AKP faşizminin 6 Şubat komplosu ile tutukladığı devrimci
demokratlardan biri de TAYAD’lı Aileler’den Melek Akgün’dür.
Melek Akgün, ileri derecede kronik hastalıkları bulunan ve
sürekli olarak ilaç kullanması gereken bir hasta tutsaktır.
Akgün, komplo ile tutuklanması ile yaşadığı adaletsizlikleri
ve keyfilikleri TAYAD’a yazdığı mektup ile kamuoyuyla paylaştı.
TAYAD’lı Aileler’den Lerzan Caner, Melek Akgün’ün mektubunu
okuyarak tüm halkımıza ulaşmasını sağladı.
Melek Akgün’ün mektubu şu şekildedir:
“Sizin de bildiğiniz gibi birçok hastalığım var.
İsterseniz önce hastalıklarımdan bahsedeyim.
Kalp hastasıyım, kalbimde beş adet stent var. Kalp kapakçığım
%38 (yüzde otuz sekiz) oranında çalışıyor.
Böbreğimin biri yok, biri de %38 (yüzde otuz sekiz)
çalışıyor.
İleri derecede koah hastasıyım. Tutuklanmadan bir ay önce
makine vermişti doktor, sabah akşam makineye bağlanıyordum.
Kronik bronşitim var. Yüksek tansiyon ve şeker
hastasıyım.
İleri derecede kemik erimem var, herhangi ufak bir
darbede kemiklerim kırılıyor. Sizin de bildiğiniz gibi bir sene içerisinde iki
kez omzum, bir defa ayağım kırıldı. Kemiklerim cam kemiğe dönüşmüş. Bu yüzden
kırılmalar oluyor.
İleri derecede iltihaplı eklem romatizmam var.
Kolesterolüm var, kronik bronşit ve alerjim var. Nedeni bilinmeyen morluklar
oluşuyor vücudumda. Sol kulağım ağır işitiyor. Her iki gözümde katarak var. Diş
etlerimde çekilme var. Beyin damarlarımda çekilme tehlikesi var.
6 Şubat günü saat 19.00’da evim basıldı ve gece 23.00’e
kadar evim arandı. Evimin altını üstüne getirdiler. Gözaltı sürecim boyunca
ilaçlarımı düzenli kullanamadım. Her hastaneye gidiş dönüşlerde işkence gördük.
Ters kelepçeyle başımızı yere eğerek işkence yaptılar. Kollarımızın kırıldığını
hissettik resmen. Dört gün gözaltında kaldım, ardından 9 Şubat günü adliyeye
çıkartıldık ve tutuklandım.
Silivri’ye gece 2’de vardık. Hepimizi kötü bir odaya
koydular. Yani gözaltına alındığım ilk andan itibaren yaşadığım işkence
hapishanede devam etti.
Hücrelere götürüldükten sonra saatlerce yatak vermediler,
sıcak su vermediler ve bu 10 gün boyunca sürdü. Sonrasında gardiyanlar
tarafından apar-topar kelepçeli şekilde ringe bindirildiğimizde hiçbirimiz
nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Ringdeki rütbeli askere kalp hastası olduğumu
defalarca söylememe rağmen ilaçlarımı vermediler. Sonra bir gardiyan gelip hiç
kullanmadığım bir ilacı ‘ya bunu alırsın ya da ilaç yok!’ diyerek vermeye
çalıştı ve bırakıp gitti. Kayseri’ye kadar ilaçlarımı kullanamadım.
Son bir haftadır tansiyonum çok yüksek, 18’den aşağı
düşmüyor. Bir gece yarısı fenalaştım, titremeye başladım. O anda kalbimle
ilgili bir sorun olduğunu anladım. Gece 2’yi geçiyordu, kampüs hastanesine
götürüldüm. İlk başta tansiyon, kalp rahatsızlığım olduğu için kelepçe
takmadılar. Sonra benim adli değil siyasi tutsak olduğumu anlayınca ringin
içine girip zorla kelepçe taktılar. Hastaneye gittiğimde bir kadın doktor
geldi, belli ki yeni uykudan kalkmış, bu durum O’nu rahatsız etmiş. Kelepçemi
açmadan beni muayene etmek istedi. Ben de ‘bu şekilde muayene olmayı kabul
etmiyorum’ deyince tartışmaya başladık. ‘Ya böyle tedavi olursun ya da
gidersin’ diye tehdit etti. Bana dönüp ‘aptal mısın, neyi anlamıyorsun?’ dedi.
Bu konuda hakkında suç duyurusunda bulundum.
Hukuksuz bir biçimde tutuklandım, komplo kurulmak
isteniyor. Bu komployu boşa çıkaracak, sesimi her yerde duyuracağım.
Mektubumun sonuna geldim. Herkese selam ve sevgilerimi
gönderiyorum.”
