Gazete Duvar sitesinde köşe yazarlığı yapan Murat Meriç’in 4
Nisan 2021 tarihli “Bir Grup Yorum Hikayesi: Sıyrılıp Gelen” başlıklı yazısını
okurlarımızla paylaşmıştık.
Yazar, Murat Meriç yazısının ikinci bölümünü 11 Nisan 2021
tarihinde “Grup Yorum tarihine katkı: Haziranda Ölmek Zor” başlığıyla
yayınladı. Yazının tamamını paylaşıyoruz:
Grup Yorum tarihine katkı: Haziranda Ölmek Zor
Grup Yorum, şu anda baskıların ve baskınların hedefinde. Bu,
‘Haziranda Ölmek Zor / Berivan’ albümüyle başlayan bir süreç aslında. Bu
anlamda, bu albüm, farklı bir kırılma noktası…
11 Nisan Pazar 2021
Saat: 00:01
Geçtiğimiz hafta, Kalan Müzik tarafından plak olarak basılan
iki Grup Yorum albümü vesilesiyle topluluğun kuruluşuna uzanmış, iki kitaptan
alıntılarla ilk albümleri “Sıyrılıp Gelen”in yayımlanma hikâyesini anlatmıştım.
Bu hafta, kaldığım yerden devam edecek, aynı kitaplarda ikinci albüm
“Haziran’da Ölmek Zor / Berivan”ın izini süreceğim. Buna tanıklığımı da eklemek
durumundayım çünkü bu albüm, beni Grup Yorum’la tanıştıran albüm. Ankara’da
üniversitede okurken gittiğim bir konser sonrası koşarak almış, çok beğenmiş,
anlattıklarını anlamaya çalışmıştım. Bir anlamda, merak etmemi, soru sormamı
sağlayan albüm -ki sonrasında yaptıkları albümler de öyle oldu: Grup Yorum, bildiğim,
tanık olduğum olaylar üzerine yapılmış şarkıları bir yana, bilmediklerimi bana
öğretti. Kuruldukları andan itibaren tarihe not düşen, geçmişte yaşananları
unutmadan daha güzel bir gelecek için çabalayan ve bu çabayı şarkılarına
yansıtan, ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların, direnenlerin sesi olan bir
topluluktan söz ediyorum. 35 yıldır var olan, bu dönemi şarkılarıyla kayıt
altına alan bir topluluk. Bu, birilerinin hoşuna gitmedi. 12 Eylül sonrasında
kurulan cunta eskinin güzelliklerini unutturmaya çalışırken bunları Grup Yorum
hatırlattı; insanlara yapılan baskıları anlatırken bizzat baskının hedefi oldu:
Kültür merkezleri basıldı, konserleri yasaklandı, albümleri toplatıldı, üyeleri
gözaltına alındı. Dahası, bunun için canlar verildi: Ayçe İdil Erkmen, Helin
Bölek, İbrahim Gökçek ve topluluğun yanında yer alan nice isim bu uğurda
hayatını kaybetti. Bugün, Grup Yorum üyelerinin bir kısmı hapiste- bir kısmı
sürgünde. Dışarıda olanlar çalışmalarına devam ediyor ama hâlâ topluluğun
konserleri engelleniyor, çalışmalarını sürdürdükleri yerler basılıyor, gözdağı
bitmiyor. Konser yasaklarının içinde bulunduğumuz salgın koşullarıyla alakası
yok üstelik. Hayat normale dönse bile bu yasakların süreceğini biliyoruz. Buna
karşılık, dillerde tek bir slogan var: Grup Yorum halktır, susturulamaz!
Topluluk, ilk albümüyle dikkatleri üzerine çekti, ikinci
albümleriyle bir anda büyük bir kitleye ulaştı. Sonrasında yaptıkları ara albüm
“Türkülerle”, dinleyici sayısını artırmalarına vesile. Bir sonraki adım
(Haziran’da plak olarak basılacak olan) “Cemo / Gün Gelir”. Sonrası büyük
konserler, direnişlerde ve grevlerde yükselen sesler, ülkenin tarihine katkı
yapan şarkılar… Geçtiğimiz hafta da söylemiştim: Hepsini kısaca anlatmaya
kalksam bile yazı boyunu aşar, kitaba evrilir. Onun için, bu yazıda, var olan
iki kitaptan faydalanmak suretiyle ikinci albümün hikâyesini anlatacağım.
Kitapların ilki (ilk baskısı 1993 yılında Bir Kar Makinası adıyla yapılan) iki
ciltlik resmî biyografi “Bir Kar Makinası” (Tavır Yayınları, 2003); diğeri
(2010 yılında ikinci baskısı “25 Yıl Hiç Durmadan” adıyla yapılan) Orhan
Kahyaoğlu imzalı “And Dağları’ndan Anadolu’ya ‘Devrimci Müzik’ Geleneği ve
‘Sıyrılıp Gelen’ Grup Yorum” (NeKitaplar, 2003). Her iki kitap da topluluğun
tarihini merak edenler için önemli kaynaklar. “Sonrası”nı ilk elden araştırmak
isteyenler, düzensiz olarak yayımlanan Tavır dergisine başvurabilir çünkü
topluluğa dair her şey bu derginin arşivinde sabit. “Bir Kar Makinası”na üçüncü
ve hatta dördüncü cildi eklemek elzem. Bunca ciltten söz etmişken, bir
hayalimden de söz edebilirim: Neden bir “Grup Yorum Ansiklopedisi” yazılmasın?
Yaptıklarıyla bunu çoktan hak eden bir topluluk bu. Kim bilir, belki bu
albümler buna vesile olur, ilk maddeler böylelikle yazılır. Sonrası, tıpkı
topluluğun tarihi gibi: Kolektif bir çalışmayla hızla hedefe ulaşılabilir.
Sonrasında da büyük bir konser düzenlenerek kutlanır -ki yapılacak ilk Grup
Yorum konserinde dev bir kalabalığın toplanacağını öngörmek yanlış değil.
Seslerine ses vermeyi özledik; sesimize ses olmalarını özlediğimiz gibi.
Hayalleri bir yana bırakayım, gerçeklere döneyim… Grup
Yorum, şu anda baskıların ve baskınların hedefinde. Bu, “Haziranda Ölmek Zor /
Berivan” albümüyle başlayan bir süreç aslında. Bu anlamda, bu albüm,
farklı bir kırılma noktası. Hikâye, albümün hazırlık sürecinde başlıyor. “Bir
Kar Makinası”na bağlanayım: “Grup Yorum, devrimci gençliğin mücadelesi içinde
yer alan Metin’le [Kahraman] depolitizasyon ortamına karşı üniversitelerde
oluşan ilk kıpırdanmaları, akademik talepleri ve YÖK’e karşı mücadeleyi
yakından takip ediyordu. Efkan [Şeşen], mücadele tarihinin en saygın
sayfalarında yer alacak Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma
Derneği (TAYAD) içinde çalışıyor; hapishanede yatan oğullarını, kızlarını ve diğer
devrimci tutsakları 12 Eylül zulmüne karşı savunan anaların yeni ufuklara
açılan mücadelesini de destekliyordu. Devrimci Gençlik ve TAYAD’da görevler
alan üyeleriyle politikanın nabzı Grup Yorum’un içinde de atıyordu.”
Topluluk, o dönemde kimi eylemlere destek vermeye başlıyor;
sesleriyle ve sazlarıyla, eylem yapanların sesini yükseltmek istiyorlar. 1987
yılının 14 Nisan günü, Laleli’den Beyazıt’a yürüyerek YÖK’ü ve üniversitelere
girmeye çalışan polisi protesto eden öğrenciler, yanlarında Grup Yorum’u buluyor.
Ekip, Ağustos ayında, TAYAD’lı ailelerin (tek tip elbise uygulamasına karşı)
Sağmalcılar Cezaevi önünde yaptıkları oturma eylemine de ses veriyor:
Solistleri Efkan Şeşen, bu eylemde ailelerle birlikte gözaltına alınınca, bir
basın toplantısıyla yapılanları halka anlatıyor ve (sonrasında konserlerle de
destekledikleri) bir imza kampanyası başlatıyorlar. Bu arada, topluluktan ilk
kopmalar da gerçekleşiyor: Ayşegül Yordam ve Gülbahar Uluer, eylemlere
katılmıyor ve Grup Yorum’dan ayrılıyorlar. Solistler eksilince, Tuncay Akdoğan,
okuldan arkadaşı İlkay Akkaya’yı öneriyor; yeni üyelerden Serdar Keskin,
yanında Ejder Akdeniz’i getiriyor. Böylelikle ikinci albüm kadrosu
tamamlanıyor.
Çalışmalarını Ortaköy Kültür Merkezi’nde (OKM) sürdüren
ekip, burayı topluluğun buluşma yeri hâline getiriyor. Sonrasında İdil Kültür
Merkezi’ne evrilecek yolculuk, böyle başlıyor ve “Haziran’da Ölmek Zor /
Berivan” albümünün ilk çalışmaları burada yapılıyor. Bu arada, konserler son
hızıyla sürüyor ve Grup Yorum, İstanbul dışına taşıyor. Eylemler bir yana,
Ankara’dan Mersin’e uzanan konserler büyük coşkuyla gerçekleşiyor. Kiminde
topluluk üyeleri, kiminde dinleyiciler, kiminde organizatörler gözaltına
alınıyor ama topluluk susmuyor, sesini yükselterek ilerliyor. İkinci albüm, tam
da bunun üzerine geliyor ve ortalığı karıştırıyor.
“Haziran’da Ölmek Zor / Berivan”, ilk albümdeki
kendiliğindenliği kıran, bizzat topluluk tarafından şekillendirilen bir
çalışma. Grup Yorum’un bilinçli olarak attığı ilk büyük adım ya da başka bir
deyişle, topluluğun manifestosunun ilk cümleleri… “Venseremos” ve “Çav Bella”
gibi iki beynelmilel marşın da yer aldığı albümdeki diğer şarkılar kısa sürede
dillere düşüyor, alanlarda söylenmeye başlıyor. Orhan Kahyaoğlu, süreci şöyle
anlatıyor: “Albüm, grubun tam anlamıyla siyasal hareketliliğin içinde olduğu
bir zaman diliminde ortaya çıkmıştı. Yaşadıkları, bu devrimci yaklaşıma özel
önem veren grup üyelerini bir ölçüde keskinleştirip radikalleştiriyordu.
‘Örgütlü sanatçı’ fikrinin tam anlamıyla şekillenmeye başladığı bir zaman
dilimiydi bu. Devrimci ve sıcak bir mücadele içinde, kolektifleştirmeye
çalıştıkları sanat algısını tam anlamıyla hayata geçirme sürecine girdiler.” Bu
noktada, Grup Yorum’un, albüm çıkmadan hemen önce bir deneme kaydı yaptığını ve
bu kaydı cezaevindeki yoldaşlarına ve yakın çevrelerindeki insanlara
dinlettiğini söyleyeyim. Albüm, gelen eleştirilerle şekilleniyor ve 1988
yılının ortalarında dinleyiciye ulaşıyor.
Grup Yorum, iki albümde de şiirlerden besleniyor. İlk albüme
adını veren “Sıyrılıp Gelen”, Ahmet Telli’nin bir şiiri. Aynı albümde yer alan
“Hüznün İsyan Olur” ve ikinci albümde karşımıza çıkan “Soluk Soluğa” da onun.
“Haziranda Ölmek Zor / Berivan” adını, iki yüzün açılışında yer alan Hasan
Hüseyin Korkmazgil şiirlerinden alıyor. “Berivan”, dizelerinden derleme;
diğeri, Nâzım Hikmet’in ölümü üzerine yazdığı ağıt. “Haziran’da Ölmek Zor”un
bestecisi enteresan: Sonradan Ezginin Günlüğü’nün solisti olarak tanıyacağımız,
solo albümleriyle kendine özgü bir hat açacak olan Hüsnü Arkan.
Şarkıları tek tek anlatmayayım ama “Bir Kar Makinası”nda yer
alan albümlere dair enteresan bir ayrıntıyı burada paylaşayım: “Müziğin
dışındaki seslerden yararlanarak türkülerini daha da zenginleştiren Yorum,
‘Sıyrılıp Gelen’ kasetinde yer alan ‘Munzur’ türküsünde bir yörük kervanının
yürüyüşünü çan seslerini kullanarak tanımladı. ‘Mapushane’yi volta atan ayak
sesleri ve ıslıkla besledi. ‘Berivan’daki helikopter sesleri katliamları
yansıtıyordu.” Bir de otosansür mevzuu var… Aktarmaya devam edeyim: “İlk
kasetimizin siyasal nedenlerle engellere takılmadan bir an önce çıkmasını
istiyorduk. ‘Hayat’ adlı parçamızın sonundaki ‘kızıl gelinlik’ sözcüklerini
otosansür uygulayarak, tartışmalar sonucu ‘beyaz gelinlik’ olarak değiştirdik.
Benzer kaygılar ‘Berivan’ kasetinde de yaşanacak, ‘Venseremos’un son kıtası ile
ölüm orucunu anlatan ‘Doğacak Güneş Gibi’nin bazı dizelerini çıkaracak ya da
değiştirecektik.” “Beyaz Gelinlik”, bu hâliyle de sevildi ama yıllar sonra,
“Marşlarımız” albümünde “kızıl gelinlik” ifadesi şarkıya eklendi;
“Venseremos”un albümdeki eksik dizeleri ise konserlerde hep bir ağızdan
tamamlandı: “Geçmişe ağlamak fayda vermez / Gelecek mutlak sosyalizm / Yarını
bugünden kuracaksın / O senin tarihin olacak…”
Yazının sonlarına doğru ilerlerken, plak olarak yeniden
basılan iki albümün içinde yer alan metni buraya alayım. İki haftadır uzun uzun
anlatmaya çalıştığım dönem, ilk ağızdan şöyle özetlenmiş: “Grup Yorum, 1985
yılında dört üniversite öğrencisi tarafından kuruldu. 12 Eylül cuntasının kanlı
izlerinin sürdüğü günlerde tarih sahnesine çıkarak halkın sesi oldu. Grup
Yorum’un ilk yaptığı besteler, ölüm orucundaki siyasi tutsakların ailelerinin
evlatlarını sahiplenmek için hazırlayıp oynadığı tiyatro içindir. İlk albümleri
1987’de ‘Sıyrılıp Gelen’ adıyla yayınlandı. Grup Yorum, Pir Sultan Abdal’dan
Karacaoğlan’a, Dadaloğlu’ndan Ruhi Su’ya, ondan ona, ondan ona sıyrılıp geldi.
Dengbejlerin ağıtlarıyla sıyrılıp geldi, Grup Yorum’un müziğinin kökleri
Anadolu’dur, bunun yanında kendini sürekli yeniler. Dünya halklarının kavga
şarkılarını Anadolu halklarıyla buluşturur. Halktan yana sanat yaptığı için,
kuruluşundan itibaren sürekli hedef hâline gelmiştir. Bu kadar çok baskı gören,
konserleri yasaklanan ikinci bir müzik topluluğu büyük olasılıkla dünya
üzerinde bulunmamaktadır.”
Metnin son cümlesi şöyle: “Grup Yorum efsanesi büyümeye
devam ediyor”. Gerçekten öyle. Bugün konser veremiyorlar, özgürce
dolaşamıyorlar belki ama ilerleyen yıllarda bayrak elden ele uzanacak ve Grup
Yorum yeniden halkla buluşacak. Bugüne kadar hep böyle oldu. Yayımlanan bu iki
plak, umarım, topluluğun yeniden gündeme gelmesine vesile olur ve Grup Yorum’a
yapılan baskılar, bir kere daha konuşulur. Eylemlerde, yaşadığımız
haksızlıklarda, uygulanan baskılarda, direnişlerimizde hep yanımızdaydılar. Bugün,
biz onların yanında olmak durumundayız. Sesimize ses verenlerin sayısının
giderek azaldığı ya da azaltıldığı şu günlerde, Grup Yorum’a ses olmak,
seslerini yükseltmek, yapılanlara karşı çıkmak boynumuzun borcu. İkinci bir
Grup Yorum yok, olmayacak. 35 yıldır hayatımızda olan topluluk nice 35 yıllarda
varlığını sürdürecek. Bir dönem dilimizde dolanan meşhur sloganı unutmayalım:
Türküler susmaz, halaylar sürer!
