımız kullanılmaz hale getirip, gasp
edilirken, kim-nasıl direniyor?
Adil yargılanma hakkı 800yıldan fazla zamandır hukuk
metinlerinde yer almaktadır. Ancak bugün, anayasada ve uluslararası metinlerde
herkese tanınan bu hakkı kullanabilmek için 28 yaşındaki devrimci Mustafa Koçak
canını verdi.
metinlerinde yer almaktadır. Ancak bugün, anayasada ve uluslararası metinlerde
herkese tanınan bu hakkı kullanabilmek için 28 yaşındaki devrimci Mustafa Koçak
canını verdi.
Ve Grup Yorum emekçileri Helin Bölek, İbrahim Gökçek özgürce
söyleyebilmek için türkülerini enstrüman yaptı bedenlerini. Açlığa yattılar.
söyleyebilmek için türkülerini enstrüman yaptı bedenlerini. Açlığa yattılar.
3 gün-5 gün değil. Helin 288 gün, İbrahim 323 gün direndi.
Adaletin adı halkların ölümsüz şarkısı oldular…
Adaletin adı halkların ölümsüz şarkısı oldular…
Evet Soner Yalçın; Sen ne yaptın bunca zaman içinde?
Ben söyleyeyim: yazdığın onca yazının sadece ikisinde
zorlama bir cümlede “Grup Yorum” adını geçirdin. Şu hâlde direnenleri
sahiplendiğini, onların sesi olduğunu, adaletsizliklere karşı olduğunu, iddia
edebilir misin?
zorlama bir cümlede “Grup Yorum” adını geçirdin. Şu hâlde direnenleri
sahiplendiğini, onların sesi olduğunu, adaletsizliklere karşı olduğunu, iddia
edebilir misin?
Hem Barış’ların uğradığı haksızlıklara karşı çıkıp onların
özgürlüğünü istiyor görüneceksin, hem de adalet için canını verenleri görmezden
geleceksin. Yok böyle bir sosyalistlik, demokratlık Soner Yalçın. İşte bunun
adı ikiyüzlülük ve riyakarlıktır.
özgürlüğünü istiyor görüneceksin, hem de adalet için canını verenleri görmezden
geleceksin. Yok böyle bir sosyalistlik, demokratlık Soner Yalçın. İşte bunun
adı ikiyüzlülük ve riyakarlıktır.
Küçük burjuvazinin göz bebeği, sıkı kalemi, Kemalist aydını
Yılmaz Özdil; siz ne güzel yazıyorsunuz, ne büyük yazarsınız! Yazılarınızı bir
okuyan, bir daha okuyor. Hızını alamıyor başkalarına da okutuyor. Gençler
sevgililerine senin yazılarını gönderiyor hediye diye. Basit, anlaşılır dille
yazıyorsun ya, örneklerde aydınlatıyorsun ya; müptelan olmuş bir yığın okumuş.
Yılmaz Özdil; siz ne güzel yazıyorsunuz, ne büyük yazarsınız! Yazılarınızı bir
okuyan, bir daha okuyor. Hızını alamıyor başkalarına da okutuyor. Gençler
sevgililerine senin yazılarını gönderiyor hediye diye. Basit, anlaşılır dille
yazıyorsun ya, örneklerde aydınlatıyorsun ya; müptelan olmuş bir yığın okumuş.
Bilgin ve çağdaşlığınla sosyal medyayı sallıyorsun.
Kitapların yok satıyor, asrın lideri “ve tüm şürekâsı bile engel olamıyor.
Kitapların yok satıyor, asrın lideri “ve tüm şürekâsı bile engel olamıyor.
Senin bu pandemik etkine…
Hakkını teslim etmek gerek; ilaç gibi geliyorsun
“cahil” halkın isyankâr gönlüne. Bir zamanların “acılı
arabeski” tadında, tam damarda. Ve fakat bir bilirse bu
“cahil-cühela-ahali” senin kendilerini aşağıladığını, hor gördüğünü,
o vakit ters çevirir yere sokar seni. Anlamadıysan, başa dön bir daha oku, ben
bekliyorum burada seni. Tamam mı? Anladın mı? O halde devam edelim öyleyse.
“cahil” halkın isyankâr gönlüne. Bir zamanların “acılı
arabeski” tadında, tam damarda. Ve fakat bir bilirse bu
“cahil-cühela-ahali” senin kendilerini aşağıladığını, hor gördüğünü,
o vakit ters çevirir yere sokar seni. Anlamadıysan, başa dön bir daha oku, ben
bekliyorum burada seni. Tamam mı? Anladın mı? O halde devam edelim öyleyse.
“Civciv yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmemiş” der
halkımız senin gibilerine.
halkımız senin gibilerine.
Leylekler mi getirdi seni de? Bu halkı beğenmiyor.
“Cahil – koyun sürüsü- ahali…” deyip hakaret ediyorsun.
“Cahil – koyun sürüsü- ahali…” deyip hakaret ediyorsun.
(Hastalıkla değil hasta ile uğraşıyor, ormanı değil ağacı
görüyorsun. Asıl suçluları ve sorumluları gizleyip faturayı da halka
çıkarıyorsun. Unutma, AKP iktidarı-asrın lideri “zulüm ve sömürü düzeninin
bugünkü icracısıdır sadece. Bir zalim gider başka birisi gelir. Yani sorun
sistemdir.)
görüyorsun. Asıl suçluları ve sorumluları gizleyip faturayı da halka
çıkarıyorsun. Unutma, AKP iktidarı-asrın lideri “zulüm ve sömürü düzeninin
bugünkü icracısıdır sadece. Bir zalim gider başka birisi gelir. Yani sorun
sistemdir.)
Hani laik ve Kemalist’sin ya, özel Atatürk kitapları yazıp,
1881 adet basıp bilmem kaç bin liraya satıyorsun ya; işte o kitapları yazarken
araştırma zahmetinde bulunduysan mutlaka görmüş-okumuş olmalısın; Atatürk
Kurtuluş savaşını bu halk ile birlikte verdi. Senin, o büyük “cahil-cüheyla-sürü-ahali”
deyip aşağıladığın baldırı çıplak halk yedi düvele meydan okuyandı. Ve senin
beğenmediğin bu halk kendine verilen değeri-emeği asla unutmaz, inkar etmez.
(Tabi, senin Bodrum’daki komşuların kadir-kıymet bilmeyen nankörlerse orasını
bilemem. Hem zaten aş-iş bulamayan, başını sokacak evi olmayan ahalinin Bodrum
sayfiyelerinde işi ne?)
1881 adet basıp bilmem kaç bin liraya satıyorsun ya; işte o kitapları yazarken
araştırma zahmetinde bulunduysan mutlaka görmüş-okumuş olmalısın; Atatürk
Kurtuluş savaşını bu halk ile birlikte verdi. Senin, o büyük “cahil-cüheyla-sürü-ahali”
deyip aşağıladığın baldırı çıplak halk yedi düvele meydan okuyandı. Ve senin
beğenmediğin bu halk kendine verilen değeri-emeği asla unutmaz, inkar etmez.
(Tabi, senin Bodrum’daki komşuların kadir-kıymet bilmeyen nankörlerse orasını
bilemem. Hem zaten aş-iş bulamayan, başını sokacak evi olmayan ahalinin Bodrum
sayfiyelerinde işi ne?)
Kusura bakma, bay Özdil, elimizde olan ve bin yıllardır
Anadolu topraklarında yaşayan halk bu. Senin bildiğin bir yerde daha zeki bir
halk varsa, “asrın lideri” getiriversin sana.
Anadolu topraklarında yaşayan halk bu. Senin bildiğin bir yerde daha zeki bir
halk varsa, “asrın lideri” getiriversin sana.
Son yazılarının birindeki şu bölüm dikkatimi çekti “Biz
bu memleket için hayatımızı ortaya koyduk. Ev mev dediğin nedir. Kalemimizi
satmadan, namuslu gazeteciliğe devam edeceğiz. “Biat etmeyeceğiz”!
Demişsin. Doğrusu bu sözlerin hakkını verene can kurban. Ama sen Özdil, büyük
lokma ye büyük laf etme. Zira “Bu sözler ki, ağzımızdan çıkmıştır bir kez,
uğrunda ölürüz” diyen A. İlhan’a ve hayatın katıksız doğrusuna ters düşmüş
olursun.
bu memleket için hayatımızı ortaya koyduk. Ev mev dediğin nedir. Kalemimizi
satmadan, namuslu gazeteciliğe devam edeceğiz. “Biat etmeyeceğiz”!
Demişsin. Doğrusu bu sözlerin hakkını verene can kurban. Ama sen Özdil, büyük
lokma ye büyük laf etme. Zira “Bu sözler ki, ağzımızdan çıkmıştır bir kez,
uğrunda ölürüz” diyen A. İlhan’a ve hayatın katıksız doğrusuna ters düşmüş
olursun.
Senin bu memleket için neyi-ne kadar göze alacağını bilemem
ama ne mutlu ki, senin beğenmediğin o halkın vatansever evlatları, sözlerinin
uğruna canlarını veriyor hala. Sen maske peşinde koşarken, milyonlarca insanı
evlerine hapseden, en temel haklarını gasp eden, işgalci, sömürücü ve kan emici
virüslerin alayına meydan okuyor. Geleceğimiz, hak ve özgürlüklerimiz için
direniyor. Sen ve senin gibiler görmese, yazmasa bile. Ha, yazdığın gibi-her
şeye rağmen- biat etmeyen namuslu gazetecilik yapmak istiyorsan gerçekten de
yönünü halka ve onun direnen- mücadele eden evlatlarına dön.
ama ne mutlu ki, senin beğenmediğin o halkın vatansever evlatları, sözlerinin
uğruna canlarını veriyor hala. Sen maske peşinde koşarken, milyonlarca insanı
evlerine hapseden, en temel haklarını gasp eden, işgalci, sömürücü ve kan emici
virüslerin alayına meydan okuyor. Geleceğimiz, hak ve özgürlüklerimiz için
direniyor. Sen ve senin gibiler görmese, yazmasa bile. Ha, yazdığın gibi-her
şeye rağmen- biat etmeyen namuslu gazetecilik yapmak istiyorsan gerçekten de
yönünü halka ve onun direnen- mücadele eden evlatlarına dön.
Orada göreceksin doğruyu-yanlışı, haklıyı-haksızı. Orada
göreceksin onuru-namusu, kurtuluşu-geleceği…
göreceksin onuru-namusu, kurtuluşu-geleceği…
Adın “Saygı” bile olsa, öyle kolayına kazanılmıyor
saygınlık, saygı Öztürk! Saygıyı hak etmek lazım en başta. Yalakalıkta sınır
tanımayarak birilerinin gözüne girebilirsin ama gönlüne asla. Bunun için onurlu
bir duruş, tutarlı bir tavır gerekli…
saygınlık, saygı Öztürk! Saygıyı hak etmek lazım en başta. Yalakalıkta sınır
tanımayarak birilerinin gözüne girebilirsin ama gönlüne asla. Bunun için onurlu
bir duruş, tutarlı bir tavır gerekli…
Ankara’da mafyacıların, pis işlerin, ihalelerini kovalamakla
gerici şeyhlerin dizinin dibine oturmakla, polis muhabirliği yaparak, adliye ve
meclis koridorlarında caka satarakta olmaz-kazanılmaz saygınlık. Şayet biraz
daha çaba göstermiş olsaydın, bugün Abdülkadir Selvi’nin yerinde sen olurdun,
hepsi o kadar. Olsun, “buna da şükür” deyin. Şu zamanda bırakın
“köşeyi” medya plazaların kapısından içeri giremeyenler de var.
gerici şeyhlerin dizinin dibine oturmakla, polis muhabirliği yaparak, adliye ve
meclis koridorlarında caka satarakta olmaz-kazanılmaz saygınlık. Şayet biraz
daha çaba göstermiş olsaydın, bugün Abdülkadir Selvi’nin yerinde sen olurdun,
hepsi o kadar. Olsun, “buna da şükür” deyin. Şu zamanda bırakın
“köşeyi” medya plazaların kapısından içeri giremeyenler de var.
Ulucanlar katliamına giden yolun parke taşlarını döşeyenler
arasındaydınız, unutulmadınız… Demem o ki, geç bu saygın, demokrat, muhalif
pozlarını, Saygı Öztürk.
arasındaydınız, unutulmadınız… Demem o ki, geç bu saygın, demokrat, muhalif
pozlarını, Saygı Öztürk.
Ne mal olduğun ortada. Fakat, görüyorsun değil mi; faşist
AKP top gibi oynuyor sizinle. Ama ne gam; devlet ayrı, iktidar ayrı değil en
büyük Atatürkçü, milliyetçi, devletçi kesilip, vatan-millet adına aşk ile halka
açılan savaşa ortak oluyorsunuz. Yok böyle bir halkçılık, Saygı Öztürk ya biri
ya diğeri. Ortası yok, ya halkın yanında yer alacaksınız, ya da halk
düşmanlarının maşası olmaya devam edeceksiniz.
AKP top gibi oynuyor sizinle. Ama ne gam; devlet ayrı, iktidar ayrı değil en
büyük Atatürkçü, milliyetçi, devletçi kesilip, vatan-millet adına aşk ile halka
açılan savaşa ortak oluyorsunuz. Yok böyle bir halkçılık, Saygı Öztürk ya biri
ya diğeri. Ortası yok, ya halkın yanında yer alacaksınız, ya da halk
düşmanlarının maşası olmaya devam edeceksiniz.
Gözünüzdeki mercekle halkı ve direnerek düşen evlatlarını
görmeyeceğiniz kesin bari suçlarınızı daha fazla büyütmeyin.
görmeyeceğiniz kesin bari suçlarınızı daha fazla büyütmeyin.
…
Ne oldu Deniz Zeyrek? Bir türlü rütbe alamadınız değil mi?
Halbuki ODTÜ’lü yıllara sırtınızı dönerek, halkla – haklıyla bağlarınızı
keserek önünüzün açılacağını, kariyer yapacağınızı umuyordunuz. CNN’ler kanal
kanal gezmeler, akredite servisler… işe yaramadı değil mi?
Halbuki ODTÜ’lü yıllara sırtınızı dönerek, halkla – haklıyla bağlarınızı
keserek önünüzün açılacağını, kariyer yapacağınızı umuyordunuz. CNN’ler kanal
kanal gezmeler, akredite servisler… işe yaramadı değil mi?
Olmaz Deniz bey, olamaz!
Birtan’ların katilleri iktidarda olduğu sürece olmaz.
Devrim stadında, omuz omuza Grup Yorum türküleri
söylediğiniz günler ne de güzeldi değil mi? Yok yok, hülyalı nostaljilere
dalmanın lüzumu yok. Kars’ın göz gözü görmez karından-tipisinden, kurşun gibi
esen yelinden, donmuş kürün (su yatağa-oz.. notu) içime saldığın küleklerden
(kovalardan) omuzlarını yara yapan çiğindiriklerden (su kovalarını taşımaya
yarayan omuzluk), ahırlarda ısınmaktan, at-inek peşinde koşmaktan… Kurtuldun
ya, sen ona bak. Tabii, tüm bunların nostaljisine kapılıpta “köşeyi”
kaybetmek akıllara ziyan olsa gerek. Hazır ayrancının sosyetesine
karışmışken…
söylediğiniz günler ne de güzeldi değil mi? Yok yok, hülyalı nostaljilere
dalmanın lüzumu yok. Kars’ın göz gözü görmez karından-tipisinden, kurşun gibi
esen yelinden, donmuş kürün (su yatağa-oz.. notu) içime saldığın küleklerden
(kovalardan) omuzlarını yara yapan çiğindiriklerden (su kovalarını taşımaya
yarayan omuzluk), ahırlarda ısınmaktan, at-inek peşinde koşmaktan… Kurtuldun
ya, sen ona bak. Tabii, tüm bunların nostaljisine kapılıpta “köşeyi”
kaybetmek akıllara ziyan olsa gerek. Hazır ayrancının sosyetesine
karışmışken…
Ne güzel tarif etmişsin “ekmeğin kokusu gibi diri ana
kokusu” diye. Biliyorsun değil mi, her ne kadar görmezlikten
gelsende-Helin, Mustafa ve İbrahim ekmeğe ve adalete doyamadan düştüler
toprağa. Ve kuvvetle muhtemel-taş kovuğundan çıkmadılar ya-tandırdan çıkan
sıcak ekmek kadar güzel kokan birer anneleri vardı onların da. Eskide, çook
eskide kaldı o günler değil mi Deniz Zeyrek? Etliye-sütlüye karışmamalı en
iyisi. Ne diyordu Şamama nene: “Allah kimseye evlat acısı vermesin… Çok
şükür yaşatmadı bana”. Ya Helin’lerin, Mustafa ve İbrahim’lerin anaları?
Onların da “önünde ölem, kurban olem…” bana gelsin, Allah ömrümden
alsın sana versin… “diyen birer anaları vardı, değil mi?
kokusu” diye. Biliyorsun değil mi, her ne kadar görmezlikten
gelsende-Helin, Mustafa ve İbrahim ekmeğe ve adalete doyamadan düştüler
toprağa. Ve kuvvetle muhtemel-taş kovuğundan çıkmadılar ya-tandırdan çıkan
sıcak ekmek kadar güzel kokan birer anneleri vardı onların da. Eskide, çook
eskide kaldı o günler değil mi Deniz Zeyrek? Etliye-sütlüye karışmamalı en
iyisi. Ne diyordu Şamama nene: “Allah kimseye evlat acısı vermesin… Çok
şükür yaşatmadı bana”. Ya Helin’lerin, Mustafa ve İbrahim’lerin anaları?
Onların da “önünde ölem, kurban olem…” bana gelsin, Allah ömrümden
alsın sana versin… “diyen birer anaları vardı, değil mi?
O “bahtsızın” analar evlatlarını toprağa gömüpte
girdi anneler gününe Deniz Zeyrek. Canlıların yaşamını, biyolojik hayatın
akışını öğrenmiş olmalısın ODTÜ’de; bu ülkede ana-babalar gencecik evlatlarını
gömüyor toprağa. Bu işte bir terslik yok mu Deniz Zeyrek?
girdi anneler gününe Deniz Zeyrek. Canlıların yaşamını, biyolojik hayatın
akışını öğrenmiş olmalısın ODTÜ’de; bu ülkede ana-babalar gencecik evlatlarını
gömüyor toprağa. Bu işte bir terslik yok mu Deniz Zeyrek?
“Evlatlarımız adalet için direniyor, ölüyor; onları
duyun, ölmelerine seyirci kalmayın… Diyerek çalmadıkları kapı kalmadı.
Muhtemelen sizi de aramışlardır. Kim bilir verdikleri dosyaları, talepleriyle
ilgili belgeler, çocuklarının resimleri, masanızın üzerinde yada görünmez bir
kör çekmededir…
duyun, ölmelerine seyirci kalmayın… Diyerek çalmadıkları kapı kalmadı.
Muhtemelen sizi de aramışlardır. Kim bilir verdikleri dosyaları, talepleriyle
ilgili belgeler, çocuklarının resimleri, masanızın üzerinde yada görünmez bir
kör çekmededir…
Evet Deniz Zeyrek; Can değil canan diyerek, gözlerini
kırpmadan genç ömürlerini veren o devrimcileri, ailelerini, yoldaşlarını ne siz
ne de gazeteniz bir kere bile görmedi, duymadı. Sözlerin, satırların hükmünü
yitirdiği zamanlardayız. Ölümlerimiz konuşuyor Deniz Zeyrek.
kırpmadan genç ömürlerini veren o devrimcileri, ailelerini, yoldaşlarını ne siz
ne de gazeteniz bir kere bile görmedi, duymadı. Sözlerin, satırların hükmünü
yitirdiği zamanlardayız. Ölümlerimiz konuşuyor Deniz Zeyrek.
Halkın ve hayatın gerçeklerini görmeyen gözler kör olsun.
Adalet için direnenleri, gün gün eriyerek ölüme gidenleri, ard arda düşen
devrimcileri, mezarlarımıza saldıran katilleri yazmayacaksa o eller, kırılsın
Deniz Zeyrek!
Adalet için direnenleri, gün gün eriyerek ölüme gidenleri, ard arda düşen
devrimcileri, mezarlarımıza saldıran katilleri yazmayacaksa o eller, kırılsın
Deniz Zeyrek!
Ah Çiğdem Hanım (Toker) Ah; Allah sizden bir değil, bin kere
razı olsun. Sayenizde öğreniyoruz ihalelerde dönen dolapları, yandaş müteahhitlerin
nerelerden nemalandıklarını, havalimanlarına, köprü ve otobanlara, tünellere
gömülen milli varlıklarımızı… Mazallah ülkeden ve dünyadan bi-haber
yaşayacaktık, bir tarla sıçanı gibi korkarak. Şükür ki bir gül fidanının siper
olmayacağını, karataşın ardında saklanmanın manasızlığını öğreniyoruz her gün
biraz daha. Ziyadesiyle mutlu yaz; siz de mutluysanız ne ala!
razı olsun. Sayenizde öğreniyoruz ihalelerde dönen dolapları, yandaş müteahhitlerin
nerelerden nemalandıklarını, havalimanlarına, köprü ve otobanlara, tünellere
gömülen milli varlıklarımızı… Mazallah ülkeden ve dünyadan bi-haber
yaşayacaktık, bir tarla sıçanı gibi korkarak. Şükür ki bir gül fidanının siper
olmayacağını, karataşın ardında saklanmanın manasızlığını öğreniyoruz her gün
biraz daha. Ziyadesiyle mutlu yaz; siz de mutluysanız ne ala!
Fakat, yine de derim
ki size; Vatanın boydan boya ihale edildiği bir yerde, müçbir alanlarda aranan
usulsüzlükler beyhude. Sivrisinekler mevsim geçirince ölüyor ama bataklık
sivrisinek üretmeye devam ediyor.
ki size; Vatanın boydan boya ihale edildiği bir yerde, müçbir alanlarda aranan
usulsüzlükler beyhude. Sivrisinekler mevsim geçirince ölüyor ama bataklık
sivrisinek üretmeye devam ediyor.
Helin’lere bakın; Vatanın nasıl da parsel parsel satıldığını
anlatıyorlar ölümleriyle.
anlatıyorlar ölümleriyle.
Sevgili Murat (Muratoğlu), ilgiyle izliyorum ekonomi
yorumlarını. Zira sosyal ve siyasal yaşam iktisadi gelişmelerden bağımsız
değildir. Ki Helin’lerin, Mustafa ve İbrahim’lerin direniş ve ölümleri seni de
ilgilendirmelidir…
yorumlarını. Zira sosyal ve siyasal yaşam iktisadi gelişmelerden bağımsız
değildir. Ki Helin’lerin, Mustafa ve İbrahim’lerin direniş ve ölümleri seni de
ilgilendirmelidir…
Evet, Sözcü gazetesi ve pek muteber köşe yazarları;
söylenecek, konuşulacak, tartışılacak çok şey var elbette. Ancak aklını ve
kalemini kiraya verenlere ne söylesen kar etmez.
söylenecek, konuşulacak, tartışılacak çok şey var elbette. Ancak aklını ve
kalemini kiraya verenlere ne söylesen kar etmez.
Yok, öyle değil “diyorsanız eğer, tarafınızı
belirlemeniz gerekir”. Ya burjuvaziye hizmet edeceksiniz -ki bugünkü
tavrınız tamda budur- ya da halkın aydını olacaksınız. Gördüklerinizi kimseden
çekinmeden yazacakasınız. Gerektiğinde yalnız kalacaksınız, işsiz kalacak,
hatta hapisleri boylayacaksınız. Ezilen halkları onuru olmuş, aydın ve
sanatçılarını, yazarlarını örnek alacaksınız… İşte, ancak o zaman
onurlu-namuslu bir gazetecilikten söz edebilirsiniz.
belirlemeniz gerekir”. Ya burjuvaziye hizmet edeceksiniz -ki bugünkü
tavrınız tamda budur- ya da halkın aydını olacaksınız. Gördüklerinizi kimseden
çekinmeden yazacakasınız. Gerektiğinde yalnız kalacaksınız, işsiz kalacak,
hatta hapisleri boylayacaksınız. Ezilen halkları onuru olmuş, aydın ve
sanatçılarını, yazarlarını örnek alacaksınız… İşte, ancak o zaman
onurlu-namuslu bir gazetecilikten söz edebilirsiniz.
Helin, Mustafa ve İbrahim onurlarıyla direnerek ölümsüzleşti.
Sözleri de utancınız ve ayıbınızla baş başa bıraktı. Onların yeri boş kalmadı;
zulüm sürdükçe direnenlerde hiç eksik olmayacak bu topraklarda. Devrimciler
halk için adalet istemeye, direnmeye devam ediyor. Halkın Avukatları Ebru ve
Aytaç’ı, Devrimci Tutsak Didem ve Özgür’ü de görmeye, duymamaya devam edin. Ama
unutmayın, son sözü biz söyleyeceğiz, bunu da bilin…
Sözleri de utancınız ve ayıbınızla baş başa bıraktı. Onların yeri boş kalmadı;
zulüm sürdükçe direnenlerde hiç eksik olmayacak bu topraklarda. Devrimciler
halk için adalet istemeye, direnmeye devam ediyor. Halkın Avukatları Ebru ve
Aytaç’ı, Devrimci Tutsak Didem ve Özgür’ü de görmeye, duymamaya devam edin. Ama
unutmayın, son sözü biz söyleyeceğiz, bunu da bilin…
13.05.2020
Erdal Gökoğlu

