Home haberler Avukat Oya Arslan’dan Mektup

Avukat Oya Arslan’dan Mektup

by halkinkutuphanesi@gmail.com
Avukat Oya Arslan’dan Mektup - Image 1

Avukat Oya Arslan’dan Mektup - Image 1
Av.Oya
Arslan yazdı: ”Direniş; kararlılığın inancın eyleme dönmüş halidir”
Örneğin
yayımlanan bir bildiri nedeniyle tutuklanan akademisyenler için açıklama yapan
müvekkillerimiz örgüt üyesi suçlamasıyla tutuklandı. Akademisyenler beraat
ederken, müvekkillerimiz ceza aldı.
Siyasi dava
avukatları zamanlarının çoğunu hapishanelerde, siyasi şubelerde, karakollarda
geçirir. Müvekkilleri “tehlikeli” olduğundan siyasi polisin yakın takibi
altındadırlar.
Bülbüller,
kanaryalar hakkında açıklama yapmak istediklerinde dahi engellerle karşılaşır.
Pek çok kesimin yaptığı açıklamaları yaptıklarında “terör suçu”, “terör örgütü
propagandası” gerekçesiyle gözaltına alınırlar. Örneğin yayımlanan bir bildiri
nedeniyle tutuklanan akademisyenler için açıklama yapan müvekkillerimiz örgüt
üyesi suçlamasıyla tutuklandı. Akademisyenler beraat ederken, müvekkillerimiz
ceza aldı. İşte siyasi dava avukatları –devrimci avukatlar- hukuk kitaplarından
yazılmayan / yazılmayacak gerçekleri değiştirmek için çabalayanlardır.
Kitaplara göre suç ve cezada eşitlik vardır. Gerçek bunu reddeder, suçun
kişisel olduğu görülür. Birileri için hak olan bir başkası için yasaktır ya da
suçtur. Hakkını kullanırken ağır bedellerle karşılaşan isimleri aklımızdan
geçirebiliriz. Gaz fişekleri ile hayatı çalınan onlarca genç, bıçkın yürekli
insan gelir geçer zihnimizden.
Ben şu an Ferhat
Gerçek’ i hatırlıyorum. 17 yaşında “doğrudan ve duraksamadan ateş etme hakkı”
genişletilen bir polis tarafından sakat bırakıldı. Devrimci yayını, pazarın
içinde neşeyle dağıtırken kurşun arkadan omuriliğine saplandı. Sırtında kalan o
kurşun ile organlarını kullanamaz durumda. Kurşun ayakları ile birlikte
hayallerini de sakatladı. Engin Çeber, Ferhat için adalet istedi. Bir basın
açıklaması sonrası işkenceyle gözaltına alındı. Gözaltında alındığı andan
itibaren işkence gördü. Karakolda, hapishane girişinde, müşahadede, koğuşta.
Son tokat beyin kanamasına neden oldu ve hayatını kaybetti. İşte böyle
devrimcilerin adalet talebi ölümle sonuçlanıyor. Aklımıza gelen bu örnekte
istisna uygulamalar, münferit olaylar değildir. İşkence her gözaltının ayrılmaz
parçasıdır. İnsanlık suçu olan işkence, kâh intikam duygusuyla, kâh delil elde
etmek amacıyla, kâh göz korkutmak ıslah etmek amacıyla uygulanır. Soruşturma
usulü bunun üzerine kuruludur. Usul buralarda yeni bir biçim alır. Bu nedenle
hapishaneler ve siyasi şubeler, karakollar hak ihlallerinin en çok yaşandığı
yerler olmasıyla avukatların mücadele alanlarıdır.
Hukuk
kitaplarında, yasalarda yazılanın uygulanması için mahkemelerde verilen
mücadelenin on katı oralarda verilir. Ve avukatın hak kazanımı devletin karnesine
işlenir. O karneye bir çentik atılır. Çentikler arttıkça dosyası büyür. Onun
için de “terör dosyası” hazırlanır. Ülkede hak mücadelesinin yasası budur.
Devrimci avukatlar bunu bile bile polisle, idareyle, yöneticilerle çatışır.  Keyfiliğe, yanlışa, hukuksuzluğa karşı
mutlaka yapacak bir şey vardır diye düşünürler. Sonuç almak için sıkılmadan,
yılmadan, yine mi demeden, tehditler karşısında geri adım atmadan mücadele
ederler. Kimi zaman saatlerce tartışmak, kimi zaman gün boyu beklemek
gerekebilir sonuç almak için. Sonuç almak için bilginin gücünü kullanmak, onu
etkili sunmak yetmez. Sakinlik, kararlılık, inatçılık, sabır, her zaman en başa
dönme riskini alma sahip olunması ya da edinilmesi gereken meziyetlerdir.
Ebru bu
meziyetleri ve daha birçoğunu kendinde toplamış bir arkadaşımızdı. En karmaşık
olayı basit bir derinlikle ilgi çekici bir biçimde anlattığına pek çok
arkadaşımız tanık olmuştur. Onunla en çok çatıştığımız mekânlar da karakollar
ve hapishaneler olurdu. Kötü polis iyi polise dönüştüğünde onun riyakârlığını,
sahtekârlığını umursamadan yapılan hukuksuzluğun sonuçlarını, hukuka uygunluğun
ne olduğunu uzun uzun anlatabilirdi. Hakkın ne olduğunu sıradan halktan birine
nasıl anlatıyorsa, bir hakime nasıl anlatıyorsa herkesi ikna edebilirim güveniyle
anlatırdı. Hileyi, sahtekârlığı mesleğin bir meziyeti gören, yalanı
serinkanlılıkla anlatmayı bilenlere meseleyi 
uzun uzun anlatmayı zaman kaybı, boş bir uğraş olarak görürdüm.
Boş bir
uğraş mıdır?
Ebru’nun en
sık tekrar ettiği nasihatlerden “en zor koşullarda, karşı çıkamıyor,
direnemiyorsan, içinden beddua et” sözünü hatırladım. Direniş; kararlılığın
inancın eyleme dönmüş halidir. Özel bir biçimi yoktur. İnancını ve
kararlılığını haksızlığı yaratana uzun uzun anlatmak da bir direniştir özünde. Sonuç
alınabilir ya da alınamaz. Ama biliriz sonuç almaya giden yol bu kararlılık ve
inanç içindedir zaten. Ebru, dün konuşarak, çatışarak, dilekçeleriyle yaptığını
bugün eriyen bedeni ile yapıyor; halkın haklarını, geçmişini mirasını,
yaratılan değerleri korumaya çalışıyor.
Av. Oya
Aslan
Silivri
Kapalı Hapishanesi

You may also like

Leave a Comment