Selanik’teki anarşist grupların ortaklaşa düzenlediği Özgür
kitap festivalinde ölüm orucu direnişini duyuran ve desteğe çağıran Halk
Cephesi imzalı pankart tüm 3 gün boyunca asılı tutuldu. 21-22-23 Haziran
tarihlerinde 11.si yapılan festival şehrin en merkezi meydanı Aristotelous
meydanında gerçekleştirildi. Festival kapsamında kitapların yanı sıra, çeşitli
konularda paneller ve müzikli eğlenceler de olmaktadır. 100 bildiri dağıtan
Halk Cepheliler ’in 3 gün boyunca asılı kalan pankartlarında “Kanser Hastası
Ali Osman Köse Hemen Serbest Bırakılsın! , Ölüm Orucu Direnişçileri Sibel Balaç
Ve Gökhan Yıldırım’ın Talepleri Hemen Kabul Edilsin !” yazılıydı.
dünya
Özgül Emre İçin Almanya Federal Mahkemesi Önünde Nöbet Destek Açlık Grevi Eylemiyle Başladı
Bugün 23 Haziran’dan itibaren 24 saat Federal Mahkemesinin
önünde olacağız. Özgül Emre’nin sağlığından sorumlu olan Federal Mahkemesinde
bulunan Hakim Dr. Lutz’u protesto etmek ve teşhir etmek için herkesi nöbetimize
bekliyoruz.
Nöbetimiz telefon aramalarıyla başladı. Hapishaneyi ve mahkemeyi aradık, bildiriler dağıtarak sloganlarla insanların dikkatini çektik.
Halaylarımızla nöbetimize coşku kattık.
Özgül Emre için nöbette olanlardan Dev-Gençli Azad Gömül ve
Eda Haydaroğlu da Özgül Emre için açlık grevinde olduklarını açıkladılar.
Federal Mahkemesinin önünde açlığımızla Hakim Dr. Lutz u
teşhir ediyoruz.
Coşkumuzu bitiremeyecekler çünkü kazanan biz olacağız!
Özgül Emre kazanacak ve hepsini rezil edecek!
Özgül Emre Tek Tip Elbise dayatmasına karşı Almanya’nın
Rohrbach hapishanesinde açlık grevinde.
Durumu şuan kritik seviyede. İçtiği suyu kustuğu için şeker
ve tuzu alamayacak durumda.
Biz de Özgül Emre’nin yoldaşları olarak Belçika Alman
Konsolosluğu önünde açıklama yaptık.
Açıklamada; Alman Emperyalizminin Özgül Emre’yi katletmesine
izin vermeyeceğimizi, bugün ve yarın Alman konsolosluğu önünde olacağımızı
söyledik.
Brüksel’de Alman konsolosluğunun tam karşısına ve çevresine
dövizler asıldı. Fransızca olan dövizlerde ” Alman Hapishanelerinde Nazi
Yöntemleri!” “Bir Kadın Alman Hapishanelerinde Katledilmek İsteniyor”
denildi.
Alman Konsolosluğunda çalışanlar panik halinde dövizlerin
fotoğraflarını çektiler yırttılar.
Nazi Alman Emperyalizmini sürekli teşhir edeceğiz!
Özgül Emre Onurumuzdur!
Alman Emperyalizminin Onu Katletmesine İzin Vermeyeceğiz!
Grup Yorum Özgürlük Çadırı 14.Gününde Köln Ehrenfeld Tren İstasyonu Önünde Devam Ediyor
Grup Yorum olarak Köln Ehrenfeld tren istasyonunun önünde
özgürlük çadırımızı açtık. Belçika’dan
dostlarımız ziyaretimize geldiler. Bugün toplam 12 kişinin katıldığı çadır
eylemimizde Grup Yorum müzikleri eşliğinde halaylar çektik. Bildiri dağıtıp
halkımızla sohbet ettik. Gelen ziyaretçilerden imza topladık.
Aynı zamanda İhsan Cibelik’in eşi Yasemin Cibelik bugün
İhsan Cibelik’i ziyaretine gitti. Ziyarette iyi olduğunu ve süt kutusundan
kaval yaptığını anlatmış. Devrimciler nerede olursa olsunlar üretmeye devam
ediyorlar, bizleri devrimcileri tutsak ederek durduramazlar. Bu da bunun büyük
bir örneğidir. Standımıza gelen insanlara İhsan Cibelik’in ve Özgül Emre’nin
“büyük suçlarını” anlattık. Ardından İhsan Cibelik ve Özgül Emre’ye kart
yazarak bugünkü eylemimizi sonlandırdık.
Devrimciler 129 Yasalarıyla Yargılanamaz!
İhsan Cibelik, Özgül Emre ve Serkan Küpeli’ye Özgürlük!
129 Yasaları Kaldırılsın!
Devrimcilik Yapmak Suç Değil Görevdir!
Anti-Emperyalist Cephe, İtalya Roma’da, Partido del CARC Tarafından Düzenlenen Bir Etkinliğe Katıldı
Anti-Emperyalist Cephe (AEC), 19 Haziran 2022 yap tarihinde,
İtalya Roma’da, Partito del CARC (Komünist Direnişi Destekleme Komiteleri
Partisi) tarafından, “Siyasî Tutsaklar Haftası” çerçevesinde
düzenlenen “Draghi Hükümetinin Savaş Propagandasına Karşı Savaşalım”
etkinliğine katıldı.
Konuşmacılar, emperyalizmin savaş politikalarının kitlelere
nasıl ve hangi araçlarla empoze edildiğini, sansürle siyasî gerçeklerin nasıl
yok edildiğini ve bunun Donbass halkına yönelik katliamlar karşısında sessiz
kalan halk üzerindeki etkilerini anlattılar.
AEC adına yapılan konuşmada, emperyalizm ve
işbirlikçilerinin halka yönelik saldırısının temel nedeninin direnenlere karşı
ideolojik teslimiyet politikaları olduğuna değinildi. İdeolojik bombardımana ve
emperyalizmin suçlarına ortak olanlara karşı durmanın yolunun direnmek ve savaş
karşıtı olmanın aslında anti-emperyalist olmaktan geçtiği belirtildi.
Bedenlerini saldırılara karşı kalkan yapan siyasî tutsaklar
Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım’ın Türkiye hapishanelerindeki Ölüm Orucu
Direnişi ve emperyalizmin teslimiyet politikaları anlatıldı. Bu direnişe sahip
çıkmanın öneminden, herkesin yapabileceği bir şey olduğundan bahsedildi ve
aktif bir dayanışma çağrısı yapıldı.
Roma Türkiye Büyükelçisi’ne ve Türkiye Adalet Bakanlığı’na
gönderilmek üzere hazırlanan ve birçok dile çevrilen dilekçeyi katılımcılardan
imzalamaları istendi. Kişi ve kurumlar adına toplam 22 kişi-kurum bu çağrıya
imza atarak desteklerini sundu.
Ukrayna’da emperyalistlerin kirli savaşını ve Donbass
halkının direnişini haberleştiren ve bu konularda kitaplar yazan gazeteciler
Alberto Fazolo ve Franco Fracassi, AEC’ye imzalı kitaplarını hediye ettiler.
Halkın Hukuk Bürosu Enternasyonal Büro: Tek Tip Elbise Dayatmasına Son Verilsin
TEK TİP ELBİSE
DAYATMASINA KARŞI AÇLIK GREVİNDEKİ MÜVEKKİLİMİZ ÖZGÜL EMRE’NİN YAŞAMI TEHLİKEDE!
ROHRBACH HAPİSHANE
İDARESİ VE ALMANYA FEDERAL YÜKSEK MAHKEMESİ (BGH) MÜVEKKİLİMİZİN YAŞAM
HAKKINDAN SORUMLUDUR!
ÖZGÜL EMRE’NİN TALEBİ
KABUL EDİLSİN
YASADIŞI-KEYFİ TEK TİP
ELBİSE DAYATMASINA SON VERİLSİN!
Almanya’da Türkiyeli bir devrimci gazeteci olan
müvekkilimiz Özgül Emre, 16 Mayıs 2022 tarihinde Federal Savcılığın talimatıyla
gözaltına alınarak 17 Mayıs 2022 tarihinde Karlsruhe’de çıkarıldığı Federal Yüksek Ceza
Mahkemesi (BGH) sorgu hakimi tarafından tutuklanarak özel bir tecrit
hapishanesi olan Rohrbach hapishanesine (JVA Rohrbach) konulmuştur.
Müvekkilimiz Özgül Emre tutuklandığı 17 Mayıs 2022
tarihinden beri yani 36 gündür açlık grevindedir. Çünkü müvekkilimize,
bulunduğu Rohrbach hapishane idaresi tarafından Tek Tip Elbise (TTE) giymesi
dayatılmakta, kendi kıyafetleri verilmemektedir.
Müvekkilimiz TTE dayatmasını kabul etmeyerek açlık grevine
başlamıştır. Müvekkilimizin açlık grevi eylemi ve talepleri haklı ve meşrudur.
Çünkü müvekkilimize yönelik TTE dayatmasının yasal-hukuki bir dayanağı olmadığı
gibi bu uygulama insan onuruna, şeref ve haysiyetine aykırıdır. Çünkü müvekkilimiz henüz tutukludur yani
hakkında hiçbir hüküm verilmemiştir. Burjuva hukukunun evrensel ilkelerinden
kabul edilen “masumiyet karinesi”ne göre “hakkında kesinleşmiş bir
mahkumiyet hükmü bulunmadıkça kimse suçlu gösterilemez.” Müvekkilimiz
hakkında kesinleşmiş bir ceza bulunmadığı için onu suçlu gibi gösterecek, bu
izlenimi verecek her türlü uygulama bu nedenle hukuka aykırıdır. Yani müvekkilimizin talebi burjuva hukukuna
göre bile haklı ve meşrudur.
Ayrıca müvekkilimiz henüz tutuklu olduğu, hakkında hiçbir
hüküm bulunmadığı için, tutuklama tedbirinin doğal bir sonucu olan seyahat ve
haberleşme hürriyeti gibi temel hak ve özgürlüklere yönelik zorunlu
kısıtlanmalar haricindeki tüm özel kısıtlamalar da hukuka aykırıdır. Çünkü
tutuklu hatta hükümlü bile olsa “herkes temel hak ve hürriyetlerinin
korunmasını isteme hakkına sahiptir.” Kıyafetlerini serbestçe seçebilme,
hangi kıyafetleri giyip hangilerini giyemeyeceğine karar verme hakkı kişilerin “özel
hayatlarına saygı gösterilmesini isteme hakkı”nın doğal ve zorunlu bir
parçasıdır. Müvekkilimiz Özgül Emre de özel hayatına saygı gösterilmesini,
kişisel kıyafetlerini serbestçe seçebilmeyi istemektedir. Müvekkilimiz bu
açıdan da son derece haklı ve meşru bir talep ileri sürmektedir.
Ancak buna rağmen Rohrbach Hapishane İdaresi hukuka
uygun olmayan, akla ve mantığa aykırı, Hitler’in bile aklına gelmeyecek
gerekçelerle bu Nazi uygulamasını savunarak müvekkilimizin haklı ve meşru
talebine olumsuz yanıt vermiştir.
Müvekkilimiz Özgül Emre’nin kıyafetlerinin verilmesi ve
TTE dayatmasından vaz geçilmesi talebiyle yapılan başvuruya Rohrbach Hapishane
İdaresi tarafından verilen yanıtta TTE uygulamasının güvenlik nedeniyle zorunlu
ve yasal olduğu savunulmuştur. Kararda, “…genel olarak cezaevinin
güvenliği ve düzeni için önemli bir tehlike oluşturduğu gerçeğine
bakılmaksızın, mevcut davadaki tehlike yeterince veya makul bir kontrol
çabasıyla önlenemez, bu nedenle bir yasaklama gereklidir.” denilmiştir.
Bunun anlamı şudur; Özgül Emre “çok tehlikeli” bir
suçludur. Genel kurallar, genel önlemler yeterli değildir. Bu yüzden özel
olarak muamele edilmelidir! Peki, Özgül Emre’yi “çok tehlikeli” yapan şey
nedir? Elbette devrimci, sosyalist düşünceleridir. Almanya devletinin
yasalarına göre dahi suç olmayan demokratik faaliyetleridir.
Alman emperyalizmi kendi yasalarını, kendi hukukunu bile
çiğneyerek müvekkilimizi yasal-demokratik faaliyetleri nedeniyle tutsak ettiği
gibi onu akıl ve mantık dışı, her türlü keyfiliğe izin verecek
gerekçelerle özel bir tecrit altında tutmaktadır.
Hapishane idaresi, bu kararını federal savcılığın
müvekkil Özgül Emre ile ilgili iddialarına ve federal mahkemenin Özgül Emre ile
ilgili özel tecrit uygulanması kararına dayandırmaktadır.
Hapishane idaresinin kararında “…Yüksek Mahkeme’nin 17
Mayıs 2022 tarihli kararı, dış temasların kısıtlanması ve izlenmesi gibi
tutuklu yargılama için daha olağan kısıtlamalara ek olarak, her ziyarete
Federal Kriminal Polis Bürosu’nun (BKA) eşlik etmesini ve postaların Federal
Yüksek Mahkeme’deki Federal Savcı tarafından izlenmesini öngörmektedir. Savunma
avukatının konumu da, savunma avukatıyla görüşmelerin sadece bir bölme
arkasında yapılabilmesi ve savunma avukatının postalarının okuma hakimi (yerel
mahkeme) aracılığıyla yönlendirilmesi nedeniyle kısıtlanmıştır. Tutukluluk
sırasında, sanığın, DHKP-C örgütü veya Türkiye’deki başka bir terörist grupla
ilgili olarak Ceza Kanunu’nun 129a ve 129b maddeleri uyarınca suç işlediğinden
şüphelenilen kişilerle temas kurmaması da sağlanmalıdır.” denilmiştir.
Kararın devamında müvekkilin özel kıyafetlerinin
verilmemesi soruşturma hakiminin “sanığın dış dünyayla ya da kendisi gibi
düşünen mahkumlarla irtibata geçerek halen özgür olan üyelerle bilgi
alışverişinde bulunması, yani komplocu bir bilgi alışverişi yapması gibi önemli
bir tehlike” olmasına dayandırılmıştır.
Kararda ayrıca “Bununla birlikte, yasaklanmış amaçlara
ek olarak, örneğin bir kaçış hazırlamak veya kurumun düzenini başka bir şekilde
bozmak için gizli anlaşmalar yapma ve gizli mesajlar iletme tehlikesi mevcut
davada görülmektedir. Dolayısıyla, tarafsız gözlemciye zararsız görünen
bir nesne bile başka bir bağlamda bir mesaj olarak anlaşılabilir. Nesnelerin
tehlikeli olup olmadığının kontrol edilmesinin yanı sıra, olası anlamları da
dikkate alınmalıdır.” denilmiştir.
Bu açıklamanın, bu gerekçenin bir tek izahı vardır: Gerçek
komplocu Alman devletidir. Komplo teorileriyle, örneğin, “kırmızı aslında
sadece bir renk olmayabilir, örgütsel mesaj olabilir” gibi akıl ve mantık dışı
varsayımlarla, niyet okumalara, keyfiliklerine, zorbalıklarına yasal kılıf
uydurmaya çalışıyorlar; ama nafile. Bunun adı zorbalıktır. Bu kafa hapishaneleri
hala toplama kampı gibi gören, ari ırktan olup olmadıklarını anlamak için
insanların kafataslarını ölçen Nazi kafasıdır. Alman emperyalizmi bu kararla Hitler
faşizmini, Nazizmin faşist ideolojisini miras aldığını bir kez daha
göstermiştir. Bu karar, bu gerekçe Nazi Partisinden kalma anti komünizm
düşüncesinin, faşist ideolojinin Alman emperyalizminin ruhuna işlediğinin
kanıtıdır.
Bir kez daha
yineliyoruz; müvekkilimiz Özgül Emre’nin talepleri haklı ve meşrudur. Gayrı
meşru olan, yasadışı olan TTE dayatmasıdır. Bu dayatmaya son verilmelidir. Aksi
halde müvekkilimizin başına gelebilecek her türlü olumsuzluktan, yaşam hakkına
yönelik her türlü tehditten Rohrbach Hapishane İdaresi ve Almanya Federal Yüksek Mahkemesi sorumlu
olacaktır.
Özgül Emre’nin Haklı ve Meşru Talepleri Kabul Edilsin!
Tek Tip Elbise Dayatmasına Son Verilsin!
1 yıldan fazla süren ve ağır hasta tutsak Ali Osman Köse’ye
Özgürlük talebiyle başlatılan haftalık adalet nöbetleri son 2 aydır iki
haftalık çarşamba günleri devam ediyor. Sonuncusu 22 Haziran Çarşamba günü
Mariahilfer caddesinde düzenlendi.
Türkiye ve dünyadaki birçok devrimci tutsakların afişleri
yanısıra ağır hasta tutsak Ali Osman Köse’nin pankartı ve Aysel Tugluk’un da
fotoğrafı asıldı.
Ölüm Orucu direnişçileri Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım’ın
resimleri olan dövizlerde, uğradıkları adaletsizliklere karşı verdikleri
mücadeleyi anlatan yazılar vardı.
Saat 18.00- 19.00 arası düzenlenen eylemde ölüm orucu
direnişiyle ilgili bildiriler dağıtıldı. İlgi duyan birçok kişiye direniş
anlatılarak dayanışma çağrısı yapıldı.
Bir sonraki nöbet 6 Temmuz Çarşamba günü düzenlenecek.
Avusturya’da 30 Günlük Ölüm Orucu Direnişçilerine Destek Açlık Grevi Sona Erdi
Halkım ben,
hani şu sayılamayan,
hani şu çok halk.
Soluğumun öyle bir gücü var ki
sessizliği deler geçerim,
dinlemem, filiz verir, boy atarım.
zifiri karanlık demem.
Zulüm, acı, ölüm, şu bu
bir anda gizlerse de tohumu,
ölmüş gibi görünürse de halk
döner gelir elbet bir gün nisan ayı,
kavuşur baharına toprak
kızgın eller dağıtır atar ağır havayı.
Ölümün içinden yeşerir yaşamak.
Pablo Neruda
Sibel Balaç ölüm orucu direnişinin 186. ve Gökhan Yıldırım
180. gününde faşizmin halka karşı saldırılarına, hukuksuzca, hiçbir delil
olmaksızın verilen onlarca yıllık hapis cezalarına, hasta tutsakların
cezaevlerinde katledilmesine karşı bedenlerini barikat yapıp direnmeye devam ediyorlar.
Türkiye’de ve Avrupa’nın her köşesinde insanlar Sibel ve
Gökhan’ın sesini duyurmak ve sansürü parçalamak için destek açlık grevleri
yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar.
Tahsin Aysu 30 gün boyunca açlığıyla Sibel ve Gökhan’ı ve
kahramanca direnişlerini selamladı. Halk Cepheliler ile birlikte sokak sokak,
kapı kapı bildiriler dağıtarak, oturma eylemi yaparak, dernek ve aile
ziyaretleri ve duvar gazeteleriyle direnişin sesini kitlelere taşıdı.
Bugün,22 Haziran, itibari ile açlık grevini sonlandıran Tahsin
Aysu dün İşçi Odası’nın önünde ve içinde duvar gazeteleri yaptı ve
Avusturya’nın tirajı rn yüksek gazetesinin önünde oturma eylemi yaptı.
Aysu, bir video ile açlık grevini bitirdiğini duyurarak,
direnişin sesini her alanda duyurmaya devam edeceklerini söyledi.
Halkız biz. Sayılamayacak kadar çoğuz. Sansürü parçalayalım!
Sibel ve Gökhan’ı yaşatalım!
Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!
Sibel Balaç Onurumuzdur!
Gökhan Yıldırım Onurumuzdur!
HÜRRİYET KAVGASI
Yine kitapları, türküleri,
bayraklarıyla geldiler,
dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine.
Beyazıt’ta şehit düşen
silkinip kalktı kabrinden
ve elinde bir güneş gibi
taşıyıp yarasını
yıktı Şahmeran’ın mağarasını.
Daha gün o gün değil
derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır. Safları
sıklaştırın çocuklar
bu kavga faşizme karşı,
bu kavga hürriyet kavgasıdır.
Nazım Hikmet Ran
Belçika’da her yıl gerçekleştirilen Geleneksel Halk Sofrası Pikniği yapıldı. 19 Haziran günü Belçika’nın Liege şehrinde bulunan bir mesire yerinde gerçekleşen pikniğe 150’yi aşkın kişi katıldı…
Erdal Gökoğlu Aramızdaydı
Bu seneki pikniğimize bir sürprizimiz vardı. Alman emperyalizminin düzenlediği dosya gereği Belçika’ya emrederek tutuklatıldıktan sonra Almanya’ya iade edilen, sonrasında Almanya’da mahkemeye benzetilen tiyatro ile 5 yıl hapis cezası verilen Erdal Gökoğlu da piknikteydi.
Almanya’da cezası kesinleştikten sonra Belçika’ya verilen Erdal Gökoğlu hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın hapiste tutuluyor. Belçika infaz yasalarına göre tahliye olması gereken Erdal Gökoğlu tahliye edilmediği gibi, mahkeme kararına rağmen tecritte tutuluyor.
Zorla, direnerek, mücadele ederek aylık izin hakkını kullanabildi Erdal Gökoğlu.
Belçika’da hapis yatan her tutsak cezasının sonuna yakın aydan aya 36 saatliğine de olsa dışarı çıkabiliyor. Birkaç kez bu yasal hakkı engellendi. İzin verilmedi. Ancak Erdal Gökoğlu bu hakkını birçok hukuki uğraş sonrası kullanabildi. Bu da Belçika Liege’de düzenlenen pikniğe denk geldi.
Sazların çalındığı, türkülerin söylendiği, halayların çekildiği pikniğe bir Grup Yorum sanatçısı da türkü ve marşlarıyla katıldı. Hep birlikte susturulamayan türkülerin söylenmesinin ardından çekilişler ve oyunlarla süren piknik akşam 19’a kadar sürdü.
Belçika Halk Cephesi’nin yaptığı konuşmada Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım’ın direnişi anlatıldı. Bu direnişin herkesi ilgilendirdiği anlatıldı. Örneklerle onların direnişinin nasıl oluyor da binlerce km uzakta da olsa buradakileri ilgilendirdiğinin anlatıldığı konuşmada Gökhan Yıldırım’ın kitap tanıtımı da yapıldı.
Daha sonra Erdal Gökoğlu konuşma yaptı. Kendisinin yaşadığı hukuksuzlukları anlatan Erdal Gökoğlu neden direnmek gerektiğini anlattı. Direnmemenin sanılanın aksine ödenen bedeli azaltmadığını, çoğalttığını örneklerle anlatan Erdal Gökoğlu, direnmeyenin çürüyeceğini, öleceğini dile getirdi. 2005’ten günümüze, 4000’i aşkın hasta tutsağın hapishanede hayatını kaybettiğini söyleyen Erdal Gökoğlu, “Hasta tutsaklar için direnmediğinde yaşanan tablo ortada. 4000 tabut. 2000-2007 büyük ölüm orucu direnişinde yani 7 yıllık direniş boyunca 122 şehit verdik. Direndiğimizde ödediğimiz bedel ile direnmediğinde ödenen bedel ortada” dedi. Sibel Balaç ve Gökhan Yıldırım’ın direnişi için herkesin bir şeyler yapabileceğini söyleyen Erdal Gökoğlu’nun konuşması alkışlarla karşılandı…
Ailelerimizin büyük emekleri ile gerçekleştirilen bu seneki piknik dolu dolu geçti…
Selanik’teki anarşist gruplardan biri faaliyetlerini
sürdürdü. işgal edilmiş yapının 12. yılı dolayısıyla 3 günlük (17-18-19/06) bir
festival düzenlendi. Yapının geniş bahçesinde düzenlenen festival çeşitli
etkinliklere sahne oldu. 3 gün boyunca festival sahasına yüzlerce insan geldi.
Halk cephelilerde festival organizasyonu ile konuşarak festival sahasına Halk
Cephesi imzalı bir pankart astılar. 3 gün boyunca kalan pankartta “Kanser
hastası Ali Osman Köse hemen serbest bırakılsın! Olum orucu direnişçileri Sibel
Balaç ve Gökhan Yıldırım’ın talepleri hemen kabul edilsin!” yazılıydı.





























