0
30 Mart 16-17 Nisan Partinin kuruluş yıl dönümünü kutlama ve
Devrim şehitlerini anma haftamızı büyük bir coşku ile kutluyor, devrim
şehitlerimizin anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.
30 Mart 16-17 Nisan Partinin kuruluş yıl dönümünü kutlama veDevrim şehitlerini anma haftamızı büyük bir coşku ile kutluyor, devrim
şehitlerimizin anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.
Kızıldere’de öldük, Kızıldere’de doğduk.
50 yıldır tarih yazan eller bizim ve daima öyle olacak.
Türkiye devriminin yolunun çizildiği 1970’lerin başında
THKP-C önder ve savaşçıları, THKO önderlerinin idamlarını engellemek için
düştüler yola. Dostlarla bir olup ilerlediler, yolları Kızıldere’den geçiyordu.
Onlar bir tarih yazdıklarının, Türkiye devriminin önünü açtıklarının
farkındaydılar. Bu yüzden yanlarında rehin tutukları İngiliz askerlerini
vurmakta ve silahlarının son mermisine, kanlarının son damlasına kadar
savaşmakta tereddüt etmediler. 10 yiğidi şehit verirken biz, tüm Anadolu
halkının beynine, yüreğine bir türkü düşürerek başladık mücadeleye.
THKP-C önder ve savaşçıları, THKO önderlerinin idamlarını engellemek için
düştüler yola. Dostlarla bir olup ilerlediler, yolları Kızıldere’den geçiyordu.
Onlar bir tarih yazdıklarının, Türkiye devriminin önünü açtıklarının
farkındaydılar. Bu yüzden yanlarında rehin tutukları İngiliz askerlerini
vurmakta ve silahlarının son mermisine, kanlarının son damlasına kadar
savaşmakta tereddüt etmediler. 10 yiğidi şehit verirken biz, tüm Anadolu
halkının beynine, yüreğine bir türkü düşürerek başladık mücadeleye.
Fiziken yok olmuştuk. Fakat biliriz ki savaş, ideolojilerin
savaşıdır. İdeolojimiz mücadelemizin içerisinde şekillenen “Kurtuluşa
kadar savaş” şiarımızdır. Bu yüzden Kızıldere sonumuz değil miladımızdır.
Kızıldere sonumuz değil öğretmenimizdir.
savaşıdır. İdeolojimiz mücadelemizin içerisinde şekillenen “Kurtuluşa
kadar savaş” şiarımızdır. Bu yüzden Kızıldere sonumuz değil miladımızdır.
Kızıldere sonumuz değil öğretmenimizdir.
KIZILDERE’DEN NE ÖĞRENDİK?
1-Savaşmayı Kızıldere’den öğrendik.
2- Bağımsız bir Türkiye için kendini feda etmenin onurunu
öğrendik.
öğrendik.
3- Uğruna savaştığın davanın zaferi için düşmanlarına teslim
olmamanın gücünü öğrendik.
olmamanın gücünü öğrendik.
4- Devrim önderlerinin ölmediğini aksine ölümsüzleştiğini
öğrendik.
öğrendik.
5- Boyun eğmemeyi, teslim olmamayı ve her koşulda direnmeyi
öğrendik.
öğrendik.
6- Düşmanlarımıza Cepheden, dostlarımıza ise aynı saftan
bakmayı öğrendik.
bakmayı öğrendik.
7- İdeolojik mücadelenin, bedel ödemeyi göze almadan
verilemeyeceğini öğrendik.
verilemeyeceğini öğrendik.
8- Kurtuluşa Kadar Savaşmayı öğrendik.
9- Savaşı savaş içinde öğrendiğimizi öğrendik.
10- Siper yoldaşına siper olmak uğruna canından vazgeçmeyi
göze almayı öğrendik.
göze almayı öğrendik.
Öğrendiklerimizle dünden bugüne sürdürüyoruz mücadeleyi.
TÜRKİYE DEVRİMİNİN KIZILDERE’DEN GEÇEN YOLU DEV-GENÇLİLER
TARAFINDAN ÇİZİLMİŞTİR.
TARAFINDAN ÇİZİLMİŞTİR.
Türkiye devrimci hareketi Dev-Genç’in içinden doğup
gelişmiş, partileşmiş ve hayatın her alanına müdahale edebilir vaziyete
gelmiştir. Gençlik daima devrimin çekirdek kadrosunu oluşturmuştur. En zorlu
süreçlerde dinamizmi, devrim isteği ve coşkusuyla mücadeleyi yeniden yeniden
örgütlemiştir gençlik.
gelişmiş, partileşmiş ve hayatın her alanına müdahale edebilir vaziyete
gelmiştir. Gençlik daima devrimin çekirdek kadrosunu oluşturmuştur. En zorlu
süreçlerde dinamizmi, devrim isteği ve coşkusuyla mücadeleyi yeniden yeniden
örgütlemiştir gençlik.
İlkler hep Dev-Genç’ledir. Çünkü Türkiye’de halk
kitlelerinin en atılgan, mücadeleci, yılmaz kesimi gençliktir. Bu yüzden ilk
olarak gençliğin içinden başlayarak ülkeye yayılmıştır devrim mücadelesi.
THKP-C’yi yaratan Dev-Genç kadroları ve onların devrim iddiasıdır. Onlara bir
yol gösteren olmamış, her şeyi halktan, mücadeleden ve Marksizm-Leninizmin
hazinesinden öğrenmişlerdir. Yola böyle çıkılmış, halk kitleleriyle
kucaklaşılmış, adım adım sıcak savaş deneyimlenmiştir.
kitlelerinin en atılgan, mücadeleci, yılmaz kesimi gençliktir. Bu yüzden ilk
olarak gençliğin içinden başlayarak ülkeye yayılmıştır devrim mücadelesi.
THKP-C’yi yaratan Dev-Genç kadroları ve onların devrim iddiasıdır. Onlara bir
yol gösteren olmamış, her şeyi halktan, mücadeleden ve Marksizm-Leninizmin
hazinesinden öğrenmişlerdir. Yola böyle çıkılmış, halk kitleleriyle
kucaklaşılmış, adım adım sıcak savaş deneyimlenmiştir.
Kızıldere sonrası devrimci hareketin yeniden ayağa kalkması
da yine Dev-Genç’in örgütlülüğü sayesinde olmuştur. Devrimci Sol’u yaratan
kadrolar gençliğin içinden çıkmış, tüm sürece müdahale eder bir niteliğe
ulaşmışlardır.
da yine Dev-Genç’in örgütlülüğü sayesinde olmuştur. Devrimci Sol’u yaratan
kadrolar gençliğin içinden çıkmış, tüm sürece müdahale eder bir niteliğe
ulaşmışlardır.
1980 darbesi gelmiş geçmiş, devrim kararlığımızın halka
taşınması yine Dev-Genç’in oynadığı rolde, örgütlenmesini dalga dalga yayabilmesinde
somutlanmıştır.
taşınması yine Dev-Genç’in oynadığı rolde, örgütlenmesini dalga dalga yayabilmesinde
somutlanmıştır.
Ve canımızdan sevdiğimiz fidanı yani partiyi yaratabilmek
için öle vura vura öle ilerlerken tüm dünyayı etkisi altına alan ‘Sosyalizm
öldü, silahlı mücadele miadını doldurdu’ safsatalarını biz cepheden savaşarak
karşılıyor, partinin savaşa ve sınıflar mücadelesine bakışı 16-17 Nisanlarda
netleşiyordu.
için öle vura vura öle ilerlerken tüm dünyayı etkisi altına alan ‘Sosyalizm
öldü, silahlı mücadele miadını doldurdu’ safsatalarını biz cepheden savaşarak
karşılıyor, partinin savaşa ve sınıflar mücadelesine bakışı 16-17 Nisanlarda
netleşiyordu.
16-17 NİSAN DEVRİM YOLUNDAN DÖNMEYECEĞİMİZİN İLANIDIR.
Dünyanın dört bir yanında silahlı mücadelenin deminin
geçtiği ve sonuçsuzluğu tartışılıp işler ‘tatlıya bağlanırken,’ halklar katilleriyle
barıştırılmaya çalışılırken devrimci hareket, kuşatıldığı bir üsten sosyalizmin
orak çekiçli bayrağını dalgalandırıyor, tüm dünyaya ‘kurtuluşa kadar savaş!’
şiarını taşıyordu. O gün devrimci hareket merkez komitesini bu çatışmalar
sonucu kaybetmişti. Bir anda her şey yerle bir olmuş, nitelikli yönetici
kadrolar şehit düşmüştü.
geçtiği ve sonuçsuzluğu tartışılıp işler ‘tatlıya bağlanırken,’ halklar katilleriyle
barıştırılmaya çalışılırken devrimci hareket, kuşatıldığı bir üsten sosyalizmin
orak çekiçli bayrağını dalgalandırıyor, tüm dünyaya ‘kurtuluşa kadar savaş!’
şiarını taşıyordu. O gün devrimci hareket merkez komitesini bu çatışmalar
sonucu kaybetmişti. Bir anda her şey yerle bir olmuş, nitelikli yönetici
kadrolar şehit düşmüştü.
16-17 Nisan’dan sonra devrimci hareketin önüne iki yol
çıkacaktı.
çıkacaktı.
1- Ya barış ve uzlaşma
2- Ya da Kurtuluşa kadar savaş.
16-17 Nisan’da çatışarak şehit düşen önder kadrolar gibi tüm
hareket de öncelikle şehitlerimizin hesabını sorma ve şehit yoldaşlarımızın
kararlılığıyla ‘kurtuluşa kadar savaş!’ şiarını benimsedi. Bundan sonra
emperyalizmin ve onun işbirlikçisi faşizmin tüm kuşatmaları hep 16-17 Nisan
direnişinin savaş kararlılığıyla karşılandı.
hareket de öncelikle şehitlerimizin hesabını sorma ve şehit yoldaşlarımızın
kararlılığıyla ‘kurtuluşa kadar savaş!’ şiarını benimsedi. Bundan sonra
emperyalizmin ve onun işbirlikçisi faşizmin tüm kuşatmaları hep 16-17 Nisan
direnişinin savaş kararlılığıyla karşılandı.
Partinin kuruluşuna giden yol böylece netleştirildi,
ideolojimiz savaş içerisinde yoğruldu.
ideolojimiz savaş içerisinde yoğruldu.
CANIMIZDAN ÇOK SEVDİĞİMİZ FİDAN: PARTİ
PARTİ NEDİR?
Parti beynimizdir. Parti devrim mücadelesinde olmazsa olmaz,
devrimi sevk ve idare eden her koşulda var olmasını bilen Marksizm-Leninizmden
sapmamanın güvencesidir. Parti her şeydir. Ne olursa olsun varız güvencidir.
Parti bir anda karar alınarak kurulan bir örgüt değildir. Bir mücadele geçmişi,
geleneği, ideolojik birliği, savaşma kararlılığı, sınanmışlığı olması
gereklidir. Türkiye devriminin öncü partisinin kuruluşu da bu aşamalardan
geçmiş ve bugüne kadar gelmiştir.
devrimi sevk ve idare eden her koşulda var olmasını bilen Marksizm-Leninizmden
sapmamanın güvencesidir. Parti her şeydir. Ne olursa olsun varız güvencidir.
Parti bir anda karar alınarak kurulan bir örgüt değildir. Bir mücadele geçmişi,
geleneği, ideolojik birliği, savaşma kararlılığı, sınanmışlığı olması
gereklidir. Türkiye devriminin öncü partisinin kuruluşu da bu aşamalardan
geçmiş ve bugüne kadar gelmiştir.
Bu yüzden
Parti can evimizdir.
”Kitleleri harekete geçirecek, politika ve taktikleriyle
onlara doğru yolu gösterecek, devrime yöneltecek tek araç partidir… Bu
nedenle devrimciler her şeyden önce bir partiye, devrimci, Marksist-Leninist
bir partiye sahip olmalıdırlar…
onlara doğru yolu gösterecek, devrime yöneltecek tek araç partidir… Bu
nedenle devrimciler her şeyden önce bir partiye, devrimci, Marksist-Leninist
bir partiye sahip olmalıdırlar…
Tabi bir partinin kuruluşu kolay değildir. Bu, yıllar alan
bir çabanın ürünüdür… Bir partinin oluşması için “ben devrimciyim”
diyen insanların bir araya gelmesi yetmez… Önce düşüncenin oluşması ve
yayılması gerekir… Nasıl bir dünyada yaşıyoruz, nasıl bir ülkede yaşıyoruz,
bu ülkede nasıl bir toplum, nasıl bir devlet var, nasıl bir devrim yapacağız,
bu devrimi gerçekleştirmek için nasıl bir yol izlememiz gerekiyor? sorularına
cevap bulmak ve bu konularda asgari bir düşünce birliği oluşturmak gerekir. Bu
da yetmez bu düşüncelerde birliği sağlayan insanların bir örgüt
disiplini altına girmeleri ve mücadeleye atılmaları, mücadele içinde
birliklerini pekiştirmeleri, yetkinleşmeleri, politika, savaş, örgütlenme ve halkı örgütleme
sanatında asgari birikim sağlamaları ve belli bir kadro birikimine
sahip olmaları gerekir. Bu süreç ülkemizde 68’den 94’e kadar, yani 26 yıl
sürmüştür. Başka ülkelerde de bundan aşağı değildir. Tabi oportünistlerin
yaptığı gibi masabaşı partileri de kurulabilir ama onlardan devrim partisi
olmaz. Bu süreç, nice şehitler, tutsaklıklar, fedakarlıklar, umutlar,
umutsuzluklar, dökülmeler,
kahramanlıklarla yürümüştür…
”
bir çabanın ürünüdür… Bir partinin oluşması için “ben devrimciyim”
diyen insanların bir araya gelmesi yetmez… Önce düşüncenin oluşması ve
yayılması gerekir… Nasıl bir dünyada yaşıyoruz, nasıl bir ülkede yaşıyoruz,
bu ülkede nasıl bir toplum, nasıl bir devlet var, nasıl bir devrim yapacağız,
bu devrimi gerçekleştirmek için nasıl bir yol izlememiz gerekiyor? sorularına
cevap bulmak ve bu konularda asgari bir düşünce birliği oluşturmak gerekir. Bu
da yetmez bu düşüncelerde birliği sağlayan insanların bir örgüt
disiplini altına girmeleri ve mücadeleye atılmaları, mücadele içinde
birliklerini pekiştirmeleri, yetkinleşmeleri, politika, savaş, örgütlenme ve halkı örgütleme
sanatında asgari birikim sağlamaları ve belli bir kadro birikimine
sahip olmaları gerekir. Bu süreç ülkemizde 68’den 94’e kadar, yani 26 yıl
sürmüştür. Başka ülkelerde de bundan aşağı değildir. Tabi oportünistlerin
yaptığı gibi masabaşı partileri de kurulabilir ama onlardan devrim partisi
olmaz. Bu süreç, nice şehitler, tutsaklıklar, fedakarlıklar, umutlar,
umutsuzluklar, dökülmeler,
kahramanlıklarla yürümüştür…
”
Yani bugün sahip olduğumuz partinin temelinde yüzlerce
devrimcinin kanı, şehitliği vardır… Ona bu bilinçle sahip çıkmalıyız.
devrimcinin kanı, şehitliği vardır… Ona bu bilinçle sahip çıkmalıyız.
Devrim iddiasıyla yola çıkan bir hareket, bir parti doğal
olarak birçok saldırıya ve katliama göğüs gerecektir. Partiyi çelikleştiren bu
saldırılar karşısında aldığı tutum ve savaşma kararlılığıdır. Fiziken yok ola
da biliriz. Fakat düşünceler öldürülemez, çizgi korunduğu takdirde yeniden
küllerimizden doğacağızdır. Bunu büyük bir özgüvenle söylüyoruz çünkü
Kızıldere’de, 1980 darbesinde, 16-17 Nisanlarda ve 2000-2007 Ölüm Oruçlarında
bu sözümüz kendini defalarca doğrulamıştır.
olarak birçok saldırıya ve katliama göğüs gerecektir. Partiyi çelikleştiren bu
saldırılar karşısında aldığı tutum ve savaşma kararlılığıdır. Fiziken yok ola
da biliriz. Fakat düşünceler öldürülemez, çizgi korunduğu takdirde yeniden
küllerimizden doğacağızdır. Bunu büyük bir özgüvenle söylüyoruz çünkü
Kızıldere’de, 1980 darbesinde, 16-17 Nisanlarda ve 2000-2007 Ölüm Oruçlarında
bu sözümüz kendini defalarca doğrulamıştır.
İŞTE BUGÜN DE ÖLÜM ORUÇLARIYLA YENİDEN DOĞUYORUZ.
SÜRECİMİZ, ÖLÜM ORUÇLARI, TARİHİN TEKERRÜRÜ DEĞİL; ZAFERE
GİDEN YOLUN KÖŞE TAŞLARIDIR.
GİDEN YOLUN KÖŞE TAŞLARIDIR.
Tarihimizin hiçbir döneminde kendini tekrara düşmedik, süreç
nasıl aşılacaksa onu yaptık. Bedel ödenmesi gerekiyorsa bedel ödedik. Savaş
nasıl tek bir eylem biçimi ile sürdürülmüyor ise hiçbir eylem biçimini de
zamanı geçmiş, eski tarz diyerek terk etmedik. Bugün süreç Ölüm Oruçlarını
gerektiriyor. Çünkü yine sadece direnen biz varız ve her türlü yöntemi denemiş
vaziyetteyiz. Şunu biliyoruz ki: ölümü göze alan bir irade yenilmez ve ölümü
yenebilenin hakkıdır zafer. Zaferi kazanacağımıza, konser yapma hakkımızı, adil
yargılanma hakkımızı söke söke alacağımıza tüm yüreğimiz ve beynimizle
inanıyoruz. Konser hakkı demek devrimin propagandasını yapabilmek, yeni bir
kültürü halkımıza taşıyabilmek, devrimin yeni neferlerine ulaşabilmektir. Adil
yargılanma hakkı demek ise, adaletsiz bir ülkede yaşandığının, mahkemelerce
verilen kararların tamamen dayanaksız, usulsüz verildiği ve buna karşı mücadele
edilmesi gerektiğini anlatmak demektir. Yeni sömürgelerde halkın en keskin
yaşadığı 2 çelişki vardır:
nasıl aşılacaksa onu yaptık. Bedel ödenmesi gerekiyorsa bedel ödedik. Savaş
nasıl tek bir eylem biçimi ile sürdürülmüyor ise hiçbir eylem biçimini de
zamanı geçmiş, eski tarz diyerek terk etmedik. Bugün süreç Ölüm Oruçlarını
gerektiriyor. Çünkü yine sadece direnen biz varız ve her türlü yöntemi denemiş
vaziyetteyiz. Şunu biliyoruz ki: ölümü göze alan bir irade yenilmez ve ölümü
yenebilenin hakkıdır zafer. Zaferi kazanacağımıza, konser yapma hakkımızı, adil
yargılanma hakkımızı söke söke alacağımıza tüm yüreğimiz ve beynimizle
inanıyoruz. Konser hakkı demek devrimin propagandasını yapabilmek, yeni bir
kültürü halkımıza taşıyabilmek, devrimin yeni neferlerine ulaşabilmektir. Adil
yargılanma hakkı demek ise, adaletsiz bir ülkede yaşandığının, mahkemelerce
verilen kararların tamamen dayanaksız, usulsüz verildiği ve buna karşı mücadele
edilmesi gerektiğini anlatmak demektir. Yeni sömürgelerde halkın en keskin
yaşadığı 2 çelişki vardır:
1-Yoksulluk
2- Adaletsizlik
Adaletsizliğe karşı mücadele devrim için mücadeledir. Bu
yüzden AKP faşizmi halkımıza ve onların yiğit evlatlarına üst perdeden cezalar
verirken birkez daha düşünmelidir. Düşünecektir de. AKP bugün hiç olmadığı
kadar köşeye sıkışmış vaziyettedir ve bir çıkış yolu aramaktadır. Ama önünde
sadece şu yol kalmıştır: Haklarımızı vermek ve kendi mezarını kazmaya başlamak.
Zaferi şimdiden kazanmış bulunuyoruz. Bunun ilanı ise sadece bir zamanlama
meselesidir.
yüzden AKP faşizmi halkımıza ve onların yiğit evlatlarına üst perdeden cezalar
verirken birkez daha düşünmelidir. Düşünecektir de. AKP bugün hiç olmadığı
kadar köşeye sıkışmış vaziyettedir ve bir çıkış yolu aramaktadır. Ama önünde
sadece şu yol kalmıştır: Haklarımızı vermek ve kendi mezarını kazmaya başlamak.
Zaferi şimdiden kazanmış bulunuyoruz. Bunun ilanı ise sadece bir zamanlama
meselesidir.
Ve şimdi diyoruz ki:
ŞEHİTLERİMİZE SÖZÜMÜZ OLSUN:
Geçmişimizi, bugünümüzü, geleceğimizi başta şehitlerimize
olmak üzere önder yoldaşımız Dursun Karataş’a Kızıldere’de bize bir devrim
emanet eden Mahir Çayan’a ve n karanlık dönemlerde bile ışığı sönmeyen
partimize borçluyuz.
olmak üzere önder yoldaşımız Dursun Karataş’a Kızıldere’de bize bir devrim
emanet eden Mahir Çayan’a ve n karanlık dönemlerde bile ışığı sönmeyen
partimize borçluyuz.
Mirasçınız değil devamcınız olacak, sizi aşacak ve nihai
zaferimizi halkımızla birlikte kazanacağız.
zaferimizi halkımızla birlikte kazanacağız.
ŞEHİTLERİMİZİN HESABINI SORACAĞIZ!
MAHİRDEN DAYIYA SÜRÜYOR BU KAVGA!
YAŞASIN ÖLÜM ORUCU DİRENİŞİMİZ!
YAŞASIN DEV-GENÇ YAŞASIN DEV-GENÇLİLER!
