TAYAD
TAYAD’lı Aileler Açıklama: Devrimcilik Yapmak Suç Değildir! Görevdir Onurdur
Türkiyeli 11 Devrimciyi Yunan ve Türkiye Faşizminin Eline Bırakmayacağız!
Emperyalizmin işbirlikçisi faşist Yunan hükümeti 19 Mart
2020’de yaptığı baskınlar sonucunda 11
Türkiyeli devrimciyi 24 Mart’ta tutukladı. Türkiye ve Yunan
faşizminin ortak hazırladığı komplo ve
asılsız iddialarla tutukladığı devrimcilerin savunma hakkı
dahi gasp edilerek 11’ine de aynı ceza
verildi. Emperyalizm, Türkiye ve Yunan faşizminin birlikte
verdiği cezalarla; esasında herhangi bir
suçu değil, devrimciliği ve sosyalizmi mahkûm etmek
istemektedir.
Yunanistan’da Türkiye’de olduğu gibi yönetememe krizini tüm
muhalifleri sindirip, terörize edip,
saldırarak, baskı ile aşmaya çalışmaktadır. Türkiyeli 11
devrimciye yapılan bu saldırı Türkiye ve
Yunan faşizminin yönetememe krizinin bir parçasıdır. Faşist
Türkiye iktidarının İçişleri Bakanı soysuz
Süleyman Soylu, yakalanan kişilerin tehlikeli terör
suçluları olduğu bu kişileri uzun süredir takip
ettikleri ve operasyonun Türk istihbarat örgütü olan Milli
İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT)bilgisi ve talebi
doğrultusunda gerçekleştiğini söylemesi de bunu
göstermektedir.
Yaşanan bu saldırı; emperyalizm ve işbirlikçileri Türkiye ve
Yunan faşizminin devrimcilerden nedenli
korktuğunun ifadesidir. Bu gerçek, mahkemenin başladığı 2
Temmuz 2021 tarihinden bittiği 19
Temmuz’a kadar mahkeme heyetinin: devrimcilerin savunma
hakkını ellerinden almaya çalışması,
salonda yaşanan saldırıyı, işkenceyi onaylaması ve
sahiplenmesi, avukatsız, sanıksız duruşmaları bir
an önce bitirmeye çalışması vd. yaşananlar mahkemenin ne
kadar “adil, tarafsız, bağımsız” olduğunu
göstermiştir. Bilinçlidir faşizm. Susturmak, ezmek,
sindirmek ve katletmek istediği devrimcilere en
aciz haliyle saldırır.
Türkiyeli devrimciler bu emperyalizme bağımlı, talimatlı
mahkemelerden adaletin çıkmayacağını
biliyorlardı. Fakat tüm dünya halklarının emperyalizme karşı
öfkesi buradan ifade edilmeliydi ve
Türkiyeli devrimciler öyle de yaptı. Tüm engellemelere
rağmen yapabildikleri savunmaları ile
emperyalizm ve işbirlikçilerini bir kez daha mahkûm ettiler.
Bu saldırıda tutuklanan ve 22 yıldır Yunanistan vatandaşı
olan Türkiyeli devrimci Halil Demir’in
iadesini istemek Avrupa’daki devrimcilere gözdağı ve tehdittir.
Demokrasi havariliği yapan Avrupa
Birliği söz konusu devrimciler olduğunda en katı faşist
yasaları çıkartıp uygulamaya çalışmaktadır.
Buna izin vermeyeceğiz!
Tarihinden emperyalizme ve faşizme karşı direngenliğini
bildiğimiz Yunan ve Türkiye halkları bu
gerçeğin farkındadır. Halil Demir başta olmak üzere tüm
devrimcilerin Türkiye faşizmine iade
edilmesini engellemek bizlerin ellerindedir. TAYADLI Aileler
olarak bizler evlatlarımızın
yanındayız. Evlatlarımızı Yunanistan ve Türkiye faşizminin
elinde bırakmayacak ve adalet istemeye
devam edeceğiz
Türkiye ve Yunan Halklar Olarak Emperyalizm ve
İşbirlikçilerine Karşı Birleşelim
Direnelim Kazanalım!
İşbirlikçi Yunan Hükümeti Emperyalizmden Aldığı Talimatla 11
Türkiyeli Devrimciyi
Yargılayamaz!
Kahrolsun Emperyalizm Yaşasın Türkiye ve Yunan Halklarının
Kardeşliği!
Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz!
TAYAD’LI AİLELER
Yunanistan Özgür Tutsaklarından Şadi Naci Özpolat’ın Mahkeme Savunmasını Yayınlıyoruz
Sayın Yargıçlar
Sevgili Arkadaşlar
01.09.1969 Türkiye
Kahramanmaraş doğumluyum Kürt milliyetindenim Alevi bir ailenin çocuğuyum.
Faşizm ve sosyalist düşüncelerle çocuk yaşlarda tanıştım. Amcam Mehmet Ali
Özpolat polis tarafından katledildiğinde 6 yaşındaydım. Dayım Hamdullah Erbil
polis tarafından gözaltına alındığında ağır işkencelerden geçirilip
tutuklandığında ve idama mahkum edildiğinde 8 yaşında idim. 1978 yılında Maraş katliamını yaşadık.
Her ikisi de devrimci
oldukları için Türkiye faşizme tarafından katledildiler.
1987 yılında İstanbul Teknik
Üniversitesi Mimarlık eğitimine başladığımda
sosyalist düşünceye sempatim vardı. Öğrenciliğim süresince akademik
demokratik mücadele içinde yer aldım 1980 faşist cuntasının yaşamın her
alanında etkisini sürdürdüğü yıllardı talebimiz de demokratik hak ve
özgürlükler demokratik üniversite gibi demokratik taleplerdi. Bu mücadele
içinde 1990 yılında tutuklandım. Faşizm özellikle üniversiteli gençliği hedef
alıyordu. İçinde askeri hakimlerin de üye olarak bulunduğu devlet güvenlik
mahkemelerinde yargılandım. Toplam 12 yıl hapiste kaldım.
1995, 1996, 1999 ve 2000
yıllarında Ankara, Ulucanlar, İstanbul Ümraniye, İzmir Buca ve en son 20
hapishanede birden toplam 35 devrimci tutsağın silah bomba işkence gibi
araçlarla katledildiğini yüzlerce devrimci tutsağın yaralandığı katliamlara
tanıklık ettim. 19 Aralık 2000’de Bayrampaşa hapishanesinde 12 devrimci tutsak
yakılarak ve kurşunlanarak katledildi. Onlarca devrimci tutsak yaralandı ve
yaralanan devrimci tutsaklardan birisi de bendim.
1996 yılında devletin
hapishanelere saldırılarını durdurmak için ölüm orucu eylemi yapan tutsaklardan
birisiydim. Bu direnişte 12 devrimci tutsak şehit düştü.
2000 yılında tecrit ve
işkenceye karşı 7 yıl süren ölüm orucu direnişi yaşandı. 122 devrimci bu
direnişte şehit düştü. “F Tipi” diye tanımlanan bu hapishanelerde toplam 4 yıl
tecrit ve işkenceye maruz kaldım.
2002 yılında serbest
bırakıldım Temel Haklar ve Özgürlükler Dergisinde hak ve özgürlükler mücadelesi
içinde yer aldım. Çalışmalara katıldım.
Aynı zamanda Ekmek ve Adalet
dergisinde çalışmaya başladım. Haftalık yazılar yazıyordum. 2002 yılında Ekmek
ve Adalet Dergisinden gözaltına alınıp işkence gördüm. 2004 yılında Temel Hak
ve Özgürlükler Derneği, İdil Kültür Merkezi, Tutuklu Aileleri Yardımlaşma
Derneği, Ekmek ve Adalet Dergisi… Türkiye Faşizminin saldırısına uğradı. 150’den fazla insan gözaltına alındı
işkencelerden geçirildi tutuklandı. Ben de 150 kişiden birisiydim. 2 yıl tutsak
kaldım sonra mahkemeden serbest bırakıldık. Bu dava polislerin düzenlediği
sahte belgelere dayanıyordu. Bunlar mahkemede kanıtlandı, serbest bırakmak
zorunda kaldılar.
Fakat tahliye olduktan 6 ay
sonra yine aynı şekilde derneklere dergi bürolarına kültür merkezlerine
saldırıldı. Yüze yakın insan gözaltına alındı. Bu operasyondan gözaltına
alınmadan fakat tesadüfen o gün dernekte olmadığım için gözaltına alınmaktan
kurtuldumm.
Türkiye’deki bu baskılar
nedeniyle kaçak yollardan Fransa’ya giderek iltica talebinde bulundum.
Fransa iltica talebini
reddetti.
Sonra Almanyada denedim,
süreç uzadı bu nedenle 2017 yılında Yunanistan’a gelerek iltica talebinde
bulundu. Şu anda burada 2025 yılında iltica görüşmesi için verilen randevuyu
bekliyorum.
Bunun yanında Yunanistan’da
sosyal kültürel demokratik politik faaliyetlere katılıyorum.
Aynı zamanda kitap yazıyorum,
dergi yazıları yazıyorum .
Uyuşturucu ile Savaşıyoruz
İdeolojik Propaganda ile
Yönetmek
Hukuk ve Adalet
Adımız İsyan- Şiir Kitabı
Almanya Hapishanelerinde Bir
Dava Bir Direniş ve Zafer
İsimli kitapları yazdım ve
düzenledim.
19 Mart 2020 tarihinde
Tzabella 3 adresinden kaldığım derneğe yakın bir sokaktan yürürken gözaltına
alındım gözaltında işkence gördüm ve tutuklandım.
16 ay tutsaklıktan sonra
mahkemeye çıkartıldık. Hakkımızda hazırlanan iddianamede benim ve burada
bulunan arkadaşlarım örgüt üyesi olduğumuz silah bulundurduğumuz iddia
ediliyordu ve cezalandırılmamız isteniyor.
Peki bu iddianame hukuki
belge ve delillere dayanarak mı oluşturulmuştur?
Yoksa Türkiye faşizmi
baskısıyla Yunanistan devletinin siyasi tercihleriyle yapılan bir operasyon
sonucu siyasi olarak mı oluşturulmuştur ?
İddianamede burada yargılanan
11 kişiden hiçbiri için örgüt üyeliği delili sunulamamaştır. Çünkü yoktur.
İddianamede suç diye tanımlanan silah bulundurma eylemiyle 10 kişinin bağı
kurulamamıştır.
O halde neden “terör ve örgüt
üyeliği” iddialarıyla açılmıştır bu dava ?
Bunun tek somut cevabı siyasi
nedenlerledir. Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu TV100 kanalında 2020
tarihinde katıldığı programda yaptığı açıklamada diyor ki “Yunanistan’daki
operasyon bizim isteğimizle yapıldı.” Bu
operasyonun siyasin nedenlerde yapıldığı iddianamesinin bu siyasi operasyona
hukuk kılıfı giydirme çabası olduğunun daha açık anlatımı olmamıştır. Süleyman
Soylu çok açık söylemiştir.
Bu Yunanistan devleti için de
aşağılayıcı bir durumdur. Türkiye faşizminin isteğini yerine getirerek
iradesini Türkiye faşizmine teslim etmiştir.
Yine Türkiye faşizmi
18.06.2020 tarihli bir belge ile bu davada tutuklu bulunan İsmail Zat’ın
sorgunusunun yapılmadığını Yunanistan Adalet Bakanlığından istiyor. Yunanistan
Adalet Bakanlığı
Bu isteğe dayanarak İsmail
Zat’ı ifade vermeye çağırmıştır. Türkiye devleti adına İsmail Zat’ın iş
birlikçiliğe çağırmıştır. Yunanistan devletine iltica etmiş devrimcilerin
Türkiye faşizmi adına sorgulanması ve işbirliği dayatılması Yunanistan
devletinin görevi midir ?
Hayır bu örnek de bu davanın
Türkiye faşizminin isteği ile siyasi nedenlere açılmış bir dava olduğu
düşüncesini destekliyor.
Polis ve savcılık buradaki 11
kişinin illegal örgüt üyesi olduğu sonucuna nasıl ulaştılar ?
İddianameye göre bir örgüt
hiyerarşik bir yapıdır. Fakat ne polis ne de savcı buradaki 11 kişinin arasında
hangi hiyerarşik ilişki olduğunu açıklayamamıştır.
Sinan Oktay Özen’e
“yöneticilik görevi” adfediliyor ama tek bir delil sunulmuyor.
Sinan Oktay Özen yönetici
olarak hangi kararları aldı ? Kimlerle aldı ? Kimlerle hangi talimatları verdi
? ve benzeri soruların tek bir cevabı
yoktur.
Sinan Oktay Özen dışındaki 10
kişinin görevleri nedir ? Hiyerarşik yapı içinde hangi konumda ne görevleri
vardır ?
Bu sorunların da herhangi bir
cevabı yoktur.
Bu örgüt kimlerle hangi
toplantıları yaptı ? Hangi kararları aldı ?
Bu soruların da herhangi bir cevabı yoktur.
Örgüt üyeliği iddiasına hiç kimse herhangi bir kanıt gösterememiştir.
Dolayısıyla iddianamedeki “örgüt” iddiası polis ve savcılığın fantezisinden
ibaret kalıyor.
Yine iddianamede deniyor
ki “ Yapılandırılmış grup bir suçun
işlenmesi için duruma bağlı olarak kurulmayan sürekli faaliyetle bulunmak amacı
ile kurulan gruptur. Üyelerin suç örgütüne katılımı arzu etmeleri ve daha
örgütün kuruluşundan ya da buna katılımlarından itibaren faaliyetlerinin birden
fazla terör eyleminin zamana yayılarak işlenmesi yoluyla ve bu faillerin
ayrıntıları daha planlanmışken bunların gerçekleşeceğini önceden kabul etmiş
olmaları gereklidir. “
İddianameye bakıyoruz ne
sürekliliği olan bir eylemcilik ne de tek bir eylem yoktur. Böyle bir plan da
yoktur iddia da yoktur.
Örgüt üyeliği ile tutuklanan
bizlerin örgüte katılımımıza ilişkin bir bilgi belge yoktur.
Tek bir talimat verme talimat
alma yerine getirme örneği yoktur.
Kısacası dosyada bir örgüt
iddiası var ama tek bir delil yoktur. Polisin savcıların fantezileri burada
yargılama konusu yapılmıştır.
“Terör Örgütü” iddiası
dosyadan çıkarılmalıdır.
Burada Yargılanan 11 Kişinin
Silahlarla Bağı Nedir ?
Polis, Sinan Oktay Özen’i
evden bir çana ile çıkarken görüyor, sonra çantanın dolu olduğunu yorumluyor ve
bu çantayla tekrar eve girerken görünüyor. Eve operasyon yapılıyor, silahlar
buluyor. Herhangi bir başka kanıt belirtilmeden gözaltına aldığı 11 kişi bu
silahlardan sorumlu tutuyor.
Bu iddiayı güçlendirmek için
açıkça yalan söylüyor. Diyor ki “ Sinan Oktay Özen ile Özpolat ve Halil Demir
evin önünde buluştular. Önce Özen eve girdi arkasından onlar eve girdi”
Oysa kamera kayıtlarında
herşey net olarak görünüyor. Benimle Halil Demir’in eve girişimiz saat 21.07 iken
Özen’in eve girişi 21.10’dur. Halil Demir ile birlikte eve eliyor ve zile
basıyoruz sonra giriyoruz. Özen bizden 3 dakika sonra geliyor anahtarını
çıkarıyor gibi bir hareketi oluyor kapıyı açıp giriyor.
Polis bunu görmemiş olamaz
fakat bu beni bu davaya dahil etmek ve silahlarla eve getirilişini birden çok
kişinin bilgisi dahilinde olduğunun iddia edebilmek için yalan söylüyor.
Polisin mahkemede verdiği
ifadelerde görüldü Anıl Sayar ve silahların birada tek bir yerde bile
görülmüyor ama sanki Sinan Oktay Özen’le birlikte silah getirmişler gibi ifade
veriyor. Diğer kişilerle silahlar arasında bir bağ kurulamıyor bile.
Fakat dosyada 11 kişi bu
silahları bulundurmak ile suçlanıyor.
Bu hukuksuzluklar
keyfiliktir. Bize deniyor ki hiçbir kanıt hiçbir delil olmadan insanları
yıllarca hapis yatırabiliriz.
Sözkonusu silahların eve
getirilmesinin sorumluluğu Sinan Oktay Özen tarafından üstlenilmiştir.
Dolayısıyla Sinan Oktay Özen dışındakilere yönelik suçlama dosyadan
çıkartılmalıdır.
09.08.2018 tarihinde Kullanın
Silahla Bu Tarihte Hapishanede olan Kişilerin Nasıl İlişkisi Olabilir ?
İddianamede diyor ki
“Atina’da 09.08.2018” tarihinde Panteleimonas bölgesinde Alkamenous Cad. No:
92-96 adresinde silah kullandılar.. bir tabanca ile ateş ettiler. “
Bu iddianın delili nedir ?
Dosyada delil yoktur. Tek bir tabanca 11 kişi tarafından nasıl kullanılabilir ?
Açıklaması yok.
Söz konuşu tarihte bu 11 kişi
içinden Halil Demir, Ercan Gökoğlu, Hazal Seçer, İsmail Zat, Anıl Sayar, Burak
Ağarmış ve ben hapishanedeyiz. Tutuklu olarak yargılanıyoruz. Bu operasyonu
yapan da aynı polis teşkilatıdır. Nasıl olur da hapishanedeki insanların
dışarıda silahla, bir silahın kullanılmasından suçlayabilirler ?
Böyle bir mantıksızlık nasıl
iddianame haline getirilmiştir ?
Bu ciddiyetsizliğin
reddedilmesi istiyorum.
Biz Hırsız Değil Devrimciyiz
Kimlik Çalmayız Hırsızlar
Türkiye’de İktidardalar Halktan Çaldıkları Milyar Dolarlar Belgelidir.
Kimlik çaldığımız belgelerde
sahtecilik yaptığımız iddia ediliyor ?
Kim yapmış bunu ? Ne somut
isim var ne yer var ne zaman var ? Ne sahte kimlik yapmanın araçları var
Niye Yunanistan polisinin
aklına hemen hırsızlık geliyor. Bugüne kadar hangi devrimci hırsızlık yapmış da
aklına hırsızlık geliyor.
Devrimcileri hırsızlıkla
suçlamak için ancak özel bir düşmanlık duyuyor olmaları gerekir.
Hırsızlar halkın emeğini
çalan kapitalistlerdir.
Onlar biz değiliz.
Hırsızlar Tayyip Erdoğan,
Süleyman Soylulardır. Evlerinde çelik kasalarda ayakkabı kutularında çaldıkları
milyon dolarlar belgelendi ama hapishanede değil iktidardalar.
Sahte belge suçlamaları da
delilsiz suçlamadır. Eğer faili tespit edilmemişse bu polis ve savcılara
herkesi suçlama hakkı vermez. Bu suçlamaları da kesinlikle reddediyorum.
Polis haklarında böyle bir
delil bulamadığı için çantalardan çıkan iki küçük bıçağı silah diye tanımlıyor.
Bunlar Omonia’dan satın aldığım piknikte kullandığım ve çantamda bu nedenle
bulunan bıçaklardır. Sürekli üzerimde taşıdığım da polis uydurması bir
iddiadır.
Tesadüfen o gün çantamdadır
hepsi bu yasadığı bir madde değildir, silah değildir.
Emperyalizm Çıkarlarına
Uymayan Her Kişi Kurum Ve Örgüt Devleti Terörist İlan Edip Saldırı Hedefi
Haline Getiriyor
Amerikan emperyalizmi Irak’ta
Afganistan’da Libya’da, bombalarla
binleri katlediyor ve “Terör” hedefi vuruldu diyor.
Ülkeleri işgal ediyor yönetim
değiştiriyor “Terörist” ülke ilan ediyor.
AKP faşizme sokakta 14
yaşında bir çocuğu Berkin Elvan’ı katlediyor, 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın
bedenine 17 kurşun sıkıyor. Terörist diye açıklıyor.
Dilek Doğan’ın evinde
katlediyor “terörist “ diye açıklıyor.
Terör emperyalizm faşizmin
katliamlarına gerekçelendirilme yapılmak isteniyor.
Bir günde 20 hapishanede 28
devrimci tutsağı katlediyor “teröristler” diyor ve tepkilerin önüne geçiyor.
İtiraz edeni “teröristlere destekle” “terör övücülüğü “ ile suçluyor.
“Terör” kelimesi
emperyalizmin faşizmin pisliklerini örten bir örtü olarak kullanılıyor.
Yasal partiler kapatılıyor,
gerekçe “ terör”
Devrimciler haksız hukuksuz
tutuklanıyor gerekçe “terör”
Gazeteciler, yazarlar,
sanatçılar, mühendisler, milletvekilleri, hakimler, savcılar tutuklanıyor
gerekçe “terör”
Terör dendiğinde her türlü
haksızlık hukuksuzluk meşru görülüyor.
Bu davada ne bir eylem var ne
de bir illegal örgüt faaliyeti var ama 16 aydır hapisteyiz gerekçe “terör”
İddianamede
Birincisi Devrimci Halk
Kurtuluş Partisi-Cephesi isimli örgüt “terör örgütü” değildir.
İkincisi Bizler “terör
örgütü” üyei olmakla suçlanıyoruz.
Her iki suçlamada da temelsiz
hukuksuz asılsızdır.
Birincisi DHKP-C terörist bir
örgüt değil tersine devrimci bir örgüttür. Türkiye’de terörist eylemlerin
altında DHKP-C değil Türkiye faşizmi imzası vardır. Türkiye faşizminin
örgütlediği faşist ve dinci çetelerin imzası vardır.
İkincisi dosyada bizlerin
DHKP-C örgütü üyesi olduğumuz iddiasının da bir delili yoktur. Bu da polis uydurmasıdır
bir iddiadır.
Devrimci demokrat
sosyalistlerle terör kavramı yanyana kullanılamaz.
Peti terör nedir ve kimler
teröristtir ?
Bugün dünyanın herhangi bir
ülkesinde hukuki ölçülere dayanan bir terör tanımı yapılabilmiş değildir.
Eğer hukuki bir tanım yapacak
olursanız bu tanıma göre Suriye’deki Libya’da emperyalist ülkeler ve
işbirlikçileri tarafından silahlandırılan kitle katliamları yapan örgütlerin
neden terör örgütü diye tanımlandığını açıklayamazsınız.
Örneğin Birleşmiş Milletleri
resmi olarak tanıyan Libya, Irak Suriye
gibi ülkelere askeri saldırılar düzenleyen şiddet yoluyla bu ülkelerde rejim
değişikliği yapan NATO’nun terör örgütü olmadığını açıklayamazsınız.
Emperyalist Amerika
işbirlikçileri Türkiye Suudi Arabistan gibi ülkelerin Suriye’de örgütledikleri
ağır silahlarla donatılmış güçler neden terörist değil de devrimci diye
tanımlanıyor ?
Bu örgütlerin her birinin
elinde binlerce onbinlerce Suriyelinin kanı vardır ve bu örgütlerin
katliamlarını sorgulamıyor yargılamıyor resmi kabul görüyorlar.
Türkiye’de kamp kuruyorlar
Avrupa’da örgütleniyorlar.
İddianamede “terör örgütü
terör eylemi” tanımı yapılıyor.
Ülkeye veya uluslararası
kuruluşa yönelik ciddi tehlike yaratacak şartlar altında veya şekilde ya da
yaygınlıkta ve bir halka ciddi şekilde korkutmak ya da resmi makamı
uluslararası kuruluşu herhangi bir fiil işlemeye ya da üstlenmeye zorlamak veya
bir ülkenin ya da uluslararası kuruluşun temel anayasal siyasal veya finansal
yapısına zarar vermek amacı ile ağır suç veya genel tehlike yaratan herhangi
bir suç veya kamu düzenine aykırı suç işleyen kişi işlenen fiil için öngörülen
cezanın aşağıdaki şekilde artırılması ile cezalandırılır.
Bu terör tanımını kabul
edersek Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Türkiye, Suudi Arabistan,
Ürdün, Katar başta olmak üzere çok sayıda ülkenin emperyalizm saldırı örgütü
NATO’nun geçmiş yılları bir yana bırakırsak en son Libya’da ve Suriye’deki
saldırıları terör faaliyeti sayılmaktadır.
Aksi Libya’nın, Suriye’nin meşru bir ülke
sayılmaması demektir ki bu da Birleşmiş Milletler kararını yani kendi
kararlarını yok saymaları anlamına gelir.
Çünkü bu ülkeler Birleşmiş Milletler üyesidir.
Örneğin emperyalist Amerika
başta olmak üzere İngiltere, Fransa gibi emperyalist ülkelerin NATO’nun
CIA’nın, Latin Amerika’da Afrika’da Ukranya, Balkanlar Ortadoğu, Asya’da yani
dünyanın dört bir yanında örneğin Yunanistan’da, Türkiye’de Venezuella’da, Bolivya’da
örgütlediği darbeler ve iktidar değişiklikleri neden terörizm değildir ?
CIA’nın dünyanın dört bir
yanında işlediği binlerce cinayet neden terörizm değildir.
İran’lı generel Kasım
Süleymanı 3 Ocak 2020’de Irak’a ABD’nin güze saldırısı ile katledildi. ABD’nin
istediği kişiyi öldürme hakkı var mı ? Neden
Türkiye faşizminin on
binlerce insanı katletmesi neden terörizm sayılmıyor ?
Türkiye faşizmi sadece son 40
yıl içinde 60 bin Kürt, Türk, Arap ve tüm milliyetlerden halkımızı politik
nedenlerde katletmiştir. Bu Türkiye devletini neden terörist devlet yapmıyor ?
Biliyoruz ki bu eylemlerinde
emperyalist ülkeler sivil halk da dahil olmak üzere yüzbinlerin milyonların
katledilmesinden doğrudan ya da dolaylı yollardan sorumludur.
Peki emperyalizm ve işbirlikçilerinin
bu eylemleriyle neyi hedeflediler ve ne sonuç elde ettiler ?
Bugün artık emperyalizm
demokrasi götürme yalanlarına sanıyoruz ki kimse inanmıyor
Neden ?
Çünkü emperyalizm işgal
ettiği hiçbir ülkeye biçimsel olarak bile demokrasi götürmekle ilgilenmediğini
bugünün Libya, Afganistan, Ukranya, Irak tablosundan biliyoruz. Emperyalizmin
amacı işbirlikçi iktidarlar kurmak sömürücü yağma ve talan olmuştur.
Türkiyeli bir devrimci olarak
iddia ediyoruz ki Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’nin tarihinde halka
yönelik bir katliam saldırı yoktur. Devrimcilerin ilkesi halka zarar
vermemektir. Halka zarar veren bir eylemleri yoktur.
Türkiye’de bağımsızlık,
demokrasi ve sosyalizm istemek terörizm değildir.
ABD emperyalizmi DHKP-C
örgütünü terör örgütü diye tanımlarken diyor ki “Amerika’nın Afganistan’a
müdahalesini eleştiriyor.” “Bir emperyalist ülkenin işgal ve katliamlarını
eleştirmek terörizm değildir”
Bu davada terör iddiası ile
yargılanmamız hukuki değil siyasi bir kararın sonucudur.
Fakat siyasi karara dayanarak
yargılamanın yapıldığıı bu alan bir mahkemedir. Yani siyasi değil hukuki
kararlar alması gereken bir yerdir.
Mahkemeniz tümüyle
emperyalist sistemin çıkarları çerçevisinde yapılan “terör” tanımını temel alan
bir iddianameyi reddetmeli dosyadan terör örgütü tanımını çıkarmalıdır. Bu bir
hukuk kurulu olmanın gereğidir.
Emperyalizmin terör
demogojisinin çarpıcı örneklerinden birisi Kürt Hareketidir. Kürt Hareketi
Suriye’de ABD’nin işbirlikçisi Türkiye’de terörist sayılmaktadır. Aynı talepler
aynı program aynı ideoloji ile hareket eden örgütün bir yerde terörist bir
yerde devrimci sayılmasının tek açıklaması terör tanımının emperyalist çıkarlar
çerçevisinde şekillendirilmesidir.
Amerikan emperyalizmi her yıl
terör örgütleri terörist ülkeler terörist kişiler listesi açıklıyor.
Buna daha doğru bir tanım
kullanabilirler.
Örneğin “Amerikanın düşmanı
ülkeler, düşmanı örgütler, düşman kişiler” listesi diyebilirler.
Fakat Amerikan emperyalizmi
“Düşman” diye tanımladığı güzlerle tek başına savaşma gücüne sahip değildir.
Terörist ülke, kişi, örgüt, tanımı da bu nedenle uydurulmuştur. Amerika bu tanımla diyor ki “Bunlar ortak
düşmanlarımızdır” ve bunu dünyaya demogoji ve zorla kabul ettirmeye çalışıyor.
Örneğin on yıllardır
Amerika’nın terörist ülkeler listesinde yer alan Küba eğer sosyalizmden vaz
geçerse ülkeyi ABD emperyalizmine açarsa bir günde demokratik ülke ilan
edilebilinir.
Çok çarpıcıdır dört bir
yandan askeri üsleri, savaş gemileri, ordusuyla yer alan halkların üzerine
bombalar yağdıran Amerika, Latin Amerika başta olmak üzere dünyanın çeşitli
ülkelerine doktor gönderen halklara sağlık hizmeti sunan Küba’ya “terörist”
diyor.
Kore Demokratik Cumhuriyeti,
Küba, İran, Irak, Suriye , Libya gibi ülkelerin terörist ilan edilip saldırıya
uğramasının ortak nedeni kapılarını ABD emperyalizminin sömürü ve işgaline
kapatmaları oldu.
Oysa bakın artık Sudan
terörist ülke sayılmıyor.
Neden çünkü emperyalizmin
çıkarları çerçevesinde dayatılan anlaşmalara imza attı.
Örneğin Venezüella’nın
seçimle yönetime gelen hükümeti terörist sayılırken Bolivya’da darbe ile
iktidar değişikli yapmaya çalışan Amerika demokrasi sayılıyor. Eğer bu darbe
girişimleri başarılı olsaydı darbeyle iktidara gelen yönetimlere “demokrasi”
denilecektir. Tıpkı onlarca ülkede darbeyle yönetime gelen iktidarlara
demokrasi dendiği gibi.
Amerika’nın Bolivya’da Eva
Morales’e karşı yaptığı darbenin sorumlularından Tesla ve Spacex CEO’su Elon Musk Twitter hesabından “kime
istersek darbe yaparız” açıklamasını yaptı.
Tarih; 26.07.2020 Elon
Musk’ın gözü Bolivyanın zengin lityum kaynaklarında.
Peki ölçü nedir ?
Seçimler ve Parlemento mu ?
Hayır çünkü öyle olsa idi
Küba ve Kore Demokratik Cumhuriyeti, Suriye, Ukrayna, İran, Venezuella,,
Bolivya gibi ülkeler terörist ilan edilmezdi. Tersine askeri darbelerle
iktidara gelenler ve onların arkasındaki Amerika terörist sayılırdı.
Peki Ölçü Nedir ?
Yaptıkları katliamları
işkenceler halklara karşı işledikleri suçlar mı ?
Hayır bu da olamaz çünkü eğer
böyle olsaydı Türkiye, Amerika, Peru, Kolombiya, Filipinler, Guantemala, her
yıl binlerce siyahi Amerikalıyı öldüren Amerika..
Ve bunlar gibi onlarca ülke
demokrasi sayılamazdı.
Yönetim Biçimleri Mi Ölçü ?
Hayır bu da olamaz eğer
belirleyici olan yönetim biçimi olsa idi faşizmle yönetilne ülkeler Suudi
Arabistan, Katar, Ürdün gibi Amerika’nın işbirlikçisi krallıklar terörist ülke
ilan edilirdi. Ama bu krallıklara terörist ülke denmediği gibi Amerikan
operasyonlarının işbirlikçileri olduklarını biliyoruz.
Ne yandan bakarsak bakalım
emperyalizmin terör tanımını tutarlı bir ölçüye oturtamıyoruz. Geriye tutarlı
tek bir tanım kalıyor.
“Amerika başta olmak üzere
emperyalist çıkarlara göre hareket etmeyen teröristtir”
Bu tanım gerçeği açıklıyor.
Emperyalizmin pratiğiyle uyum sağlıyor.
Fakat bu tanımı da biz dünya
halkları kabul etmiyoruz. Ne hukuk adına ne de siyasi olarak bu tanımı kabul
etmiyoruz. Böyle bir terör tanımını kabul etmemek dünya halklarının kendisini
inkar etmesi demektir.
Kuşkusuz böyle bir tanımı
kabul etmiyoruz.
Böyle bir terör tanımını
kabul etmemekle emperyalist işgal ve sömürünün sonucu olarak her yıl on
milyonların açlıktan ölümünü savunmak onaylamak demektir. Milyonların
emperyalist işgallerle katledilmesini onaylamak demektir.
Böyle bir onursuzluğu elbette
kabul etmiyoruz.
Tekrar belirtelim ki
iddianamede DHKP-C üyesi olduğumuz iddia ediliyor fakat buna tek bir kanıt
gösterilemiyor.
Bununla birlikte yine de
belirtmek isteriz ki DHKP-C ve diğer Türkiyeli devrimci örgütler hakkında
terörizm suçlaması yapılamaz.
Türkiye’de 60 bin insan polis
ve asker kurşunları ile bombalarıyla katledildi. Bunun sorumlusu Türkiye’li
devrimciler değildir. Tersine faşist
Türkiye devletidir.
Türkiye’de her yıl binlerce
kişi hastalıklardan, binden fazla kişi trafik kazalarından binden fazla kişi
güvenliksiz çalışma koşullarından nedeniyle binlerce kişi uyuşturucudan ölüyor.
Bunların sorumlusu devrimciler değil Türkiye faşist devletidir. Türkiye’yi
sömügeleştirmiş olan emperyalist tekellerdir. Yerli işbirlikçileridir.
Devrimciler bu asalaklardan halkı korumak için mücadele ederler.
Türkiye’nin bugün 50 milyon
yoksul 20 milyon aç insanı var. Açlık nedeniyle ölümler yaşanıyor. Bunun
sorumlusu faşist sistemdir. Emperyalist ve işbirlikçi tekellerdir. Devrimciler
açlık ve yoksulluğa son vermeden mücadele ederler.
Devrimciler değil Türkiye
faşist devleti teröristtir.
Gerçek teröristler
emperyalistler ve işbirlikçileridir.
Dedikleri nasıl bir terör
tanımı yaparsanız yapın dönüp emperyalizmi ve işbirlikçilerini vuracaktır.
Eğer gerek hukuki ve gerekse
de siyasi olarak terörü halklara karşı yapılan eylemlerle tanımlarsak bu tanıma
ancak tüm emperyalist ülkeler ve onların işbirlikçisi girecektir tüm
geçmişlerini halklara karşı işledikleri suçlarla hem de günümüzde işledikleri
suçlarla terör tanımını içini dolduracaklardır.
Terör bir şiddet eylemidir.
Fakat herhangi bir şiddet
eylemi değildir. Terör halklara korku ve dehşet yaratmak kendi iradesine boyun
eğmeye zorlayan bir şiddet eylemidir.
Tam da bu nedenle devrimcilik
ve terörizm birbirinden çok farklı birbirine karşı kavramlardır.
Devrimcilik halkların
iradesine dayanır.
Terörizm ise halkların
iradesini teslim almaya halkları iradesizleştirmeye köleleştirmeye dayanır.
Örneğin:
-Tüm emperyalist işgallerde
halklara karşı büyük bir terör uygulamış halklar boyun eğmeye zorlanmıştır.
-Tüm faşist iktidarlar
halklara karşı büyük terör uygulayarak iktidara gelmiş iktidarları boyunca
terörü sürdürmüşlerdir.
-Amerika emperyalizme
başta olmak üzere emperyalist ülkelerin
Küba, Nikaragua gibi sosyalist ülkelerde örgütlendiği çetelre de Libya,
Suriye’de Irak.. gibi küçük burjuva diktatörlüklerine karşı örgütlendiği
çetelere de halklara karşı terör uygulamış bunu temel faaliyet yöntemi olarak
kullanmıştır.
Emperyalizm ve
işbirlikçilerinin halklara karşı terör suçlarının burada sıralayabilmek
nedeniyle olmak değil fakat kimi örnekler vererek somutlayalım.
Öncelikle belirtelim ki
günümzde terörün kaynağı emperyalist sömürgecilik ve emperyalist güçlerle
işbirlikçi iktidarların halklara boyun eğdirme çabasıdır. Terörü uygulayan ve
uygulatan bu güçlerdir.
ABD ve İşbirlikçilerinin
Suçlarına Örnekler:
– 1921’de Nikaragua’yı işgal etti Ulusal Muhafızlar isimli
başını faşist Somozo’nun çektiği terör örgütünü kurdu. 40 yıl sürecek terör
dönemini başlattı. Sabotajlar, suikastler yaptı.
– Somoza diktatörlüğünü kurdu Sandino ve 300 Nikaragualıyı
katletti.
-1945’te Japonyanın Hiroşima
ve Nagazaki kentlerine atom bombası atarak 250 bin kişiyi vahşice katletti.
Nükleer silahlanma yarışını başlattı.
-1956-1959 yılları arasında
Küba’da ABD’li danışmalar ve işbirlikçileri diktatör Batista güçlerinin
operasyonlarında 60000 kişiyi katletti.
-1965’de Endonazya’da ABD
işbirlikçisi Suherto eliyle 1 milyon komünist ve ilerici Endonazya’lı
katledildi.
-Yine 1965’de Dominik’e
indirdiği paraşütçüleri aracığılıyla 10 bin Dominikli’yi katletti.
-1975 yılında Vietnam’dan
çekilmek zorunda kaldığında geride 2-3 milyon ölüm Vietnamlı ve attığı 638 bin
ton bomba ile yıkılmış bir Vietnam bıraktı.
-1970-75 yılları arasında
Kamboç’ya ve Laos’ta 1 milyon kişiyi katletti.
-1973’te Şili CIA darbe
örgütlendi. 30 bin kişi katledildi.
-1983’te Lübnan binlerce
Lübnanlı’yı katletti. Lübnana günlerce bomba yağdırdı.
-1983’te Grenada’yı işgal
etti yüzlerce kişiyi katletti.
-1986’da Libya’yı bombaladı
1000’e yakın sivili katletti.
-1989’da Panama’ya asker çıkardı
56 bin Panamalı’yı katletti.
-1991’de Irak’ı bombaladı.
100 binin üzerinde insanı katletti.
-Honduras’da Nikaragua’da
kaçmış olan halk düşmanı faşistleri “özgürlük savaşçıları” adını vererek
örgütledi. Nikaragua’da katliam ve sabotaj yaptırdı.
Bir çok Latin Amerika
ülkesinde Ulusal Muhafızlar adı altında ölüm mangaları örgütlendi.
Silahlandırdı halkların üzerine salıp katliamlar işkenceler yaptırdı.
-2001’de Afganistan’ı işgal
etti. İşgal halen sürüyor sivil halk da dahil olmak üzere on binlerce
Afganlı’yı katletti.
-2003’de Irak’ı işgal etti
işgal boyunca 1.5 milyon Irak’lıyı katletti. Sayısız işkenece ve tecavüz suçu
işledi.
-Daha yakın geçmişte 2011
yılından itibaren Libya’da ve Suriye’de doğrudan örgütlendiği terörist örgütler
aracılığıyla yüzbinleri katletti. Libya devlet başkanı Kaddafi’yi linç ederek
öldürdü. Libya’yı bombaladı Suriyeyi bir yıkıntı haline getirdi.
Bugün de ABD emperyalizminin
önderliğinde NATO 14 Haziran 2021’de yaptıkları NATO zirvesinde Çin ve Rusya’yı
baş düşman ilan etti. Karadeniz’de 30 ülkenin katıldığı tatbikatı dünyaya
yeniden kan gölüne çevirebilecek gerginliği tırmandırıyor.
Emperyalist ABD ve diğer
Ülkeler dünyanın dört bir yanından askeri güç kullanılarak sistem değişikli
dayatıyor, çıkarlarına aykırı iktidarları deviriyor, halka dayanamayan
Amerika’dan, Avrupa’ya emperyalist güçlere atanmış yönetimleri iş başına
getiriyorlar. Bunu yaparken o ülkeyi yıkıp harabeye çeviriyorlar, yüzbinleri
milyonları katlediyorlar. Ve büyük bir utanmazlıka bu davada olduğu gibi
direnen tüm güçleri terörizmle suçluyorlar.
Biz diyoruz ki devrimcileri
ABD ve ABd emperyalistlerinin terön tanımlarıyla yargılayamazsınız böyle bir
yargılamanın hiçbir meşruluğu yoktur.
Devam edelim emperyalizmin
suç dosyasına bakmaya
İngiltere’nin Suçlarına
Örnekler:
Bilindiği gibi İngiltere
Avrupa kıtasının en batısında küçük sayılabilecek bir ada devletidir. Güneş
batmayan imparatorluk diye tanımlanır Neden ?
Çünkü dünyanı bir uçtan öbür
uca işgal etmiş ve sömürgüleştirmiştir. II. Paylaşım savaşı 1945’te sona
erdiğinde yerini ABD’ye kaptırana kadar dünyanın en büyük sömürgeci gücüdür
İngiltere.
Ve söylemeye gerek bile
yoktur ki bu sömgürecilik milyonlarca insanın katledilmesini pahasına sağlanmış
ve sürdürülmüştür.
Günümüzde de İngiliz
emperyalizmi Amerika’nın peşinde işgallere katliamlara katılmış ve
katılmaktadır.
-İngilterenin 1850’lerde
1900’lere kadar işgal ettiği ülkelerden bazıları şunlardır.
-Hindistan
-Pekin-Çin
-Sudan
-Mısır
-Kenya
-Uganda
-Esten bu/ Anadolu
1952-1953’de 30 bin Kenyalı’yı
Kenyayı işgal ederek katletti.
-1900/1902 arasında Güney Afrika’da 20 binden fazla Baec’i
katletti.
-1919 da 379 Hintliyi bir
gösteride katletti.
-1931’de 103 Hintli’yi
katletti.
-1927’de Shanghagn’da on
binlerce Çinli işçiyi katletti.
-1929’da 200 Filistinliyi
katletti.
-1931’de Hindistan’da 500 ton
bomba attılar.
-Ekim 1944’te Yunanistan’ı
işgal ettiler.
-1945-50 arasında ABD’nin
Kore’deki işgalinde yer aldı. 100 bin Korelinin katledilmesinde sorumluluğu
vardır.
-İrlanda işgalinin boyunca 3
binden fazla sivil İrlanda’lıyı katletti.
-1976 yılında Suharfa
rejiminin Doğu Timo’daki katliamına hem destek verdi 210 bin kişi katledildi.
-1969-80 yılları arasında
İngiltere gözaltına katledilen insan sayısı 696’dır.
-ABD’nin Afganistan, Libya,
Suriye, Irak gibi ülkelere en son 20 yıl içinde yaptığı işgal ve katliamların
suç ortadığıdır.
-Amerika, İngiltere gibi
ülkeler dünya halklarına karşı işledikleri suçlarını terör demogojileriyle
meşrulaştıramazlar. Kanlı tarihlerinin kanlı pratiklerini temizleyemezler.
Almanya Emperyalizminin
Suçlarına Örnekler:
Almanya denildiğinde ilk akla
gelen temel sorumlu oldukları ikinci paylaşım savaşıdır.
1914-1918 I. Paylaşım
savaşında katledilen insan sayısı 10-15 milyon arasındadır.
1945’e kadar süren II.
Paylamış savaşında katlettikleri insan sayısı 55-60 milyondur. Bunun 20 milyonu
Sovyetler Birliği vatandaşlarıdır. 600 bin’i Yunanlıdır.
Günümüzde Almanya ABD
emperylaizmi ile birlikte işgal ve katliamlarının sorumluluk sahibidir.
Libya, Irak, Afganistan
Suriye’deki işgal rejimi değiştirme politikalarını desteklemiştir.
Faşizm denildiğinde akla ilk
gelen ülkedir. Günümüzde de Alman polisi faşist çeteleri örgütlemekte ve göçmen
halklara karşı saldırı katliamlar yapmaktadır.
Beathe Tseheppe davasında bu
sorumluluğu ortaya çıkmıştır.
Resmi olarak da
kanıtlanmıştır.
Fransız Emperyalizminin
Suçlarına Örnekler:
Fransa özellikle Ortadoğu ve
Afrika halklarına karşı yönelik saldırı işgal ve katliam suikast sabotaj ve
sömürüde önde gelen emperyalistler ülkedir.
-1920’de 90 bin askerle Şam’ı
işgal etti. Anadolu’da Antep ve Maraş’ı işgal ederek binlerce kişiyi katletti.
Yüzlerce köyü yaktı.
-1956’da İngiltere ile
birlikte Süveyş kanalını işgal etti.
-Vietnam’ı işgal etti daha
sonra ABD emperyalizminin sürdürdüğü işgalle 2 milyon Vietnamlının ölümünden
suçludurlar.
-Ruandayı işgal ederek
kabileler arasında savaş çıkardı bir ay içinde 500 bin Ruandalıyı katletti.
-1991’de ABD’nin Irak saldırısına katıldı.
Katledilen 100 bin Iraklı’dan Fransanında katılımı ve payı vardır.
-1947’de 40 bin
Madagaskarlı’yı katletti.
-1952’de başlayna Cezayir
Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca 1.5 milyon Cezayirliyi katletti.
-Libyanın işgal edilmesi ve
on binlerce Libya’lının Libya devlet başkanı Muammer Kaddafi’nin katledilmesine
ABD ile birlikteydi. Libya’yı bombalayan ülkelerden birisi de Fransa’dır.
-Suriye, Irak, Afganistan’da
ABD’nin suç ortağı emperyalist ülkelerden biridir.
Dünyayı halklar için
cehenneme çeviren emperyalist ülkeler halkların mücadelesini terör tanımıyla
bastırmaya çalışmaktadır. Bunu teşhir etmeye ve dünya halklarının kurtuluş
mücadelesinin meşruluğunu savunmaya devam edeceğiz.
Anadolu Halklarının Kardeşi
Yunan Halkına Çağrımızdır
Türkiyeli devrimciler olarak
bizlere yapılan saldırı Anadolu halkının bağımsızlık demokrasi ve sosyalizm
mücadelesine saldırıdır.
Bu saldırı Türkiye faşizminin
desteklenmesidir. Buna karşı çıkalım
Bu saldırıyla devrim “terör”
demogojisiyle ile hedef haline getirilen getirilmekte olan emperyalizmin dünya
halklarının kurtuluş mücadelesini “terörist” ilan etmesini meşrulaştırmak
istemektedir.
Buna karşı çıkmak aynı
zamanda Yunanistan halkının mücadelesinin meşruluğunun savunulmasıdır.
Boran Yayınevinden Yeni Kitap: Halkı Kahramanlaştırmak Kahramanlığı Halklaştırmak
Kitap Adı: Halkı Kahramanlaştırmak Kahramanlığı Halklaştırmak
Düzenleyen: Hatime Azak
Yayınevi: Boran
Basım Tarihi: Temmuz 2021
Yunanistan Özgür Tutsaklarından Halil Demir’e İade Davası Açıldı
Yunanistan Özgür Tutsaklarımızdan Halil Demir’e Türkiye devleti tarafından DHKP-C üyeliği iddiasıyla iade davası açıldı.
Türkiye faşizmi bu güne kadar onlarca devrimci hakkında iade talepli davalar açtı. Bu iade talepleri kimi zaman mahkemelerce reddedilirken kimi zamanda uzun süreli açlık grevleriyle boşa çıkarıldı.
Halil Demir siyasi ilticası olan bir devrimcidir, yasalara göre iadesi söz konusu olamaz ancak emperyalizmin işbirlikçisi iktidarlar kendi yasalarını çıkarlarına ters düştüğünde derhal rafa kaldırmaktadırlar.
Fakat hiçbir şey hiç bir saldırı devrimcileri teslim almaya yetmez. Yunanistan Türkiye ile işbirliğine derhal son vermelidir.
BASKILAR BİZİ YILDIRAMAZ
ÖZGÜR TUTSAKLAR TESLİM ALINAMAZ
Yunanistan Özgür Tutsakları
Halkın Hukuk Bürosu Enternasyonal Bürosü 11 Türkiyeli Devrimcinin Mahkemesi Hakkındaki Açıklaması
HUKUKSUZLUĞUN,
ADALETSİZLİĞİN TANIĞIYIZ!
MESLEKTAŞLARIMIZ, HUKUKÇULAR,
AVUKATLAR ve YUNAN HALKI!
19 TEMMUZ 2021 TARİHİNİ UNUTMAYIN!
BU TARİH HUKUK TARİHİNDE KARA BİR
LEKE
“DEMOKRASİNİN BEŞİĞİ” ATİNA İÇİN KARA
BİR GÜNDÜR!
BU TARİH ATİNA AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN
TÜRKİYELİ POLİTİK TUTSAKLARI SİYASİ TALİMATLARLA, HUKUKSUZ, ADALETSİZ BİR
ŞEKİLDE YARGILAYIP EN AĞIR CEZALARI VERDİĞİ TARİHTİR!
BU TARİH YUNAN YARGISININ NASIL BİR
KUKLAYA DÖNÜŞTÜĞÜNÜN GÜN GİBİ ORTAYA ÇIKTIĞI TARİHTİR!
ATİNA AĞIR CEZA
MAHKEMESİ TÜRKİYELİ 11 DEVRİMCİ TUTSAK HAKKINDA,
SİYASİ TALİMATLARLA
YÜRÜYEN BİR YARGILAMA OYUNUNUN SONUNDA,
BÜTÜN HUKUK
KURALLARINI ÇİĞNEYEREK EN AĞIR CEZALARI VERDİ.
BU KARARDA HUKUK
YOKTUR, ADALET YOKTUR.
BU KARAR
MAHKEMENİN DEĞİL ABD EMPERYALİZMİNİN, AKP FAŞİZMİNİN KARARIDIR.
BU HUKUKSUZLUĞA, BU
ADALETSİZLİĞE SESSİZ KALMAYACAK, BU ZORBALIĞA BOYUN EĞMEYECEĞİZ!
11 Türkiyeli devrimcinin yaklaşık bir buçuk yıldır tutuklu
yargılandığı, duruşmalarına 2 Temmuz 2021’de başlanan davanın bugün (19 Temmuz
2021’de) görülen 9. duruşmasında karar verildi.
Atina Ağır Ceza Mahkemesi, aralarında hiçbir ayrım
gözetmeden Türkiyeli 11 devrimciye, örgüt üyeliği, silah bulundurma ve resmi
belgede sahtecilik gibi suçlardan 33 yıl ağır hapis cezası verdi. Sinan Oktay Özen hakkında örgüt yöneticiliği
suçundan ise 5 yıl ek ceza verdi. (Yunanistan ceza yasalarına göre üst sınır 20
yıl olduğu için tüm sanıklara sonuç olarak 20 yıl hapis cezası verildi)
Verilen bu karar hukuka aykırı bir karardır. Bu kararda
hukuk yoktur, adalet yoktur.
Atina Ağır Ceza Mahkemesi, Türkiye faşizminin tetikçi
mahkemeleri ile yarışırcasına, büyük bir pervasızlıkla devrimcilere ağır
cezalar vermiştir.
Mahkeme, Türkiyeli devrimciler
hakkındaki kararını anti-terör polislerinin senaryolarına dayandırmış, hiçbir
delil, hiçbir kanıt olmadığı halde, “biz böyle düşünüyoruz” diyerek siyasi bir
kararla Türkiyeli 11 devrimciye bugüne kadar Yunanistan’daki en ağır cezaları
vermiştir.
Bu Yargılama Adil Bir Yargılama Değil Siyasi Bir
Yargılamadır
·
Bu yargılama
hukuka uygun, adil bir yargılama değildir. Bu yargılama ABD ve AB
emperyalizminin dayatmalarıyla, emperyalizmin „terör“ tanımlarıyla, anti terör yasaları uygulanarak tamamen
siyasi amaçlarla yürütülen, Türkiyeli devrimcileri sindirmeye yönelik bir
yargılamadır.
·
Bu yargılama
Türkiyeli devrimcilerin Yunanistan’daki yasal demokratik mücadelelerini,
politik faaliyetlerini terörize etmeye, engellemeye yönelik bir yargılamadır.
·
Bu yargılama
sadece Türkiyeli devrimcileri değil tüm Yunan halkını, Yunan halkının bugüne kadarki
demokratik kazanımlarını da hedef alan bir saldırıdır.
Bugün verilen bu karar
göstermiştir ki;
·
Bu karar,
mahkeme tarafından bugün verilmiş bir karar değildir. Bu karar, önceden
verilmiş, 2 haftadır yargılama görüntüsü arkasında oynan bir tiyatronun sonunda
bugün açıklanan bir karardır.
·
Bu karar
kesinlikle hukuka-yasalara uygun, mahkemenin kendi iradesiyle verdiği bir karar
değildir. Bu karar açıkça siyasi talimatlarla verilmiş bir
karardır.
·
Bu kararda ABD emperyalizminin
dayatmaları, Türkiye faşizminin, AKP hükümetinin baskıları etkili olmuştur.
·
Bu kararla hukuk katledilmiş,
yargıçlar siyasi iktidar tarafından tetikçi olarak kullanılmıştır.
AB ve ABD EMPERYALİZMİNİN KUKLASI YUNANİSTAN HÜKÜMETİNE
BAĞLI HAKİMLER EMPERYALİZMİN VE TÜRKİYE FAŞİZMİNİN TETİKÇİLİĞİNİ YAPMIŞTIR
ÖVÜNDÜKLERİ DEMOKRASİYE VE YUNAN HALKININ ADALET
İNANCINA İHANET ETMİŞLERDİR.
2 Temmuz günü başlayan sonucu belli bu kurgu yargılamada şunu
gördük;
–
Mahkeme
heyeti yargılanan Türkiyeli devrimcilere yönelik düşmanca bir tutum aldı.
–
Sanıkların
başta savunma hakkı olmak üzere yargılamaya ilişkin tüm hakları ihlal edilerek
adil olmayan hatta düşmanca bir yargılama pratiği ortaya konuldu.
–
Yargılamayı
yürüten mahkeme heyeti, yargılamanın başından beri bağımsız-tarafsız bir
mahkeme görüntüsünden uzak bir tavır sergiledi. Mahkeme heyeti yargılama
boyunca tutsaklara, tanıklara ve hatta avukatlara karşı, taraflı ve önyargılı
hatta düşmanca bir tavır almaya devam etti.
–
Heyet başkanı
sanıkların, tanıkların ve avukatların hiçbir sözünü dinlemedi. Savunma
tanıklarının serbestçe konuşmalarına müsaade etmedi, sürekli sözlerini kesti,
konuşmalarını engelledi. Sanıkların ve avukatlarının tüm
taleplerini reddetti.
–
8 Temmuz günü, maskeli ve özel
üniformaları olan polisler mahkeme salonunda, mehkemenin bilgisi ve onayıyla
sanıklara saldırıp işkence yaptı.
–
9 Temmuz‘da görülen duruşmada sanıklar
bir gün önce yaşanan polis saldırısını ve işkenceleri anlatarak, savunma
haklarının ve adil yargılanma haklarının ortadan kaldırıldığını, buna izin vermeyeceklerini,
mahkemenin bu keyfi ve düşmanca tutumuna boyun eğmeyeceklerini söyleyerek
salonu terk ettiler.
–
13-16 temmuz tarihleri arasında
devam eden duruşmalarda da mahkemenin sanıkların ve avukatlarının savunmalarına
ilgisizliklerini gördük. Mahkeme heyeti sanıkların ve avukatlarının
savunmalarını dinlemedi, taleplerini görmezden geldi veya reddetti.
–
15 Temmuz günü görülen duruşmada
mütalaasını açıklayan savcı; hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm sanıkların terör
örgütüne üye olma, silah temin etme, taşıma ve bulundurma, resmi belgede
sahtecilik ve polise direnme suçlarından cezalandırılmalarını istedi. Savcı bu
mütalaasında 2. Paylaşım savaşından bugüne tüm dünyada zafer işareti olarak
kullanılan işaretin de DHKP-C örgütünü simgelediğini söyleyerek örgüt üyeliği
suçlamasına dayanak yaptı. Yine sanıkların çoğunun aynı evde kalmalarını,
birlikte yaşamalarını da örgüt üyeliğine delil yaptı.
–
Nihayet bugün (19 Temmuz’da)
görülen karar duruşmasında, mahkeme, savcının tüm taleplerini eksiksiz yerine
getirerek, sanıkların ve avukatların savunmalarını yok sayarak, avukatların tüm
taleplerini reddederek, hiçbir hafifletici sebebi dikkate almadan ve sanıklar
arasında hiçbir ayrım yapmadan, hiçbir suçlamayı şahsileştirmeden tüm devrimcilere
aynı cezayı verdi.
–
Bu Karar ABD Emperyalizminin ve AKP Faşizminin Kararıdır
Şunu çok iyi biliyoruz ki; bu
karar Miçotakis hükümetinin AB ve ABD emperyalizmine yaranmak için AKP
faşizmiyle işbirliğinin sonucu verilmiş politik bir karardır.
Mahkeme heyeti, bugün açıkladığı
ama önceden hazırlandığı gün gibi açık olan bu kararla, Türkiyeli devrimcilere
açıkça şu mesajı vermek istemiştir; burada, bizim ülkemizde, devletimizin başka
devletlerle ilişkilerine zarar verecek politik faaliyetler yürütürseniz, bu
faaliyetler yasal-demokratik faaliyetler olsa bile sizi en ağır şekilde
cezalandırırız.
Biz bu
siyasi yargılama pratiğini Türkiye’den çok iyi biliyoruz. Mahkeme
heyetinin düşmanca tutumlarını AKP faşizminin Akın Gürlek gibi kukla
hakimlerinden çok iyi biliyoruz. Bunun
gibi siyasi kararları; hukuksuz yargılamalarla, delilsiz-kanıtsız verilen ağır
cezaları Türkiye’de çok gördük. Bugün şunu da çok açık şekilde görüyoruz ki, „demokrasinin
doğduğu yer“ olarak bilinen Atina’da da demokrasiden eser kalmamıştır.
Miçotakis hükümeti Türkiye faşizmiyle, AKP iktidarıyla ilişkilerini Türkiyeli
devrimcileri en ağır şekilde cezalandırarak geliştirmek istemektedir. Bunun
için kendi hukukunu, kendi yasalarını da açıkça çiğneyerek Türkiyeli
devrimcileri, politik mültecileri adeta mahkemenin önüne yem olarak atmaktadır.
Bu karar bu politikanın bir sonucudur.
Bizler, halkın avukatları
olarak, Türkiye faşizminin mahkemelerinden edindiğimiz tecrübelerle bir kez
daha diyoruz ki, bu hukuksuzluğu, bu adaletsizliği ancak birlikte mücadele
ederek durdurabiliriz.
Dava şimdilik bitti ama
mücadelemiz henüz bitmedi, bitmeyecek. Atina Temyiz Mahkemesi bu hukuksuzluğa,
bu adaletsizliğe son verene kadar mücadeleye devam edeceğiz!
Tüm meslektaşlarımızı, tüm hukukçuları
ve Yunan halkını da Türkiyeli devrimcilerle dayanışmaya, bu hukuksuzluğa,
adaletsizliğe karşı birlikte mücadeleye çağırıyoruz.
HALKIN HUKUK BÜROSU ENTERNASYONAL BÜRO
PEOPLE’S LAW OFFICE / INTERNATIONAL OFFICE
Address: Agiou Meletiou 8, 11361, Athens
iplo.hhbe@gmail.com – facebook.com/peopleslawofficeinternational
https://www.peopleslaw-international.com/
Emperyalizm işbirlikçi
iktidarlarına hükmediyor. Yunanistan Mahkemeleri 11 devrimciye 220 yıl hapislik
verdi. Yunanistan mahkemelerinin vermiş olduğu bu hapislik Amerikan ve Avrupa
emperyalizminin ömrünü uzatmayacaktır. Evlatlarımızı köhne hücrelere kapatan,
özgürlüklerinden mahrum bırakan emperyalizmin işbirlikçisi Yunanistan
mahkemelerini buradan uyarıyoruz. Sizlerin yasaları meşru mücadelemizi
engelleyemeyecektir. Yunanistan tarihi devrimcilerin emperyalizme ve faşizme
karşı vermiş olduğu mücadelelerle doludur. Emperyalizmin işbirlikçisi
Yunanistan Hükümeti, Türkiye’de AKP Faşizmine yaranmak için 17 ay önce evlere,
kurumlara operasyonlar yapmış 11 evladımızı tutuklamıştır. Bu keyfi tutuklamayı
boşa çıkaran 11 devrimci 220 yıl hapislik verilerek cezalandırılmak
istenmektedir. Evlatlarımızın hapishanelerde tutulması biz TAYAD’lı Aileler’in
mücadelesini bir kat daha büyütecektir. Evlatlarımıza sahip çıkacak ve
emperyalizminden ve onların işbirlikçileri Yunanistan ve AKP Faşizminden hesap
soracağız!
Devrimci Tutsaklar
Onurumuzdur!
Kahrolsun Emperyalizm
Yaşasın Mücadelemiz!
TAYAD’lı Aileler










