İltica hakkının gasp edilmesine karşı 12 Mayıs’ta süresiz açlık grevine başlayan halkın avukatı Günay Dağ direnişinin 31. gününde yine Atina’nın en işlek meydanlarından Propilia meydanındaydı. “POLİTİK İLTİCA HAKTIR, GASP EDİLEMEZ. TÜRKİYELİ DEVRİMCİ AVUKAT GÜNAY DAĞ İLTİCA HAKKI İÇİN AÇLIK GREVİNDE. TALEBİ KABUL EDİLSİN, İLTİCA HAKKI GERİ VERİLSİN” yazılı pankart ve dövizlerin yer aldığı ve imza stadının açıldığı eylemde 500’den fazla bildiri dağıtılarak direnişin talepleri Yunan halkına anlatıldı. Bir buçuk saat süren eylemde 21 imza toplandı.
halkın hukuk bürosu enternasyonal
Halkın Avukatı Günay Dağ Kuyu Tipi Hapishaneler Kapatılsın Talebiyle 1 Günlük Destek Açlık Grevinde
Halkın Avukatı Günay Dağ: İltica Hakkımın Gasp Edilmesine İzin Vermeyeceğim
Halkın avukatı Günay Dağ oturum ve pasaport hakkı
için Yunanistan iltica dairesi önündeki eylemine devam ediyor.
Eylemin 7. haftasını geride bırakan Günay Dağ 21
Mart günkü eylemde yaptığı açıklamada Yunanistan devletinin “ulusal
güvenliğimiz için tehlike oluşturuyor” yalanıyla iltica hakkını gasp
etmeye çalıştığını, buna izin vermeyeceğini, iltica hakkını geri alana,
pasaport ve oturum hakkını kazanana kadar direnmeye devam edeceğini ifade
etti.
Günay Dağ Yaptığı
Açıklamada Şunları Söyledi:
“Bugüne kadar oturum ve pasaport
hakkım için buradaydım. Keyfi Schengen yasağına karşı, bu yasak gerekçe
gösterilerek oturum ve pasaport hakkının gasp edilmesine karşı buradaydım. Ama
bugün itibariyle iltica hakkım için de buradayım. Çünkü dün itibariyle Yunanistan
devleti, iltica hakkımı keyfi olarak, yasadışı olarak gasp etti, geri aldı.
Buna ilişkin bildirimde bulundu. Buna gerekçe olarak benim Yunanistan devleti
için, Yunanistan’ın ulusal güvenliği için tehdit oluşturduğumu gerekçe
gösterdi.
Şunu çok iyi biliyoruz ki bu siyasi bir karar,
benim politik kimliğim nedeniyle, devrimci avukatlık kimliğim nedeniyle
verilmiş bir karardır. Ben Türkiyeli bir devrimci avukatım. Türkiye‘de devrimci
avukatlık yaptığım için, halkın avukatlığını yaptığı için AKP faşizminin,
Türkiye faşizminin baskıları nedeniyle, hakkımdaki, keyfi ve hukuka aykırı,
siyasi yargılamalar nedeniyle iltica hakkımı kullanarak buraya geldim,
buradayım. 5 yıldır buradayım. Bugün Yunanistan devleti bu hakkımı, iltica
hakkımı keyfi olarak, yasa dışı olarak gasp ederek hem AKP faşizminin suçlarına
ortak oluyor, AKP faşizmini hukuksuzluğuna, adaletsizliğine, keyfine ortak
oluyor hem de benim iltica hakkımı, kazanılmış iltica hakkımı gasp etmeye
çalışıyor. Buna izin vermeyeceğim, bu nedenle buradayım. İltica hakkımı geri
alana kadar, oturum ve pasaport hakkımı alana kadar da direnmeye devam
edeceğim.”
Artan Emperyalist Saldırganlığa, Uluslararası Hukukun Emperyalistler Tarafından Halklara Karşı Silah Kullanılmasına, Halkların Kazanımlarının Emperyalistler Tarafından Gasp Edilmesine Karşı,
5-6 Nisan 2025’te Atina’da, “Emperyalizm Ve
Hukuk” Başlığı Altında Düzenlenecek
“Ebru Timtik Anısına 2. Uluslararası
Sempozyum”Da Buluşalım!
Ekonomik
ve siyasi krizi derinleşen emperyalizmin, bir dünya sistemi olarak varlığını
sürdürebilmek, bu varlığın temeli olan sömürü ve yağma düzeninin devamını
sağlayabilmek için tarihte eşi görülmemiş bir saldırganlık sergileyerek dünya
halklarını bu sisteme boyun eğmeye zorladığı, boyun eğmeyenleri acımasız bir
şekilde cezalandırmak için, savaşlar, işgaller, katliamlar dahil, her yola
başvurduğu, özellikle Ortadoğu’da bu saldırganlığın giderek arttığı bir
süreçten geçiyoruz.
Başını
ABD’nin çektiği emperyalist kapitalist blokun ’90’ların başında, Sovyetler
Birliğinin yıkılmasının ardından “Yeni Dünya Düzeni”ni ilan etmesiyle birlikte
bugüne kadar artarak süren yeni bir emperyalist saldırganlık dalgası
başlamıştır. Bu saldırganlık, bazen uluslararası hukuk aracılığıyla
meşrulaştırılan bazen de uluslararası hukukun açıkça yok sayıldığı işgaller,
katliamlar, darbeler ve emperyalizm tarafından fonlanan “ilerici halk
ayaklanması” görünümlü komplolar vb. araç ve yöntemlerle sürdürülmüştür. ABD
emperyalizminin özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından “teröre ve
diktatörlüklere karşı savaştığı” yalanı da bu sürecin en etkili silahlarından
biri olmuştur. ABD, “Diktatörler ülkelerinde baskı ve terör uyguluyor, ülkeyi
kaosa sürüklüyor, ülkeyi yeniden güvenliğe ve istikrara kavuşturmak ve
demokrasiyi yeniden tesis etmek istiyoruz” diyerek uluslararası destek yaratıp
saldırı, işgal, yağma ve talan politikalarını hayata geçirmeye devam
etmektedir.
Bu
politikanın bir yanı baskı ve zor ile yaratılan korku iken; diğer yanı hedef
ülkeleri ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel her anlamda kendi ihtiyaçları
doğrultusunda şekillendirmek, bu ülkelerin iktidarlarını işbirlikçileştirmek,
böylece yeni-sömürge ülkeler yaratmaktır. 11 Eylül saldırılarının ardından Cebelitarık’tan
Hindistan’a kadar olan geniş bir coğrafyada ABD’nin çıkarları doğrultusunda
iktidar değişikliklerini hedefleyen Büyük Ortadoğu Projesi (tam adı
“Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek Bir Gelecek ve
İlerleme İçin Ortaklık Projesi”) bu amaçla uygulamaya konulmuştur.
ABD
emperyalizmi ilan ettiği bu doktrinler, stratejiler ve projeler doğrultusunda 2001
yılından itibaren -11 Eylül 2001 saldırılarını bahane ederek- Afganistan, Irak,
Libya, Suriye vb. ülkelere karşı başlattığı saldırılarda doğrudan veya dolaylı
olarak yüzbinlerce kişinin ölümüne neden olmuştur. Aynı süreçte Latin
Amerika’dan Güney ve Güneydoğu Asya’ya, Kore Yarımadası’na kadar dünyanın dört
bir yanında da emperyalist saldırganlık ve tehdit artarak sürmüştür. Göreve
yeni gelen ABD başkanı Trump’un söylemlerine ve ilk icraatlarına baktığımızda
da bu saldırganlığın artarak süreceğini öngörebiliyoruz.
ABD
emperyalizminin Ortadoğu’daki kanlı eli İsrail’in yıllardır Ortadoğu halklarına
yönelik saldırganlığı da sözünü ettiğimiz emperyalist saldırganlığın bir
parçası olarak artarak sürmektedir. İsrail Siyonizmi yalnızca 7 Ekim 2023’ten
geçici ateşkesin yürürlüğe girdiği 19 Ocak 2025’e kadar Gazze’ye yönelik
gerçekleştirdiği, uluslararası insancıl hukuku, savaş hukuku kurallarını açıkça
çiğnediği, insani veya etik hiçbir değer tanımadığı işgal ve soykırım
saldırısında -enkaz altında kayıp olan ve sayıları tam olarak bilinmeyen,
binlerce kişi hariç- çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 45 binden fazla
Filistinliyi dünyanın gözleri önünde katletmiştir.
İsrail’in
işlediği suçlar bunlarla da sınırlı değildir. İsrail, başta ABD olmak üzere
emperyalizmin açık veya örtülü desteğiyle Ortadoğu’daki birçok ülkeye -Lübnan,
Suriye, Yemen, İran vb.- istediği zaman, her türlü bahaneyle saldırmayı,
ülkelerin egemenlik haklarını ihlal etmeyi, kontrolsüz-sınırsız bir şekilde
katliamlar ve suikastlar gerçekleştirmeyi kendine hak olarak görmektedir.
Örneğin Lübnan’da pek çok yerleşim yerini günlerce bombalayıp yüzlerce kişiyi
katleden İsrail bununla de yetinmeyip iletişim altyapılarını da kullanarak
gerçekleştirdiği saldırılarda, tek seferde binlerce kişinin ölümüne veya
yaralanmasına sebep olmuş, Lübnan, İran ve Suriye’de birçok suikast ve katliam
saldırısı gerçekleştirmiştir. İsrail’in Ortadoğu’daki bu saldırganlığının da ABD
emperyalizminin saldırganlığına paralel olarak artacağını öngörmek hiç de zor
değildir.
Öte
yandan dünya halkları, yukarıda sözünü ettiğimiz emperyalist saldırganlığın
temelinde yatan vahşi sömürü ve yağma sisteminin neden olduğu ve gittikçe
derinleşen bir açlık, yoksulluk, işsizlik ve bunların neden olduğu ekonomik,
sosyal ve siyasi sorunlarla boğuşmaktadır.
Emekçilerin çalışma koşulları her geçen gün daha da ağırlaşarak ilkel
kölelik şartlarında çalışmaya ve yaşamaya zorlanması; en temel insani hakların
dahi milyonlarca yoksul için ulaşılamaz hale gelmesi; milyonlarca insanın
savaşlar, siyasi baskılar ya da ekonomik nedenlerle ülkelerini terk ederek
mültecilik koşullarında yaşamak zorunda bırakılmaları; ırkçı, faşist ve gerici
örgütlenmelerin sistemli olarak yaygınlaştırılması; ulusal ölçekte artan siyasi
baskı ve yasaklar, siyasi yargılamalar ve ceza adaleti açısından yaşanan
sorunlar ve halklar açısından daha pek çok olumsuzluk, sözünü ettiğimiz
emperyalist yağma ve talan düzeninin bir parçası, bu düzenin doğal bir
sonucudur.
Elbette
bu tablo yalnızca emperyalist saldırganlıktan ibaret, tek taraflı bir tablo
değildir; en önemlisi de bu tablo mutlak, değişmez bir tablo değildir.
Madalyonun bir yüzünde emperyalist saldırganlık varsa diğer yüzünde de
halkların mücadelesi ve direnişi vardır. Bu mücadele ve direniş kısa vadede
emperyalist saldırganlığı durdurabilecek güçte değilse de ulusal, bölgesel ve
giderek dünya ölçeğinde bu saldırganlığı geriletebilecek, durdurabilecek tek
gücün halkların birleşik, örgütlü ve enternasyonalist muhtevadaki mücadelesi
olduğu kesindir.
Bizler
halkların birleşik ve örgütlü mücadelesinin gücüne inanan anti emperyalist
avukatlar ve hukukçular olarak ekonomik, siyasi, askeri her alanda artan
emperyalist saldırganlığa uluslararası hukukun emperyalistler tarafından
manipüle edilerek halklara karşı kullanılmasına, halkların kazanımlarının
emperyalistler ve faşist iktidarlar tarafından gasp edilmesine karşı mücadele
yollarını, araçlarını ve yöntemlerini konuşmak, bilgi ve deneyimlerimizi
ortaklaştırmak için 5-6 Nisan 2025’te Atina’da bir araya geliyoruz. Başta anti
emperyalist, anti faşist tüm meslektaşlarımız, tüm ilerici hukukçular olmak
üzere herkesi “Emperyalizm ve Hukuk” başlığı altında 5-6 Nisan 2025’te Atina’da
düzenleyeceğimiz Ebru Timtik Anısına 2. Uluslararası Sempozyuma katılmaya davet
ediyoruz.
EBRU
TİMTİK ANISINA 2. ULUSLARASI SEMPOZYUM ÖRGÜTLEME KOMİTESİ
Yunanistan Halkın Hukuk Bürosu Enternasyonal Büro Saldırı Altındaki Türkiyeli Avukatlar Hakkında Bilgilendirme Toplantısına Çağrı
Yunanistan Halkın
Hukuk Bürosu Enternasyonal Büro
SALDIRI ALTINDAKI
TÜRKIYELI AVUKATLAR HAKKINDA BILGILENDIRME TOPLANTISINA ÇAĞRI
10/02 2025, 18.00
ATİNA BAROSU
Türkiye’de AKP/Erdoğan iktidarının meslektaşlarımıza
ve avukatlık faaliyetlerine yönelik saldırıları sürüyor. Avukatlar, mesleki
faaliyetleri nedeniyle, müvekkillerinin işledikleri iddia edilen suçlar bahane
edilerek veya müvekkilleriyle özdeşleştirilerek tutuklanıyor, avukatlara
onlarca yıl hapis cezası veriliyor. Bugün Türkiye’de onlarca avukat bu şekilde
tutuklanarak hapsedilmiş durumdadır. Bu
durum avukatların görevlerini yapmalarını engellemeyi amaçlayan, savunma
hakkını ve adil yargılanma hakkını hedef alan ağır saldırının bir parçasıdır.
Türkiye’de avukatlara yönelik bu saldırılardan
biri de 6 Şubat 2024 tarihinde yaşandı. 6 Şubat 2024’te, İstanbul’da
bulunan Halkın
Hukuk Bürosu polis tarafından hukuka aykırı
şekilde basıldı ve büroda bulunan 4 avukat gözaltına alındı. Gözaltına alınan
avukatlar, aynı gün, sadece birkaç saat önce İstanbul Adliyesi önünde
gerçekleşen silahlı saldırı eylemiyle bağlantılı olmakla suçlandılar. Çünkü
gözaltına alınan avukatlar daha önce, adliye önündeki silahlı saldırı eylemini
gerçekleştiren kişilerin avukatlığını yapmışlardı, aralarında avukat-müvekkil
ilişkisi vardı. Yani avukatlar, müvekkilleri tarafından gerçekleştirilen
silahlı saldırı eyleminin faili olmakla suçlandılar ve tutuklandılar. „Anayasal düzeni silah
zoruyla yıkmaya teşebbüs“ ve „tasarlayarak öldürme suçuna iştirak“ suçlamasıyla
ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle tutuklanan Seda Şaraldı ve
Betül Kozağaçlı haklarında ayrı ayrı açılan davalarda bir yıldır tutuklu
yargılanmaya devam ediyorlar.
Tutuklu meslektaşlarımız Seda Şaraldı ve Betül
Kozağaçlı’nın 12 Şubat 2025 ve 20 Şubat 2025 tarihlerinde yapılacak duruşmaları
öncesi, Türkiye’de meslektaşlarımıza yönelik, meslektaşlarımızın yürüttükleri
avukatlık faaliyetlerini engellemeyi amaçlayan, savunma ve adil yargılanma
haklarını da ihlal eden saldırılar hakkında bilgilendirme amacıyla 10 Şubat
2025’te, 18.00’de, Atina Barosu’ndaki Konferans Salonu’nda düzenleyeceğimiz
bilgilendirme toplantısına tüm meslektaşlarımızı ve tüm basın emekçilerini
davet ediyoruz.
Halkın Avukatı Günay Dağ: Herhangi Bir Avrupa Ülkesinde Gözaltına Alındınız Ne Yapmanız Gerekir
Almanya’da veya herhangi bir
Avrupa ülkesinde, herhangi bir nedenle polisle başınız derde girdiğinde nelerle
karşılaşabilirsiniz, bu gibi durumlarda ne yapmanız, nelere dikkat etmeniz
gerekir…
Mesela polis ifadenizi almak
için, sizi ifade vermeye davet etmek için kapınıza geldi; sizden ifade almak
istediğini söyledi ne yapacaksınız? Veya hiç ummadığınız bir anda ummadığınız
bir şekilde polisle karşı karşıya kaldınız, polis sizi yakaladı/gözaltına aldı…
Böyle bir durumda ne olur, haklarınız nelerdir, nelere dikkat etmelisiniz…
Avrupa Dev-Genç Atina’da 1. Uluslararası Hukuk Sempozyumuna Katıldı
Avrupa Dev-Gençliler olarak Atina’da Ebru Timtik anısına
düzenlenen 1. Uluslararası hukuk sempozyumuna katıldık.
Almanya’dan Katalonya ve Bask ülkesine, Hindistan’dan
Filipin’e kadar farklı ülkelerden hukukçu ve avukatlar ile tanıştık. Hukukun
ticarileşmesi, Avukatlığın tasfiyesi ve antİ-terör yasaları hakkında sunumlar
dinledik, sohbetler ettik.
Yoldaşımız Eda Deniz Haydaroğlu da Sempozyumun 2. Oturumunda
Almanya’daki anti-terör yasalarıyla ilgili konuştu. Konuşmasında hukukun
sınıfsal boyutunu anlatarak asıl mücadelenin sokaklarda kazanıldığını açıkladı.
Süresiz açlık grevi direnişini-Direnme hakkını-Hak ve Suç Kavramlarını anlattı.
Ebru Timtik’in müvekkilleri ve öğrencileri olarak sempozyuma
katılmaktan büyük onur duyduk. Sempozyuma katılan ve düzenlemesinde emeği geçen
herkese teşekkür ediyoruz.
Ebru Timtik Ölümsüzdür!
Halkın Hukuk Bürosu Enternasyonal Büro Açıklaması: İşkence İnsanlık Suçudur İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek!
İŞKENCE
İNSANLIK SUÇUDUR
İNSANLIK
ONURU İŞKENCEYİ YENECEK!
HALK CEPHELİ GÜLTEN MATUR AKP’NİN İŞKENCECİ
KATİL SÜRÜLERİ TARAFINDAN KAÇIRILDI. ASKERİ TESİSTE 8 GÜN BOYUNCA KAYITDIŞI
GÖZALTINDA TUTULDU. ASKI, FALAKA, ELEKTRİK ve DAHA BİRÇOK İŞKENCEYE MARUZ
BIRAKILDI
DÜN AYTEN ÖZTÜRK’E MİT ÇİFTLİĞİNDE 6 AY İŞKENCE YAPANLARLA BUGÜN
GÜLTEN MATUR’A İŞKENCE YAPANLAR AYNIDIR
“TÜRKİYE’DE İŞKENCE YOK” YALANINI SÖYLEYENLER, BU YALANA
İNANANLAR;
GÜLTEN MATUR’UN FOTOĞRAFLARINA BAKIN, ANLATTIKLARINI DİNLEYİN!
GÜLTEN MATUR’UN FOTOĞRAFLARI TÜRKİYE’DE İŞKENCENİN DÜN OLDUĞU GİBİ
BUGÜN DE BİR DEVLET POLİTİKASI OLARAK DEVAM ETTİĞİNİN RESMİDİR.
Gülten Matur
yıllardır ülkemizde yasal-demokratik mücadelenin içinde olan bir devrimcidir.
Bugüne kadar onlarca kez gözaltı ve birçok kez tutsaklık yaşamıştır. Gülten
Matur hakkında AKP faşizminin resmi yayın organı haline gelen Anadolu Ajansı ve
birçok burjuva yayın organında 28 Kasım günü bir yalan haber yayınlandı. Söz
konusu haberde “DHKP-C’nin Türkiye Sorumlusu Yakalandı” şeklinde yalan ifadeler
yer alıyordu.
AKP’nin
işkenceci polisleri tarafından servis edildiği açık olan bu haberde Gülten
Matur’un MİT ve Emniyet’in ortak operasyonuyla yakalandığı yazıyordu. Ancak nerede,
ne zaman ve nasıl gözaltına alındığına dair tek kelime yazılmamıştı. Bunun nedeni açıktı. Çünkü Gülten Matur 28 Kasım
günü değil 20 Kasım günü, muhtemelen MİT üyeleri tarafından sokak ortasından
kaçırılmış ve gizli bir yere, bir askeri tesise götürülmüştü. Burada 8 gün
boyunca kayıt dışı şekilde gözaltında tutulan Gülten Matur’a ağır işkenceler
yapılmış ve 28 Kasım günü MİT üyeleri tarafından polislere teslim edilmişti. İstanbul
siyasi şube polisleri tarafından tutulan tutanakta da Gülten Matur’un 28 Kasım
günü gözaltına alındığı yazıyordu. Ancak Gülten Matur’un 28 kasımda yapılan
operasyonla gözaltına alındığı haberi ve siyasi şubenin tutanağı koca bir
yalandı.
“DHKP-C’nin
Türkiye Sorumlusu Yakalandı” şeklinde servis edilen haberde yayınlanan
fotoğraftan da Gülten Matur’a işkence yapıldığı açıkça anlaşılıyordu.
İşkenceciler tarafından basına servis edilen bu fotoğrafta Gülten Matur elleri
kelepçeli şekilde iki Türk bayrağı arasında duruyordu, yüzünde ve gözlerinde
morluklar ve şişkinlikler vardı, işkencelerden dolayı bitkin görünüyordu. İŞTE
BU FOTOĞRAF İŞKENCENİN FOTOĞRAFIDIR!
Nitekim
gözaltına tutulduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğünde kendisiyle görüşen Halkın
Hukuk Bürosu avukatları yaptıkları açıklamayla Gülten Matur’un 28 Kasım günü
değil 20 Kasım günü kaçırılarak gözaltına alındığını, bilmediği bir askeri
tesise götürülerek burada 8 gün boyunca askı, kaba dayak, falaka ve elektrik
işkencesine maruz bırakıldığını açıkladılar.
Gülten
Matur’a yapılanlar ne ilktir ne son olacaktır. Çok değil 4 yıl önce Ayten
Öztürk isimli başka bir devrimci de Lübnan’da gözaltına alınarak Türkiye’ye
kaçırılmış ve 6 ay boyunca gizli bir işkence merkezinde tutularak işkence
yapılmıştı. Bugün Gülten Matur da aynı işkencelere maruz kalmıştır.
Dün Ayten
Öztürk’e işkence yapanlarla bugün Gülten Matur’a işkence yapanlar aynıdır.
Ayten Öztürk’e yapılan işkencelerin de Gülten Matur’a yapılan işkencelerin de
nedeni ve failleri aynıdır: İşkencelerin faili AKP faşizmidir, nedeni ise
devrimcilere ve asıl olarak da halka gözdağı vermektir ama başaramayacaklar!
Bunun en
açık kanıtı Gülten Matur’un kimliğidir. Gülten Matur, işkencenin, katliamların,
infazların yaşandığı “karanlık yıllar” olarak ifade edilen ve artık geride
kaldığı söylenen 90’lı yıllarda da gözaltı ve işkenceler yaşamış, faşizmin
işkence tezgahlarından başı dik çıkmış, uzun yıllarını hapishanede geçirmiş bir
devrimcidir. Gülten Matur bugün de faşizmin işkence tezgahlarından bir kez daha
başı dik çıkmış, işkencecileri bir kez daha inlerinde mağlup etmiştir.
İşkenceciler
acizliklerini, korkaklıklarını yalan haberlerle gizlemeye çalışıyorlar ama
başaramayacaklar! Gülten Matur’a yapılan bu işkencenin gizlenmesine, üstünün
örtülmesine izin vermeyeceğiz.
İşkence
insanlık suçudur. Bu suçu işleyenlerin peşini bırakmayacağız. İşkencelerin,
katliamların, infazların hesabını sormak için mücadeleye devam edeceğiz.
İŞKENCE
İNSALIK SUÇUDUR!
İNSANLIK
ONURU İŞKENCEYİ YENECEK!
GÜLTEN
MATUR SERBEST BIRAKILSIN!
HALKIN
HUKUK BÜROSU ENTERNASYONAL BÜRO
Halkın Hukuk Bürosu Enternasyonal Bürosü 11 Türkiyeli Devrimcinin Mahkemesi Hakkındaki Açıklaması
HUKUKSUZLUĞUN,
ADALETSİZLİĞİN TANIĞIYIZ!
MESLEKTAŞLARIMIZ, HUKUKÇULAR,
AVUKATLAR ve YUNAN HALKI!
19 TEMMUZ 2021 TARİHİNİ UNUTMAYIN!
BU TARİH HUKUK TARİHİNDE KARA BİR
LEKE
“DEMOKRASİNİN BEŞİĞİ” ATİNA İÇİN KARA
BİR GÜNDÜR!
BU TARİH ATİNA AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN
TÜRKİYELİ POLİTİK TUTSAKLARI SİYASİ TALİMATLARLA, HUKUKSUZ, ADALETSİZ BİR
ŞEKİLDE YARGILAYIP EN AĞIR CEZALARI VERDİĞİ TARİHTİR!
BU TARİH YUNAN YARGISININ NASIL BİR
KUKLAYA DÖNÜŞTÜĞÜNÜN GÜN GİBİ ORTAYA ÇIKTIĞI TARİHTİR!
ATİNA AĞIR CEZA
MAHKEMESİ TÜRKİYELİ 11 DEVRİMCİ TUTSAK HAKKINDA,
SİYASİ TALİMATLARLA
YÜRÜYEN BİR YARGILAMA OYUNUNUN SONUNDA,
BÜTÜN HUKUK
KURALLARINI ÇİĞNEYEREK EN AĞIR CEZALARI VERDİ.
BU KARARDA HUKUK
YOKTUR, ADALET YOKTUR.
BU KARAR
MAHKEMENİN DEĞİL ABD EMPERYALİZMİNİN, AKP FAŞİZMİNİN KARARIDIR.
BU HUKUKSUZLUĞA, BU
ADALETSİZLİĞE SESSİZ KALMAYACAK, BU ZORBALIĞA BOYUN EĞMEYECEĞİZ!
11 Türkiyeli devrimcinin yaklaşık bir buçuk yıldır tutuklu
yargılandığı, duruşmalarına 2 Temmuz 2021’de başlanan davanın bugün (19 Temmuz
2021’de) görülen 9. duruşmasında karar verildi.
Atina Ağır Ceza Mahkemesi, aralarında hiçbir ayrım
gözetmeden Türkiyeli 11 devrimciye, örgüt üyeliği, silah bulundurma ve resmi
belgede sahtecilik gibi suçlardan 33 yıl ağır hapis cezası verdi. Sinan Oktay Özen hakkında örgüt yöneticiliği
suçundan ise 5 yıl ek ceza verdi. (Yunanistan ceza yasalarına göre üst sınır 20
yıl olduğu için tüm sanıklara sonuç olarak 20 yıl hapis cezası verildi)
Verilen bu karar hukuka aykırı bir karardır. Bu kararda
hukuk yoktur, adalet yoktur.
Atina Ağır Ceza Mahkemesi, Türkiye faşizminin tetikçi
mahkemeleri ile yarışırcasına, büyük bir pervasızlıkla devrimcilere ağır
cezalar vermiştir.
Mahkeme, Türkiyeli devrimciler
hakkındaki kararını anti-terör polislerinin senaryolarına dayandırmış, hiçbir
delil, hiçbir kanıt olmadığı halde, “biz böyle düşünüyoruz” diyerek siyasi bir
kararla Türkiyeli 11 devrimciye bugüne kadar Yunanistan’daki en ağır cezaları
vermiştir.
Bu Yargılama Adil Bir Yargılama Değil Siyasi Bir
Yargılamadır
·
Bu yargılama
hukuka uygun, adil bir yargılama değildir. Bu yargılama ABD ve AB
emperyalizminin dayatmalarıyla, emperyalizmin „terör“ tanımlarıyla, anti terör yasaları uygulanarak tamamen
siyasi amaçlarla yürütülen, Türkiyeli devrimcileri sindirmeye yönelik bir
yargılamadır.
·
Bu yargılama
Türkiyeli devrimcilerin Yunanistan’daki yasal demokratik mücadelelerini,
politik faaliyetlerini terörize etmeye, engellemeye yönelik bir yargılamadır.
·
Bu yargılama
sadece Türkiyeli devrimcileri değil tüm Yunan halkını, Yunan halkının bugüne kadarki
demokratik kazanımlarını da hedef alan bir saldırıdır.
Bugün verilen bu karar
göstermiştir ki;
·
Bu karar,
mahkeme tarafından bugün verilmiş bir karar değildir. Bu karar, önceden
verilmiş, 2 haftadır yargılama görüntüsü arkasında oynan bir tiyatronun sonunda
bugün açıklanan bir karardır.
·
Bu karar
kesinlikle hukuka-yasalara uygun, mahkemenin kendi iradesiyle verdiği bir karar
değildir. Bu karar açıkça siyasi talimatlarla verilmiş bir
karardır.
·
Bu kararda ABD emperyalizminin
dayatmaları, Türkiye faşizminin, AKP hükümetinin baskıları etkili olmuştur.
·
Bu kararla hukuk katledilmiş,
yargıçlar siyasi iktidar tarafından tetikçi olarak kullanılmıştır.
AB ve ABD EMPERYALİZMİNİN KUKLASI YUNANİSTAN HÜKÜMETİNE
BAĞLI HAKİMLER EMPERYALİZMİN VE TÜRKİYE FAŞİZMİNİN TETİKÇİLİĞİNİ YAPMIŞTIR
ÖVÜNDÜKLERİ DEMOKRASİYE VE YUNAN HALKININ ADALET
İNANCINA İHANET ETMİŞLERDİR.
2 Temmuz günü başlayan sonucu belli bu kurgu yargılamada şunu
gördük;
–
Mahkeme
heyeti yargılanan Türkiyeli devrimcilere yönelik düşmanca bir tutum aldı.
–
Sanıkların
başta savunma hakkı olmak üzere yargılamaya ilişkin tüm hakları ihlal edilerek
adil olmayan hatta düşmanca bir yargılama pratiği ortaya konuldu.
–
Yargılamayı
yürüten mahkeme heyeti, yargılamanın başından beri bağımsız-tarafsız bir
mahkeme görüntüsünden uzak bir tavır sergiledi. Mahkeme heyeti yargılama
boyunca tutsaklara, tanıklara ve hatta avukatlara karşı, taraflı ve önyargılı
hatta düşmanca bir tavır almaya devam etti.
–
Heyet başkanı
sanıkların, tanıkların ve avukatların hiçbir sözünü dinlemedi. Savunma
tanıklarının serbestçe konuşmalarına müsaade etmedi, sürekli sözlerini kesti,
konuşmalarını engelledi. Sanıkların ve avukatlarının tüm
taleplerini reddetti.
–
8 Temmuz günü, maskeli ve özel
üniformaları olan polisler mahkeme salonunda, mehkemenin bilgisi ve onayıyla
sanıklara saldırıp işkence yaptı.
–
9 Temmuz‘da görülen duruşmada sanıklar
bir gün önce yaşanan polis saldırısını ve işkenceleri anlatarak, savunma
haklarının ve adil yargılanma haklarının ortadan kaldırıldığını, buna izin vermeyeceklerini,
mahkemenin bu keyfi ve düşmanca tutumuna boyun eğmeyeceklerini söyleyerek
salonu terk ettiler.
–
13-16 temmuz tarihleri arasında
devam eden duruşmalarda da mahkemenin sanıkların ve avukatlarının savunmalarına
ilgisizliklerini gördük. Mahkeme heyeti sanıkların ve avukatlarının
savunmalarını dinlemedi, taleplerini görmezden geldi veya reddetti.
–
15 Temmuz günü görülen duruşmada
mütalaasını açıklayan savcı; hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm sanıkların terör
örgütüne üye olma, silah temin etme, taşıma ve bulundurma, resmi belgede
sahtecilik ve polise direnme suçlarından cezalandırılmalarını istedi. Savcı bu
mütalaasında 2. Paylaşım savaşından bugüne tüm dünyada zafer işareti olarak
kullanılan işaretin de DHKP-C örgütünü simgelediğini söyleyerek örgüt üyeliği
suçlamasına dayanak yaptı. Yine sanıkların çoğunun aynı evde kalmalarını,
birlikte yaşamalarını da örgüt üyeliğine delil yaptı.
–
Nihayet bugün (19 Temmuz’da)
görülen karar duruşmasında, mahkeme, savcının tüm taleplerini eksiksiz yerine
getirerek, sanıkların ve avukatların savunmalarını yok sayarak, avukatların tüm
taleplerini reddederek, hiçbir hafifletici sebebi dikkate almadan ve sanıklar
arasında hiçbir ayrım yapmadan, hiçbir suçlamayı şahsileştirmeden tüm devrimcilere
aynı cezayı verdi.
–
Bu Karar ABD Emperyalizminin ve AKP Faşizminin Kararıdır
Şunu çok iyi biliyoruz ki; bu
karar Miçotakis hükümetinin AB ve ABD emperyalizmine yaranmak için AKP
faşizmiyle işbirliğinin sonucu verilmiş politik bir karardır.
Mahkeme heyeti, bugün açıkladığı
ama önceden hazırlandığı gün gibi açık olan bu kararla, Türkiyeli devrimcilere
açıkça şu mesajı vermek istemiştir; burada, bizim ülkemizde, devletimizin başka
devletlerle ilişkilerine zarar verecek politik faaliyetler yürütürseniz, bu
faaliyetler yasal-demokratik faaliyetler olsa bile sizi en ağır şekilde
cezalandırırız.
Biz bu
siyasi yargılama pratiğini Türkiye’den çok iyi biliyoruz. Mahkeme
heyetinin düşmanca tutumlarını AKP faşizminin Akın Gürlek gibi kukla
hakimlerinden çok iyi biliyoruz. Bunun
gibi siyasi kararları; hukuksuz yargılamalarla, delilsiz-kanıtsız verilen ağır
cezaları Türkiye’de çok gördük. Bugün şunu da çok açık şekilde görüyoruz ki, „demokrasinin
doğduğu yer“ olarak bilinen Atina’da da demokrasiden eser kalmamıştır.
Miçotakis hükümeti Türkiye faşizmiyle, AKP iktidarıyla ilişkilerini Türkiyeli
devrimcileri en ağır şekilde cezalandırarak geliştirmek istemektedir. Bunun
için kendi hukukunu, kendi yasalarını da açıkça çiğneyerek Türkiyeli
devrimcileri, politik mültecileri adeta mahkemenin önüne yem olarak atmaktadır.
Bu karar bu politikanın bir sonucudur.
Bizler, halkın avukatları
olarak, Türkiye faşizminin mahkemelerinden edindiğimiz tecrübelerle bir kez
daha diyoruz ki, bu hukuksuzluğu, bu adaletsizliği ancak birlikte mücadele
ederek durdurabiliriz.
Dava şimdilik bitti ama
mücadelemiz henüz bitmedi, bitmeyecek. Atina Temyiz Mahkemesi bu hukuksuzluğa,
bu adaletsizliğe son verene kadar mücadeleye devam edeceğiz!
Tüm meslektaşlarımızı, tüm hukukçuları
ve Yunan halkını da Türkiyeli devrimcilerle dayanışmaya, bu hukuksuzluğa,
adaletsizliğe karşı birlikte mücadeleye çağırıyoruz.
HALKIN HUKUK BÜROSU ENTERNASYONAL BÜRO
PEOPLE’S LAW OFFICE / INTERNATIONAL OFFICE
Address: Agiou Meletiou 8, 11361, Athens
iplo.hhbe@gmail.com – facebook.com/peopleslawofficeinternational
https://www.peopleslaw-international.com/
Halkın Hukuk Bürosu Açıklaması: Aytaç Ünsal Derhal Tahliye Edilmelidir
İnfaz Hakimlikleri Tarafından İtirazlarımızın
Sürüncemede Bırakılması Aytaç’ı Sakatlamak İçindir
Aytaç Ünsal Derhal Tahliye Edilmelidir
Aytaç ÜNSAL 9.12.2020 tarihinde Edirne Merkezinden gözaltına
alındığı günden bu yana devletin en üst kademesi tarafından hedef gösterildi.
Yalanlarla yurt dışına kaçacağı söylendi ve hakkındaki infaz erteleme kararı kaldırılarak
tutuklandı. Oysa Aytaç ÜNSAL hakkında verilen infaz erteleme kararı sağlığının
kötü olması nedeniyle verilmiştir. Aytaç’ın sağlığında iyileşme olmadan bu
karar kaldırılamaz. Buna rağmen alelacele bir kararla infaz erteleme kararı
Aytaç ÜNSAL muayene bile edilmeden kaldırılmıştır.
Bunun üzerine ilk önce erteleme kararı İstanbul Savcılığı
tarafından kaldırıldığı için 14.12.2020 tarihinde İstanbul İnfaz Hakimliği’ne
itirazda bulunduk. Bu itirazımız Edime ilindeki İnfaz Hakimliği’nin yetkili
olduğu gerekçesiyle reddedildi. Bu karara karşı yaptığımız yetki itirazı da
reddedildi ve başvurumuz Edirne İnfaz Hakimliği’ne gönderildi. Bu süreci
beklemeden Edime İnfaz Hakimliği’ne erteleme kararını kaldıran karara
itirazımızı elden de sunduk. Böylece aynı konulu iki dosya açılmış oldu ve
Edime 2. İnfaz Hakimliği bu dosyaları birleştirmeyerek ayrı şekilde yürüttü.
Biz, her iki dosyaya da Aytaç’ın sinir uçlarında hasar olduğunu gösteren EMG
sonuçlarını, Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından yapılması istenen test ve
tahlillerinin sonuçlarını sunduk. Bu testlerdeki verilerin neredeyse tamamı
olması gereken değerlerin altında veya üstündedir. Ayrıca Aytaç Ünsal’ın
tedavisini takip eden profesör doktor tarafından tedavisinin tamamlanmadığını
ve bağışıklığının düşük olduğunu belirten uzman mütalaası dosyaya sunulmuştur.
Aytaç ÜNSAL ölüm orucuna bağlı olarak polinöropati hastasıdır ve buna bağlı
nörolojik ağrı çekmektedir.
Edime 2. İnfaz Hakimliği ise 16.12.2020 günü yapılan bu
başvuru hakkında ancak 21 gün sonra 6.1.2021 gününe bir dosyadan “yetkisizlik”
bir dosyadan “görevsizlik” kararı vermiştir. Bu usul ve hatalı kararları vermek
için tam 21 gün beklemiştir. Aytaç için günler hayati önemdedir. Bu 21 gün
içinde Aytaç ÜNSAL’a Edime F Tipi Hapishanesi tarafından B1 Vitamini
verilmemiştir. Aytaç ÜNSAL ölüm orucunda günde 500 mg B1 vitamini
kullanmaktaydı, bu vitaminin kullanımının kesilmesinin birdenbire değil
kademeli olması gerektiği için B1 vitamini kullanmaya devam etmekteydi. B1
vitamininin herhangi bir besleyici özelliği olmamasına rağmen sinir
hücrelerinin yaşamı için önemlidir.
Edime 2. İnfaz Hakimliği, İstanbul İnfaz Hakimliği
tarafından yetkisizlik ile gönderilen başvurumuzu tekrar İstanbul İnfaz
Hakimliğine göndermiştir. Bu durumda mahkemeler arasında yetki uyuşmazlığı
çıkmıştır. Bu uyuşmazlığın çözümü için dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine
gönderilecektir. Ancak BAM tarafından ne zaman karar verileceği konusu
belirsizdir. İnfaz erteleme konusundaki başvurumuz sürüncemede bırakılmıştır.
Edime 2. İnfaz
Hakimliğinin “görevsizlik” kararında ise infaz erteleme kararı vermekte görevli
olmadığından bahisle görevlinin Edirne Savcılığı olduğu söylenmektedir. Halbuki
biz hiçbir dilekçemizde Aytaç ÜNSAL hakkında yeniden infaz erteleme kararı
verilmesini talep etmedik. Talebimiz, hukuka aykırı şekilde kaldırılan infaz
erteleme kararının kaldırılması ve Yargıtay tarafından verilen infaz erteleme
kararının devamıdır.
Edime 2. İnfaz Hakimliği her iki kararıyla da başvurumuzun
özüne ilişkin hiçbir şeye değinmemiştir. Yanlış görevsizlik ve yetkisizlik
kararlarıyla Aytaç ÜNSAL’ın sağlığı tehlikeye atılmaktadır. Yapılmak istenen
karar vermeyerek sürecin uzatılmasıdır.
Aytaç ÜNSAL’ın tedavi hakkını uygun şekilde kullanması
sürekli olarak engellenmiştir. Tedavi gördüğü eve yapılan polis baskını,
yalanlarla tutuklanması tedavisinin seyrini bozmak içindir. Aytaç ÜNSAL’ın
sağlığı ve hayatı adım adım açık bir şekilde tehlikeye atılmaktadır.
Aytaç Ünsal Derhal Serbest Bırakılsın!
Halkın Avukatlarına Özgürlük Halkın Hukuk Bürosu















