16 08 2018 Direnişin 348. Günü Direniş
alanım yerine bugün Okmeydanı onkoloji servisindeyim eşim 5. Kez kemoterapi
alacak. 19 Marttan bu yana hastane kapılarındayız teşhis konulması bir buçuk
ayı bulmuş Mayıs başında tedaviye başlamıştık. Hastalığı öğrendiğim zaman ne
yapacağımı ne düşüneceğimi bilememiş bir süre kendime gelememiştim.
Toparlanmamı sağlayan Büyük Ailem Oldu. Hiçbir anımızda bizi yalnız
bırakmayarak çaresiz olmadığımı gösterdiler. Düşmek üzereyken bir el tutar ya
işte öyle, bu illet hastalıkla mücadele edilebileceğini eşime olan görevlerimin
dışında, bir görevimin direnmek olduğunu
çabuk hatırladım. Direniş alanıma çıkmadığım günler bir açıklama yazmadım
düşünüyordum iki görevi bir arada yürütebilirliyim, direnişi bırakmak bu imkânsız bu şekilde bir
karar veremem düşmanı sevindiremem. Ve direnme kararı alacaklara umutsuzluk
yayamam diye bir süre bekledim. Eşimin tedavi süreci belirlenince hafta içi her
gün değil yalnız Cuma günleri alana çıkmaya karar verdim. Bazı haftalar hastane
işlerim olduğu için alana çıkamıyorum bu gün onlardan biri.
haklılığını hastalık sürecinde daha iyi anladım. İnsan yerine konmadığını
hastane kapılarında iliklerine kadar hissediyorsun. Onkoloji polikiliğinin
kapısı kanser hastalarıyla dolu doktor odasına girmek için birbirilerini
eziyorlar. Sıran gelmiş odaya girebilmişsen çok şanslısın. Yüzüne bile bakmıyor
doktor tahlil sonuçları ve görüntülere bakıp yeni tetkikler isteyip yolluyor
hiç oralarda olmamıza gerek yok aslında doktor bilgisayar ekranında her şeyi
görüyor telefonla mesaj çekip hastaları oraya kadar imza için yormasına gerek
yok. Hastayla neyin var diye sohbet bile etmiyor. Zira o kadar onkoloji hastası
var ki yeterli doktor, sağlık çalışanı yok. Ülkemizin zenginlikleri saraya ve
saray soytarıları tarafından emperyalizme peşkeş çekildiği için bizim olan bize
verilmiyor. Onkoloji servisine yatış yapmak ayrı bir işkence yatak yok demek
yerine kan değerleriniz düşük deyip iki gün sonraya gelin demek komikliği ayrı
sanki sonuç iki gün sonra farklı olacak. Eşim yürüyemediği için Ambulansla
hastaneye geliyoruz. Ve sedyede yatak hazırlansın diye saatlerce bekletiliyor.
Çalışanlar niye geldiniz gibi bakıyor. Iki gece hastanede kalıp üç gün boyunca
ilaç veriyorlar en son çıkışımızda serum taktıkları damar iltihaplandı.
Tedavimi ediyorlar hastamı ediyorlar belli değil. Hastaneleri var işte diye
yapmışlar. Biz devlet olarak hastamıza yaşlımıza sakatımıza bakıyoruz diyorlar.
Benim eşim ben arkadaşlarımız ailemiz olmadan suyunu bile alamıyor nasıl
tedaviye gelecek bumu hastaya bakmak. 13 yaşından bu yana eşim çalışıyor şu
anda 61 yaşında emekli olalı 15 yıl oldu hastalanıncaya kadar ihtiyaçlarını
karşılamak için çalışıyordu 28 yıllık sigortalı çalışmasının bedeli olarak ayda
2000 lira maaş alıyor bununla bir insan bu ülkede nasıl yaşar. Naziler
Yahudileri gaz odalarında yakmış. Oysa yaktıkları yaşlılar, sakatlar ve
çocuklardı kapitalizmin işine yaramayanlar. O dönem açık yaptıkları katliamı
şimdi hileyle yapıyorlar. Paran kadar sağlık paran kadar yaşam işime yaradığın
sürece varsın seni sömüremiyorsa öl diyor.
İsteğim Üzerine Çiçek Bıraktı Teşekkürler.

