Federal Savcı Seton Musa Aşoğlu’nu Hollanda’ya İade Etmek İstiyor; Musa Aşoğlu İçin 20 Temmuz’da Hamburg’da Olalım!
Musa Aşoğlu 129 B yasasından Almanya’da hukuksuz bir şekilde 2016’da tutuklandı.
Almanya’da kalmak isteyen Musa Aşoğlu Hollanda’ya iade edilmek isteniyor.
Federal Savcı 4 yıl boyunca Almanya’da kalması için uğraştı. Ancak cezasının bitmesine 1 ay kala ve tüm işlemlerinin tamamlanmasına rağmen Savcı Seton, Musa Aşoğlu’nu Hollanda’ya iade edilmesine keyfi bir şekilde karar verdi.
Hamburg Yabancılar dairesini Federal Savcı Seton mu yönetiyor?
O zaman onu istedim şimdi de böyle istiyorum diyor. Federal Savcı ve yabancılar dairesi de hemen uygulamaya geçiyor. Avukat Yener Sözen bu iade talebine karşı iadeye red davası açtı. Bu mahkemeye bütün halkımızı bekliyoruz. Tekrar Almanya’nın nasıl bir hukuk devleti olduğunu göreceğiz.
Buna karşı hepimiz 20 Temmuz saat 11.00′ da Hambur İdare Mahkemesinde buluşalım.
Adres; Hamburg, Lübeckertordamm 4, Almanya
Musa Aşoğlu Onurumuzdur!
anti emperyalist cephe
Yunanistan Halk Cephesi ve Anti Emperyalist Cephe Yunanistan NATO’ya Karşı Yapılan Yürüyüşe Katıldı
Yunanistan’da Halk Cepheliler 12 Temmuz 2023 tarihinde NATO karşıtı yürüyüşe katıldı. Yürüyüş Yunanistan’ın başkenti Atina’da bulunan Amerikan Büyükelçiliği’ne yakın bir yerde başladı. Yunan solunun çağrısıyla toplanan kitle pankartlarını açarak sloganlarla Amerikan emperyalizmine ve NATO’ya karşı sloganlar atarak eylem başladı. Toplanan kitle saat 20:15’te yürüyüşe başladı. Amerikan büyükelçiliği önüne gelen kitle NATO’nun dünya halklarının katili olduğunu Amerikan emperyalizminin dünyayı kana buladığı anlatıldı.
Yunanistan Halk Cephesi ve Anti Emperyalist Cephe Yunanistan’da eyleme pankartları flamalarıyla katıldılar. Yaklaşık 300 kişinin katıldığı eylem saat 21:00’da sona erdi
Özgül Emre İhsan Cibelik ve Serkan Küpeli Emperyalizmi Yargılıyorlar 5.Duruşma
Devrimci gazeteci Özgül Emre, Grup Yorum üyesi İhsan Cibelik
ve Antifaşist Serkan Küpeli’ye karşı yürütülen büyük “Anti Terör”
davası devam ediyor. 12 Temmuz 2023 tarihinde davanın 5 duruşması görüldü. Duruşma
bir önceki duruşmada başlayan, ancak çok kapsamlı olduğu için tamamlanmayan
davayı düşürmeye yönelik dilekçenin geri kalan kısmıyla devam etti. Avukat
Roland Meister dilekçesinin geri kalan kısmında Türkiye devletinin faşist
niteliğini örneklerle açıklamaya devam etti. Bir çok hak gaspından bahsederken
sistematik işkenceyi Ayten Öztürk örneğini vererek açıkladı. Türkiye’nin İŞİD
çetesini desteklediğini vurguladı. Roland Meister’in dilekçesini bitince avukat
Anna Busl da ekleme yaptı. Faşizmin halka yönelik hak gasplarından, özellikle
etnik, dini, dünya bakışı özgürlüğünün, sanat özgürlüğünün, örgütlenme
özgürlüğünün olmadığını öne çıkarttı. Eğer ki Türkiye’nin faşist niteliğinden
kaynaklı dava düşürülmeyecekse, Adalet Bakanlığının verdiği DHKP-C genelgesi
aynı nedenlerle geri çekilmelidir dedi.
Avukatların dilekçelerini tamamlamak için tutsaklar da birer
konuşma yaptılar. Öncelikle Serkan Küpeli söz aldı.
Serkan Küpeli: “Öncelikle burada olan herkese merhaba.
Kampanyayı yürüten herkese teşekkür etmek istiyorum. Bugün 12 Temmuz 2023 Tam
422 gündür tutukluyum. Tutuklanmamdan 394 gün sonra iddianame okunuldu.
Hakkımda yıllardır soruşturma yapıldı. 7 yıl uğraştılar benimle. 2014-2018
arası sürece dayanır benim hakkımdaki suçlamalar. Bugün ise 2023 yılında
bulunuyoruz. Ne oldu da şimdi aldınız beni? Gecikmenin sebebi nedir? Tehlikeli
olduğumu sonradan mı anladınız? Nasıl bir tehlike saçtım ki beni özgürlüğümden
etme gereği duydunuz? 2022 yılının başında bana soruşturmamın gizlilik niteliğini
kaybettiğini açıkladılar. Savcılık bunu 7 ay gecikmeyle bana iletti. Bu nasıl
bir ciddiyetsizlik? Suç ve suçlu arıyorsunuz. Beni 7 yıl sonra 14 günlük
çocuğum önünden alıp götürdünüz. Yeni doğum yapmış eşimin önünde alıp
götürdünüz. Çocuğumu sevme hakkımı elimden aldınız. Biz ise içerideyken, asıl
suçlular dışarıda elini kolunu sallayarak gezmeye devam ediyorlar. ASIL
SUÇLULAR IRKÇI FAŞİSTLERDİR. NSU katliamları yaşandı bu ülkede. Önce Döner
cinayetleri dediler. Suçu bize, halka yüklemeye çalıştılar. Ben ve benim gibi
düşünen insanlar bu davayı başından sonuna kadar takip ettiler. Aileler sürekli
taleplerde bulundular, meselenin bir ırkçı katliam olduğunu söylediler. Ama o
çığlıklar ciddiye alınmadı. Sonra devam etti. Halle ve Hanau katliamları
gerçekleşti. Federal Polis (BKA)’nın raporlarına göre 2021 yılında 21.964 sağcı
saldırı gerçekleşti. Bunların 1042’si şiddet içeren saldırılardı. Her 24
dakikada bir ırkçı saldırı yaşanıyor bu ülkede. Sığınmacılara yönelik toplam
1248 saldırı oldu. Bunların 18’i çocuktu. Bauten Cuxhaven gibi mülteci
kamplarında yaşanan saldırılar sadece iki örnek. Tekrar soruyorum. BEN Mİ TEHLİKELİYİM?
2022 yılında 674 faşist hakkında tutuklama kararı vardı. 2016 yılında bu rakam
266’dı. Yani ciddi bir artış söz konusu. Bunların hiçbiri terörden aranmıyor,
terörist olmakla suçlanmıyor. Oysa savcılık istese onların nerede olduğunu
öğrenebilir. Çok uzağa gitmeye gerek yoktur. Bu faşistlerin 39’u yurtdışında.
14’ü Polonya, 9’u Avusturya, 9’u İsviçre, 3’ü Ukrayna, 2’si Rusya, birer kişi
de Suriye ve Afganistan’da bulunuyor. SÖZ
KONUSU SOLCULAR OLUNCA YURT DIŞI DAHİL HER YERDEN GÖZALTINA
ALIP TUTUKLAYABİLİYORSUNUZ
Ama faşistler hiçbir şey olmadan hareket etmeye devam
ediyorlar.
Ama sadece ırkçı şiddet değil. Irkçılığı ben kendi hayatımda
da çokça kez yaşadım. Daha küçükken, tıpkı binlerce göçmen ailemizde olduğu
gibi beni de Sonderschule isimli engelliler okuluna göndermek istediler.
Neden? Çünkü konuşmayı geç öğrenen, utangaç bir çocuktum.
Asıl sorun ise ırkçılıktır. Ailemin çabasıyla Sonderschule değil, normal bir
anaokula yazıldım. Sonra anaokuldan Hauptschule (düşük nitelikli ortaokul)’ye
gitmem için olağanüstü çaba harcandı. Ailemin ısrarıyla ise ben Realschule
(normal ortaokul)’a yazılmayı başardım. Benim aklım ermemişti. Daha çok
küçüktüm. Ama ailem haklarımı direnerek kazandı. O günden beri biliyorum ki
ırkçılığa karşı olmak görevdir. Çünkü bu ırkçı saldırılar, ikinci sınıf muamelesi
orada kalmadı, okul ve üniversite döneminde de devam etti. Burada doğup büyümüş
olmam, Alman kimliğine sahip olmam beni Alman yapmaz. Benim yüzüm her daim vatanıma
dönüktü. Vatanını ve halkını sevmek suç değildir. Vatanımın bağımsızlığını,
halkımın özgürlüğünü istiyorum. Halkımın örf ve adetlerine uygun büyüdüm ve
yaşadım, ve ömrümün yettiği yere kadar da bu değerleri yaşatacağım. Çocuğumu bu
değerlerle büyüteceğim. Bunlar suç değildir. Ama bundan dolayı benim bugüne kadar
bir yılım çalındı. Çocuğumu kucağıma alıp öpme hakkım elimden alındı. Eşime
sarılma hakkım elimden alındı. Bir yılım çalındı. Bunun hesabını kim verecek?
Benimle birlikte eşim ve çocuğum da tutuklandı. Bana bir sene boyunca çocuğuma
sarılma hakkı tanınılmadı. Neden? Çünkü eşim çocuğum üzerinden bana not
aktarılabilirmiş. Dahası da var. BEN KENDİ ÇOCUĞUMU REHİN ALIP ÖZGÜRLÜĞÜMÜ TALEP
EDEBİLİRMİŞİM. BELKİ BUNU YAZANLAR ÖYLE BİR ŞEY YAPABİLİRLER, ANCAK BİZDE BU
ZİHNİYET YOKTUR!
Tekrar soruyorum. Savcı bey beni tutuklatarak hangi
tehlikeyi engellemiş oldu? Hangi tehlikeyi ortadan kaldırmış oldu?”
Serkan Küpeli savunma konuşmasına mülteci sorunu,
mülteciliği yaratan kapitalist düzeni teşhir ederek devam etti ve bunları
detaylı rakamlarla açıkladı. Sonra savunmasını şu sözlerle bitirdi:
“Halkını ve vatanını sevmek suç değil, görevdir. Faşizme karşı mücadele
etmek suç değil, görevdir. Bu uğurda bu kampanyaya katılan herkese tekrar
teşekkür ediyorum. Bizimle birlikte tüm politik tutsaklara özgürlük talep
ediyorum. Kahrolsun Faşizm, Yaşasın Mücadelemiz!” Serkan Küpeli’nin
konuşması büyük alkışlarla karşılandı. Sonra sözü İhsan Cibelik aldı. Serkan’ın
bütün taleplerine katıldığını, başına gelen her şey için heyeti kınadığını
söyledi. Türkiye faşizmini anlatmak için Mustafa Koçak, Helin Bölek, İbrahim
Gökçek, Ebru Timtik ve HHB avukatlarını örnek verdi. Konser yasaklarını, İdil
Kültür Merkezine yönelik baskınları, tutuklu Grup
Yorum üyelerini, ödül listelerini, avukatlara yönelik
saldırıları, gizli tanıklığı ve tüm bunlara karşı yapılan ölüm orucu
direnişlerini anlattı. Konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: ‘Mahkeme heyeti ne
bu mahkemeden terörist çıkarabilir ne biz Sosyalistlerden terörist çıkarabilir,
ne de Türkiye faşizminden demokrasi çıkarabilir.’ İhsan Cibelik’ten sonra Özgül
Emre söz aldı: ‘Öncelikle dava arkadaşlarım Serkan Küpeli ve İhsan Cibelik’in söylediği
her şeye katılıyorum. Onlar anlatırken düşündüm. Ne anlatabilirim? Özellikle
dava arkadaşım
Serkan her şeyi çokça örnekle anlattı. Evet; O kadar şey
yaşandı ki. Bu yaşananlar ancak sayılara, rakamlara sığabilir. Yine de
düşündüm. Ne anlatsam? Bir Dersim’li olarak Dersim katliamını mı anlatsam?
Sonra bunu daha sonrasına saklamaya karar verdim. Bir Alevi anası olarak Alevi
katliamlarına mı değinsem diye düşündüm. Diri diri yakılan, katledilen,
yurtlarından edilen alevileri anlatacağım, ama onları da sonraya saklıyorum.
Bugün 12 Temmuz. 10 gün önce 2 Temmuz’du. Bütün devlet erkanı eşliğinde, polis,
jandarma, itfaiye eşliğinde 35 canımız diri diri yakıldı. 8 saat boyunca
yandılar. Biz burada yargılanırken o katliamın 2 sorumlusu Almanya’da serbest.
Düşünmeye devam ettim. 15 yaşındayken 1 Mayıs’a katılıp orada yaşadığım işkence
ve tacizleri mi anlatsam? Burada gerek sayın avukat Roland Meister tarafından,
gerek ise dava arkadaşlarım tarafından Türkiye faşizmi anlatıldı. Özellikle
Mustafa Koçak, Helin Bölek, İbrahim Gökçek ve Ebru Timtik anlatıldı. Onları
burada saygı ile anıyorum. Berkin Elvan anlatıldı. Berkin Elvan henüz 15
yaşındaydı. Sadece o değil. Bir resim göstermek istiyorum. Bu çocuklar sırf AKP
döneminde ve sırf zırhlı araçlarla katledilen çocuklardır. Her birinin ismi ve
bir hikayesi var. Ancak hepsinin geleceği AKP faşizmi tarafından çalınmıştır.
Terörist mi arıyorsunuz? ASIL TERÖRİST TAYYİP ERDOĞAN’DIR! Çocuk katili Erdoğan’dır.
Çektiğimiz acılar, dökülen kanımız terör demagojilerle
örtülemez. Faşizm olduğu sürece faşizme karşı mücadele de hep sürecek. Ve tüm
bu yaşananların, bu mahkemenin tarihte bir karşılığı olacaktır. Tüm bunların
kararını tarih verecektir.
1900’lü yılların başında ABD başkanı Roosevelt Kızılderili
şefleri görüşmek için New-York’a çağırır. Bütün kabilelerin şefleri trene
bindirilir ve New-York’a getirilirler. New York’ta ise araçlara bindirilip
şehir gezisine çıkılır. Seyahat esnasında şeflerinden birisi aracı durdurur.
‘Duydunuz mu o sesi?’ Diye sorar Roosevelt’e.
Roosevelt şaşkın bir şekilde ‘hayır, duymadım’ diye
cevaplar. ‘Mayıs böceğinin türküsünü duydum’ der Kızılderili. ‘Bu kadar gürültünün
arasından mayıs böceğini duymuş olamazsınız’ diye karşılık verir Roosevelt. Ancak
şef araçtan inip parkın içine girmeye karar verir. Ve gerçekten hemen indikleri
yerde bir mayıs böceğini görürler. ‘Doğaüstü güçleriniz mi var?’ diye sordu
şaşkın beyazlar. ‘Yok, hayır. Doğaüstü güçlerimiz yoktur’ diye cevaplar şef.
Sonra cebinden 50 cent çıkarır ve yere fırlatır. Etraftaki beyazların hepsi
dönüp paranın kimden düşmüş olabileceğine bakarlar. Kendi ceplerini yoklarlar,
‘acaba benden mi düştü’ diye düşünürler. Sonra şef der ki: ‘Mesele doğaüstü güç
değil. Mesele neye değer verdiğinizdir. Biz doğaya ve tabiata değer verdiğimiz
için onun en ufak sesini bile yüreğimizde duyarız. Siz ise paraya ve varlığa
değer verdiğiniz için o paranın sesini her yerde duyarsınız.’
İşte tam da budur. Neye değer verdiğiniz önemlidir. Bu
anlattıklarımızda biz yiten canları, dökülen kan ve gözyaşını görüyoruz,
katledilen çocukları ve adalet için mücadeleyi görüyoruz. Siz ise korumaya
çalıştığınız faşist çocuk katili Recep Tayyip Erdoğan’ı görüyorsunuz. İşte
farkımız budur. Ben mektuplarımda Mustafa Koçak’tan bahsettim. Savcı burada
örgüt görüp el koydu. Berkin Elvan’dan bahsettim. Burda da örgüt görüp el
koydu. Ne ararsanız onu bulursunuz savcı bey. Sonuç olarak davanın düşürülmesi
talebine ben de katılıyor, benim ve dava arkadaşlarımın özgürlüğünü talep
ediyorum.”
Her üç tutsağın konuşması halk
tarafından büyük alkışlarla karşılandı. Savcı, ‘fazla hazırlığa gerek yok’ dercesine,
bir üstünlük havasıyla ‘hepsine hemen cevap vermek istiyorum’ dedi. ‘Zaman
zaman bir talkshow (siyasi tartışma programları)’da olduğumu düşündüm, buna
Alman mahkemelerinden alışık değilim’ diyerek saatlerce anlatılan faşist
terörü, ırkçılığı ve buna karşı mücadeleyle dalga geçti. Ayrıca mahkeme heyeti
üzerinde baskı kurmaya çalıştı. Ancak anlatılanlara havasına uygun bir cevap
veremedi. Anlatılanlar savunmanın kendi görüşüdür. Ancak Türkiye’deki
gelişmeleri Adalet Bakanlığı da değerlendiriyor. Değerlendirip kararlar alıyor.
Yani Adalet Bakanlığının bunları incelemediğini düşünmek akıldışı olur. O
yüzden bırakın Adalet Bakanlığı buna karar versin. Ayrıca DHKP-C hakkında
verilen genelgenin içeriği ve gerekçesi hukuken önemli değildir, açıklanmak
zorunda da değildir. O yüzden davanın düşürülmesi ve DHKP-C genelgesinin
incelenmesi taleplerinin reddedilmesini talep ediyoruz’ dedi. Savcı; Köşeye
sıkışmış bir sıçanın kaçacak delik aradığı gibi, hukuken kenara sıkışmış,
Türkiye faşizmini açıktan savunamaya cesaret edemeyen, savunamadığı için de davanın
ve 129 yasasının meşruluğunu da savunamayan, bu yüzden son çare olarak Adalet
Bakanlığının yetkilerine sığındı. Kaldı ki o yetkiler bile bu davanın
meşruluğunu değil, hukuksuzluğunu gösterir. Her tartışmaya giren, polemikçi,
saatlerce hukuki yorumlamlardan bahsederek kendince hukuki bilgeliğiyle hava
atmaya çalışan Seton, devrimcilerin militan sözleri karşısında sığınacak bir
yorum bulamadı. Rezil oldu!
Savcının itirazından sonra ara verildi. İçeride Seton,
dışarıda ise alman polisi devrimcilere karşı saldırıları sürdürecekti. Bir
önceki duruşmanın ardından yapılan mitingte Grup Yorum’un sahne almasını engellemeye
çalışan, ancak kitlenin müdahalesi sonucunda hiç bir şey yapamayıp geri
çekilmek zorunda kalan polisler, bu sefer aynı şekilde rezil olmamak için daha
büyük bir ekiple gelen polis; bu sefer Grulp Yorum’un sahne almasına kesinlikle
engel olacağını duyurdu. Ciddiye bile alınmadılar. Ara boyunca Grup Yorum
müzikleri çalındı.
Ara bittikten sonra duruşma devam etti. Duruşma başlar
başlamaz süresiz açlık grevi direnişçisi Eda Deniz Haydaroğlu öne çıkıp mahkeme
heyetine seslendi. Açlık grevinden, hukuksuzluktan, taleplerden ve savcının aşağılayıcı
tavrından yüksek sesle bahsetti. Heyet başkanı Eda’nın konuşması boyunca sesini
bastırmaya çalıştı, açık mikrofon üzerinden ‘yapamazsınız, konuşamazsınız,
burasi bir mahkeme salonu’ sözlerini tekrarlayıp durdu. Eda Deniz
Haydaroğlu’nun etrafına doluşan gardıyanlara karşı kitle Eda’yı koruma çemberine
aldı, polis ve gardiyanın müdahalesine karşılık ‘Kahrolsun Faşizm, Yaşasın
Mücadelemiz’ sloganını attırdı. Heyet salonu terk etti. Polisler kitleyle
tartışmaya çalıştı, ‘burası bir mahkeme salonu, kurallara uyacaksınız’ dedi,
ancak kitle karşılık verip ‘burası bir politik mahkemedir, içeride politik
tutsaklar var. 40 sayfalık faşizm dilekçesi okunuldu, tutsaklar konuşmalarında
anlattılar, sağda oturan kırmızı cübbeli Seton ise bunu iki cümleyle
aşağılamaya çalıştı. Biz buna karşı direniyoruz ve bu bizim hakkımızdır’ dedi.
Savcı teşhir olduğunu anlayınca mahkeme salonunu apar topar
terk etti. Polis salonu boşaltmak istedi. ‘Polis değil, mahkeme heyeti gelecek.
Eğer duruşma devam ediyorsa hiç bir yere gitmiyoruz’ denildi. Bu esnada polis
özel harekât ekipleriyle adliyeye girmeye başladı. Mahkeme binasının önünde
yollar trafiğe kesildi, operasyon havası yaratıldı. Ancak tüm bunlara rağmen
mahkeme binasında kararlı bekleyiş sürdü.
Duruşmanın iptal edildiği ve 1 Ağustos’a ertelendığı
açıklanınca kitle toplu şekilde binayı terk edip binanın önünde eylem yaptılar.
‘Faşizme Ölüm’ ‘Kahrolsun Faşizm, Yaşasın Mücadelemiz’, ‘Devrimci Tutsaklara Özgürlük’
vb sloganlar atıldı. Avukat Roland Meister açıklama yaparak mahkeme heyetinin
tavrını ve kamuoyuna engel yaratmanın kabul edilemeyeceğini, buna savunma
olarak gereken her cevabı vereceklerini bildirdi. Bina önünde eylem iradi
olarak sonlandırılınca topluca direniş çadırına geçildi. Orda da Grup Yorum
sahne alarak polisin kof tehditlerini boşa çıkarttı.
Son olarak süresiz açlık grevi direnişçileri Eda Deniz
Haydaroğlu, Sevil Sevimli ve Ilgın Güler açıklama yaparak mahkemenin
adaletsizliğini ve savcı Seton’un acizliğini teşhir ettiler, mücadeleye zafere
kadar devam edeceklerini duyurdular. 129b Anti terör yasasıyla başlatılan büyük
dava, Almanya emperyalizminin daha ilk 5 duruşmada elinde patladı. 5 duruşma
boyunca teşhir oldular. Yargılamaya çıkarken, yargılananlar oldular.
Emperyalizmin tüm tehditleri ve güç gösterileri hem tutsakların kararlı duruşları
hem dışarıda süren direnişin karşısında yenik düştüler. Diyoruz ki; Yenilmeyen
Tek Komutan Direniştir. Direniş komutanını yenecek güç daha henüz icat edilmemiştir.
Emperyalizm yargılayan değil, yargılanan oldu, olacak.
Tüm halkımıza çağrımızdır; Özgül Emre, İhsan Cibelik ve
Serkan Küpeli nezdinde yargılanmak istenilen ideolojimizi, değerlerimizi,
devrimciliği ve onurumuzu savunmaya devam edelim. Mahkeme salonunda emperyalizmi
yargılamaya devam edelim.
Özgül Emre, İhsan Cibelik, Serkan Küpeli Onurumuzdur! Kahrolsun
Almanya Emperyalizmi!
Kahrolsun Faşizm, Yaşasın Mücadelemiz!
Halkız, Haklıyız, Kazanacağız!
Faşist 129 Yasası Kaldırılsın Komitesi
Almanya Halk Cephesi: Almanya Da Üç Devrimci Yargılayan Değil, Yargılayan Olmaya Devam Ediyor
Almanya emperyalizmi, üç devrimciyi 129 b yasasıyla
tutukladı. Tutukluluklarının üzerinden 14 ay geçti. Özgül Emre, İhsan Cibelik
ve Serkan Küpeli tam 14 aydır tutuklular. Tamamen demokratik eylem ve
faaliyetlerinden dolayı tutsak edilen üç devrimci ve anti-faşist insan
emperyalizmin tecriti altında tutulurken, bebeklerini cam bölmeler arasında
görmek zorunda bırakılırken Almanya’nın resmî açıklamalarına göre 2500 her an
eylem yapabilecek Nazi artığı insanların arasında dolaşıyor. 11-12 Temmuz 2023
günleri 4. ve 5. duruşmaları görülen devrimciler Alman emperyalizminin ve
Türkiye oligarşisinin cinayetlerini tek tek örneklerle anlatıyorlar.
Tutsakların faşizmin bizzat kendilerinin tanık olduğu işkenceleri, zorbalıkları
anlatmalarına “Burada Talk Show yapıyorsunuz” diyerek halkımızın acılarına
ne kadar düşman bir bakış açısına sahip olduğunu, bizim yaşadıklarımızdan ve
halklara yaşatılan faşizmin zorbalıklarının onlar için hiçbir kıymetinin
olmadığını vurguladı. Şunu belirtelim Talk Show emperyalizmin ortaya çıkardığı,
kimi zaman eğlence için yapılan komikliklerin, rezilliklerin yaşandığı, bir
sunucunun ve çeşitli konukların biraz da sahneye ev ortamı süsü verilmiş
Televizyon programlarıdır. Kimisi güncel konulardır konuşulanların. Amaç en
fazla kar etmek olunca, en az harcamayla çok para kazanmak için maliyeti
azaltmıştır emperyalizm. Bir ev sahibi ve gelen misafirler tadında rahat
ortamda rahatça sohbetleri yaparkende para kazanmak hedeflidir. Yani konuşma
ucuz, maliyet düşük ama kazanç yüksektir Talk Show da. Tam da emperyalizmin
karakterine uygun televizyon programlarıdır. Neden bu kadar ucuz anlattık,
kendilerini çok bilmiş bizleri ise “geri” gören ırkçı kafalara kendi
söylediklerinin ne anlama geldiğini anlatmak için anlatma gereği duyduk.
129 davalarında devrimci tutsaklar tarafından anlatılan her
bir örnek bizim, halkımızın yaşadığı gerçeklerdir. Ancak onlara şov olarak
bakanlar savaşları, bilgisayar oyunları gibi gören kafalardır. Bir tuşla
halkların üzerine bombalar atan silahlara sahip kafaların temsilcilerinin ebetteki
halkın acılarına üzülecek değerleri yoktur. Ortada yapılan bir şov varsa o da Duesseldorf
ta Almanya mahkemelerinin tarafsız bir yargılama yapılıyormuş gibi yapması ve
sıkıştığında sinirlenip gerçek yüzünü göstermesidir. Saygısız bir Talk Show
sunucu gibi davranan iddia savcısı her lafa girerek, her sözü keserek, komik
olmaya çalışırken rezil olduğunun farkında değil. Devrimci tutsaklarla, savunma
avukatlarıyla hatta davayı izlemeye gelen izleyicilerle uğraşan, neredeyse
gelen izleyicilere “terörist” diyen bir iddia savcısının bu davada
“tarafsız” “bağımsız” bakması mümkün değildir.
12 Temmuz 2023 Çarşamba günü görülen duruşmanın öğleden
sonraki bölümünde yine aynı davayla ilgili tutsakların tutuksuz yargılanmaları
talebiyle 117 gündür Süresiz Açlık Grevinde olan EDA DENİZ HAYDAROĞLU öğleden sonraki
bölümde söz alıp kısa bir konuşma yapmak isteyince konuşmasına engel olmak
isteyen mahkeme heyeti mikrofondan sürekli konuşarak, mahkemedeki polisleri
Eda’nın üzerine salarak tahammülsüzlüğünü gösterdi. Yetmedi, bütün dinleyenleri
dışarıya çıkarttı, Düsseldorf ta müdahale için destek kuvvetleri çağrıldı,
silahlı polisleri yığdı. İşte demokratlık buraya kadardı. Duruşmaların başından
beri duruşma heyeti “iyi polis”, iddia savcılığı “kötü
polis” karakterini oynarken birden ezberleri bozuldu ve aynı tarafta
olduklarını gösterdiler. Duruşmalarda kendilerinde, devrimcilere her türlü sözü
söyleme yetkisi görenler, devrimcilerin söylemek istediklerini söylerken
“böyle konuşmanıza izin vermeyiz, şimdi izin verdik ama bir daha engel
oluruz” tehditleriyle mahkeme salonlarında bile devrimcileri “hizaya
getirme” peşindeler. Oysa devrimciler, hizaya gelmediğini her fırsatta
dile getiriyorlar. Sizin hukuksuz yargılamanızı kabul etmediklerini, eğer
devrimcileri böyle hapishaneye koyar yargılamaya kalkarsanız salonlarda da
sizin temsil ettiğiniz sınıfların suçlarının açıklanmasından korkmayacaksınız.
39 kiloda 117 gündür Açlık Grevinde olan ve tamda davayla
ilgili direniş yapan bir genç devrimcinin, Eda Deniz Haydaroğlu’nun yapacağı
kısacık konuşmanın karşısında onlarca polis aracı çağrıldı, gözaltı yapmakla
tehdit edildi. Korkunuz sanılandan büyük, tahammülsüzlüğünüz de o kadar büyük.
Nazi örgütlenmelerinde yer alanlar sokaklarda dolaşıyor, devrimci bir gazeteci,
devrimci bir sanatçı ve anti-faşist insan tutuklandı, bu kadar kalabalıkla
sahiplenilmesine, onlar için direniş yapılmasına tahammülsüz Almanya. Her
yaptıklarıyla gündem oluyor, teşhir oluyor ve saldırganlaşıyorlar. Dışarıda
“Yasaklı Grup Yorum şarkısını tespit etmek için dışarıda bütün duruşma
boyunca tercüman getirip, ellerine yasak olduğunu iddia ettikleri grup yorum
şarkılarının sözlerini tutuşturup bekletiyorlar. İçeride her fırsatta
konuşmaları küçümseyerek, her söze girerek müdahale ediyorlar, dinleyenleri
dışarıya atmakla tehdit ediyorlar. Ama adil bir yargılama söz konusu öyle mi?
Hayır öyle değil. Madem devrimcileri haksız yere yargılamak istiyorsunuz, o
zaman gerçeklerin söylenmesine razı olacaksınız! Ya da açıkça söyleyeceksiniz
gerçekte ne yapmak istediğinizi.
Bu durumda Şov yapanda, yalan söyleyende sizlersiniz. Şov
kültürü bize değil size aittir. Anadolu halklarının kültüründe türkü vardır,
kılam vardır, ağıt vardır, direniş vardır, destan vardır. Bunlarda sizin
emperyalizmin ve faşizmin yaptığı zorbalıkların, katliamların sonucunda
notalara döktükleri yaşanmışlıklardır. İşte Grup Yorum türküleri buradan
beslenir. Bizlere hakkımı aradığımız için, devrimci olduğumuz, devrimcilerin
cenazesine katıldığımız için, Grup Yorum üyesi olduğumuz, Konserlere
katıldığımız ve bu konserleri organize ettiğimiz için, Nişan yaptığımız,
demokratik faaliyetlere katıldığımız için davalar açıp tutuklayanlar, kriminalize
edenler sizlersiniz. Doğal olarak bizlerde kendimizi anlatacağız, tam da
yargılanmak istediğimiz yerden anlatacağız sizlere. Bizlere tahammül
edemeyenler, bizleri yargılamak isteyenlere elbette bir diyeceğimiz olacak.
Tutsakların konuşmalarına, savunmalarına tahammül
edeceksiniz!
Dışarıda Grup Yorum şarkıları dinlemeye tahammül
edeceksiniz!
Halkın devrimcileri sahiplenmesine tahammül edeceksiniz!
Faşist 129 yasalarına ve tutsak ettiğiniz devrimciler için
yapılan, tam da Adaletsizliğin birinci sorumlularından Adalet Bakanlığı önünde
yatıp kalkan Açlık Grevcilerine tahammül edecek, onların taleplerini
duyacaksınız! Gerekirse her gün değil, her saat bununla yüzleşeceksiniz.
Ve iddia savcılığı makamı, devrimci üsluplarından
vazgeçmeyen devrimcilerle nasıl konuşması gerektiğini de öğreneceksiniz!
Suçlu değil devrimciyiz! O nedenle de,
Yargılanan değil, yargılayan olacağız!
Bizleri içeride, dışarıda, kendi yasalarınıza bile uymayarak
açtığınız davalarla yıldıramazsınız! Direniyoruz, direneceğiz, Alman
emperyalizminin suçlarını teşhir etmeye devam edeceğiz. Türkülerimizle,
açlığımızla, savunmamızla, halkımızla, değerlerimizle direnmeye devam edeceğiz.
Özgül Emre, İhsan Cibelik, Serkan Küpeli Serbest Bırakılsın!
Süresiz Açlık Grevinin Talepleri Kabul Edilsin!
129 A-B Yasaları Kaldırılsın!
Devrimcilik Yapmak Suç Değil, Görevdir!
Adalet İstiyoruz, Alacağız!
Halkız Haklıyız Kazanacağız!
Stuttgart Halk Kültür Evi: Serkan Küpeli’ye Tecrit Ederek Yasa Dışılığı Gizleyemezsiniz
SERKAN KÜPELİ tutuklandıktan bu yana aradan geçen bir yılı
aşkın bir süredir tecrit altında tutulmaktadır.
Daha önce kaldığı hapishanede ve şimdi mahkeme için
getirildiği geçici olarak tutulduğu bu hapishanede tecrit altında
tutulmaktadır.
23 saat tek başına bir hücrede tutulan SERKAN KÜPELİ günde
yalnızca bir kez ve bir saat tek başına havalandırmaya çıkarılmaktadır.
Yasa dışı ve intikam almak için tutuklanan SERKAN KÜPELİ
tecrit politikası ile yıldırılmak isteniyor.
SERKAN KÜPELİ üzerindeki tecrit kaldırılmalıdır. Yıldırmak, teslim
almak amaçlı politikalardan vazgeçilmelidir.
Tecrit ile baskılar ile sonuç alamaz yasakları ve baskıları,
tecriti gizleyemezsiniz…
TARİH: 15 Temmuz 2023 Cumartesi Günü
SAAT: 19.00
ADRES: Gumppstraße 32,
6020 İnnsbruck
Emperyalizm NATO Eliyle Eş Cinselliği Yaygınlaştırmayı
Hedefliyor!
32. NATO ZİRVESİ’NDE YENİ STRATEJİK KONSEPTİN KABUL EDİLDİĞİ
AÇIKLANDI!
NATO’NUN 2022 STRATEJİK KONSEPT BELGESİ’NİN 5. MADDESİNDE
“DEĞERLERİMİZİN BİR YANSIMASI OLARAK TOPLUMSAL CİNSİYETİ İLERLETMEYE DEVAM EDECEĞİZ” DENİLİYOR!
NATO SOLCULARI, SOL MASKESİ TAKMIŞ NATO’CULAR HALKIMIZIN TÜM
DEĞERLERİNE SALDIRIYOR! NATO ORDULARININ GÜCÜYLE LGBTİ DAYATMASI YAPIYOR! NATO,
LGBTİ’NİN FİNANSÖRÜ, EFENDİSİDİR!
BUNUN ADI “CİNSEL ÖZGÜRLÜK, CİNSEL TERCİH” DEĞİLDİR,
BUNUN ADI YOZLAŞTIRMADIR!
EMPERYALİZM İŞGAL, TALAN VE KATLİAMDIR! EMPERYALİZM HALKI
YOZLAŞTIRIRSA, KİMSE KENDİ LEHİNE, HALKLAR LEHİNE
SİYASİ KARARLAR ALAMAZ…
BU DURUMDA EMPERYALİZMİN İŞGAL TALAN VE KATLİAMLARININ
ÖNÜNDE ENGEL OLAMAZ. HEDEF BUDUR!
SOL OLMANIN ÖLÇÜTÜ, ANTİ-EMPERYALİST, ANTİ-FAŞİST OLMAKTIR.
SOL DEMEK;
BAĞIMSIZLIK, EKMEK, ADALET, BARINMA, EĞİTİM, SAĞLIK, ÇALIŞMA HAKKI İÇİN
MÜCADELE ETMEKTİR.EMPERYALİZMİN BESLEDİĞİ LGBTİ
SAVUNUCULARI, BU NEDENLE SOL DEĞİLDİR!
EMPERYALİSTLER LGBTİ’Yİ YAYGINLAŞTIRMAK İÇİN ÖZELLİKLE
UZLAŞMACI, TESLİMİYETÇİ SOLU KULLANMAKTADIR.TESLİMİYETÇİ, İŞBİRLİKÇİ SOLUN BU
ÇÜRÜMEYİ BÜYÜTMESİNE
İZİN VERMEYECEĞİZ!
📌Emperyalizmin NATO
Aparatı ile LGBTİ Hedefleri Kısaca Şunlardır📌
🔻İnsanı kendi özüne,
kendi biyolojik eşine yabancılaştırmaktır. İnsanın kendi soyunun üretimine yabancılaştırmaktır.
🔻Cinsel özgürlük
demagojisi altında dünya halklarının yozlaştırılmasıdır.
🔻Dünya halklarının 5000
yıldır yarattığı bütün
değerlerine saldırmaktır.
🔻Dünya halklarını
örgütsüz bırakarak, çürütmek ve mücadeleden kopartmaktır.
🔻Halk Savaşı’nın “atom
bombasından daha güçlü” olan silahı, halkın kendisidir. Emperyalistler bu
silahı etkisiz hale getirmek için uyuşturucu, fuhuş, kumar, hırsızlık ve her
türden cinsel sapkınlıkları devreye sokmaktadır.
🔻NATO’da savaşın bu
yanıyla özel olarak da ilgilenmektedir…
Ülkemizde ise AKP döneminde devrimciler hapishanelere
doldurulurken işkencelere,kaçırılmalara ve katliamlara maruz kalırlarken LGBTİ+
lar ne tür bir baskıya maruz kalmışlardır?
Sokaklarda yaşanan ve yürüyüş engellemelerinden
bahsediliyorsa eğer,
kimse bunun bir tek LGBTİ+ ların başına geldiğini
savunmuyordur sanırız…
Emperyalizm tüm dünyada gençlerimizin beyinlerini uyuşturucu
ve yozlaşma ile teslim alma saldırılarının en önde savunucusudur.
Türkiye oligarşisi de bunun en temel destekleyicisidir…AKP
iktidarının temel çelişkisi LGBTİ+ lar ile değil Örgütlenen hakkını arayan
halkladır…
Peki bu durumda LGBTİ’yi madem NATO Destekliyor ise AKP
Hükümeti neden LGBTİ+ lara saldırıyor…
Asıl olarak oy aldığı kesimi aldatmak için
saldırıyor.Karşıymış gibi görünmeye çalışıyor. Müslümanlığın koruyucusu
anti-emperyalistmiş gibi görünmeye çalışıyor. Toplumun değerlerini koruyormuş
gibi görünmek için sahtecilik yapıyor.
Oysa AKP yozlaştırmaya karşı değildir.
Bizzat örgütleyendir.
Aynı uyuşturucuda olduğu gibi LGBTİ+ konusunda da AKP’nin
saldırması sadece göstermeliktir…
Fuhuşun en yaygınlaştığı dönem yine AKP dönemidir…
📌Ülkemizde AKP’nin LGBTİ+
Gerçeği📌
🔻09.10.2002 yılında Recep
Tayyip Erdoğan eş cinsellerin hak ihlali yaşadıkları ve kendi yönetimlerinde
herhangi bir ayrıma maruz kalmayacaklarını taahhüt etti…
🔻08.04.2007 yılında AKP
hükümetinin onayı ile LGBT Öğrenci Derneği kuruldu…
🔻31.05.2007 yılında
İstanbul’da 170 yataklı LGBT oteli açıldı…
🔻29.11.2011 yılında 6251
sayılı LGBT yasası çıkarıldı…
🔻05.04.2013 yılında LGBT
kurumsal olarak sosyal medya platformlarında yerlerini aldılar…
🔻02.05.2013 AKP
iktidarının onayı ile MEŞCİD
(Müslüman Eş cinseller Derneği) kuruldu…
🔻19.09.2014 yılında ETCEP
(Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği) AKP iktidarının onayı ile yürürlüğe
girdi…
🔻28.06.2015 yılında AKP
iktidarının izni ile LGBT onur yürüyüşleri başladı…
🔻23.10.2015 yılında AKP
iktidarının onayı ile
Türkiye’de LGBT dernek sayısı 22 oldu.
İkinci neden; AKP’nin yönetememe krizidir. Çünkü; LGBTİ+’leri
emperyalizm fonluyor.
Görünürde sivil toplumcu olarak çalışan ancak CIA’ya bağlı
olduğu bilinen Ulusal Demokrasi Vakfı (NED), her yıl ABD Kongresinden bütçe
alarak LGBTİ gibi dernekleri finanse ediyor.
Tek bir seferde bu fondan ABD hükümeti tarafından onaylı 22
milyon dolar LGBTİ derneğine fonlanmıştır…
Bunda Emperyalistlerin çıkarı ne;
Devletler LGBTİ+’lere saldırıyor.
Ve emperyalistler bu saldırıları olduğundan daha fazla
abartıp, günlerce gösterip LGBTİ+’leri en muhalif, en solcu gibi göstermeye
çalışıyor.
Ellerindeki devasa medya tekelleri tüm propaganda
silahlarını kullanıyorlar…
NATO, LGBTİ+’nın finansörlüğüne soyunuyor. Bugün eş
cinsellik tüm dünya halklarına NATO gücü ile zorla kabul ettirilmeye
çalışılıyor.
BM karar alıyor AB, okullarda eş cinsellik eğitimi
başlatıyor, karşı çıkan AB ülkelerine yaptırım uyguluyor.
AB, cinselliğin, eş cinselliğin ve pedofilinin okul eğitim
planında yer almasını savunuyor.
AB, “Farklılıkları kabul etmenin AB’nin temel değerleri”
olduğunu ve bundan taviz verilmeyeceğini açıklıyor…
Emperyalizme ve Faşizme Karşı Savaşmanın İki Ayağı Vardır;
“MEŞRULUK ve DİRENME HAKKI…”
NATO Solculuğu Kaybedecek,Biz Kazanacağız…
EMPERYALİZMİN TEMEL YOZLAŞTIRMA POLİTİKALARINDAN OLAN BİRİ
OLAN LGBTİ’NİN SOSYAL VE İDEOLOJİK BOYUTUYLA ELE ALINACAĞI PANELİMİZE TÜM
HALKIMIZI DAVET EDİYORUZ…
İNNSBRUCK ANADOLU KÜLTÜR MERKEZİ
Özgül EMRE, İhsan CİBELİK, Serkan Küpeli’ye Özgürlük İstiyoruz.
Suçlu Değil, Devrimciyiz…
Cam Kafes içinde yargılanmayı
Kabul etmiyoruz…
Direnişimizle Cam Kafeslerinizi Parçaladık…
11 Temmuz günü Viyana Almanya Konsolosluğu Önünde Faşist 129 A-B yasasına göre 1 yıldır tutuklu bulunan 3 Türkiyeli Devrimcinin Duesseldorf’ta sürmekte olan mahkemeleri için dayanışmamızı ve sahiplenmemizi büyüttük.
Eylemde yapılan konuşmalarda Alman Emperyalizminin Hukuksuzluğu ve Faşist
129 a-b yasasının gayri meşruluğu anlatılarak tutuklu bulunan devrimcilerin derhal serbest bırakılması talep edildi…
Almanya’da Süresiz Açlık Grevinde;
Eda Deniz Haydaroğlu: 116.
Ilgın Güler: 65.
Sevil Sevimli: 60. Gününde olan direnişçilerin Taleplerinin de anlatıldığı etkinliğimizde Hak,Hukuk ve Adalet vurgusu sıkça Alman Emperyalizminin Temsilcilerinin yüzlerine haykırıldı…
Demokratik Kitle örgütlerinin Temsilcilerinin desteklediği eylemimize Toplam 17 kişi katılım sağladı.
Faşist, Nazi, Alman Emperyalizmini Teşhir ettiğimiz;
1 saat süren etkinliğimizi sloganlarımızla, çalınan marşlarımızla, dağıtılan bildirilerimizle sonlandırdık…
✒️Özgül Emre, İhsan Cibelik, Serkan Küpeli’ye Özgürlük!
✒️Eda Deniz, Ilgın ve Sevil Onurumuzdur!
Yaşasın Süresiz Açlık Grevi Direnişimiz!
✒️129 Yasası Emperyalizmin Yasal Sopasıdır!
Faşist 129 A-B paragrafları Kaldırılsın!
✒️Anti-Faşistler, Devrimciler,
Değil Naziler Yargılansın!
✒️Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur!
✒️Kahrolsun Faşizm, Kahrolsun Emperyalizm!
Yaşasın Mücadelemiz!
AVUSTURYA HALK CEPHESİ
Almanya Berlin’de Friedrichshain Mahallesinde 129 Yasalarına Karşı Pankart Asıldı
7 Haziran gecesinde faşist 129 yasaları kaldırılsın komite olarak Berlin’in Friedrichshain mahallesinde pankart asıldı.
129 yasalarına karşı, Özgül Emre, İhsan Cibelik ve Serkan Küpeli’nin 14 Haziran Düsseldorf’ta gerçekleşecek olan mahkemelerine çağıran bir pankart asıldı.
Süresiz açlık grevi talepleri kabuk edilsin!
Özgül Emre, İhsan Cibelik ve Serkan Küpeli tutuksuz yargılansın!
Faşist 129 Yasası Kaldırılsın Komitesi: 10 Haziran’da Özgül Emre Ve İhsan Cibelik İçin Hapishane Önünde Olalım
Tutsaklarımızı sahiplenmek ve direnişimizi büyütmek için
İhsan Cibelik ve Özgül Emre’nin tutsak edildiği hapishane önünde olalım.
10 Haziran günü saat 14:30’da tüm halkımızı kendi
evlatlarını sahiplenmeye çağırıyoruz.
Hapishane önünde
onların sessine ses katmaya çağırıyoruz.
Faşist 129 yasası kaldırılsın komitesi









