0
Günlük
hayatımızda belki de en sık kullandığımız iki kelimedir Adalet ve Hukuk. Çoğu
zaman da bu iki kelimeyi aynı anlamda kullanırız. Adaletsizlikten şikâyet eder,
hukuksuzlukları eleştiririz. Adalet ve Hukuk en sık kullandığımız iki
kelimedir; çünkü Bertolt Brecht’in dediği gibi “…HALKIN EKMEĞİDİR ADALET…”
Bilim der ki;
tarih sınıflar mücadelesinin tarihidir. Tarihi ilerleten başarılı komutanlar,
krallar, imparatorlar değil sınıflardır, sınıf mücadelesidir. İnsan toplumu
kendi ihtiyacından fazlasını – yani artık değer – üretmeye başladığı andan
itibaren toplum sınıflara bölünmüştür. Ezen – sömüren sınıf, sömürülen – ezilen
sınıf. Tarih boyunca sömüren ve sömürülen sınıflar değişmiş ama sömürü ilişkisi
hiç değişmemiştir. Sosyalist Topluma kadar küçük bir azınlık büyük yığınları
sömürmüş ve ezmiştir. Köleci toplumda, köle sahipleri, kölelerin emeğini
sömürmüş; feodal toplumda, feodal beyler, toprağa bağlı köylülerin emeğini;
kapitalist toplumda da burjuvalar-tekeller işçilerin ve köylülerin emeğini
sömürmüştür. Ezen-ezilen çelişkisi uzlaşmaz bir çelişkidir. Bu çelişki ancak
taraflardan birinin yok olmasıyla çözülür.
Ezen-ezilen
çelişkisi uzlaşmaz bir çelişki olduğu için toplum hayatının tüm yönleri bu
çelişkiye göre ve bu çelişkiyle çözülür. Eğitim, sanat, basın, aile, din,
kültür, spor, sağlık, konut, tarım, sanayi gibi… Bu alanların tamamı toplumda
egemen olan sınıf tarafından, sınıf çıkarlarına uygun olarak düzenlenir.
Toplumun
uzlaşmaz sınıflara bölündüğü koşullarda hiçbir şey hem ezen, hem de ezilen sınıflar
için geçerli, meşru olamaz. Bu adalet içinde geçerlidir. Adaletin de sınıfsal
bir temeli vardır. Tek başına adalet demek bir şey anlatmaz. Kimin adaleti? Kim
için adalet? Hakkın yerine gelmesi, adil olma anlamına gelen adalet sınıfsal
temelinden ayrılırsa soyut kalır, anlamsız olur…
Hukuksa;
egemen sınıfın adaletinin devletin örgütlü zoruyla uygulanmasından, yani egemen
sınıfın çıkarlarının yasalarla korunmasından başka bir şey değildir. Egemen
sınıfın adaleti devlet örgütüyle, yasalar, mahkemeler, hapishaneler, eliyle
uygulandığında hukuk olur. Hukuk egemen sınıfın adaletidir…
Eğer ki hukuk
egemen sınıfların adaletiyse, bugünkü hukuk emperyalist ve işbirlikçi
tekellerin adaletinin hukukudur. Tüm yasalar tekellerin ihtiyaçlarına ve
çıkarlarına göre düzenlenmektedir.
Halkın,
işçilerin, memurların, köylülerin hakları daha da fazla gasp edilmektedir.
Tekellerin temsilcisi AKP iktidarı işçilerin 200 yıllık hakkı, güvencesi kıdem
tazminatını da göz dikmiş, bu hakkı yok etmek için yasalar yapmaya başlamıştır…
Adalet ve
hukuk ayrımı işte bunları kavrayabilmemiz açısından önemlidir diye düşünüyoruz.
Çıkarlarımızı ve haklarımızı ifade eden adaletten vazgeçmeyeceğiz. Hiç kimse
hakkından vazgeçmez.
Hakkı için
dövüşür. Belki bu nedenle devrimci mücadeleyi halkın, ezilenlerin, sömürülen
geniş yığınların adaletini hukuk haline getirme mücadelesi olarak
tanımlayabiliriz. Halkın kendisinden çalınanları geri alması yani “hakkın
sahibine teslim edilmesi” mücadelesi olan devrimci mücadele tam da bu nedenle
adalet için mücadeledir, bu nedenle haklı ve meşrudur!”
hayatımızda belki de en sık kullandığımız iki kelimedir Adalet ve Hukuk. Çoğu
zaman da bu iki kelimeyi aynı anlamda kullanırız. Adaletsizlikten şikâyet eder,
hukuksuzlukları eleştiririz. Adalet ve Hukuk en sık kullandığımız iki
kelimedir; çünkü Bertolt Brecht’in dediği gibi “…HALKIN EKMEĞİDİR ADALET…”
tarih sınıflar mücadelesinin tarihidir. Tarihi ilerleten başarılı komutanlar,
krallar, imparatorlar değil sınıflardır, sınıf mücadelesidir. İnsan toplumu
kendi ihtiyacından fazlasını – yani artık değer – üretmeye başladığı andan
itibaren toplum sınıflara bölünmüştür. Ezen – sömüren sınıf, sömürülen – ezilen
sınıf. Tarih boyunca sömüren ve sömürülen sınıflar değişmiş ama sömürü ilişkisi
hiç değişmemiştir. Sosyalist Topluma kadar küçük bir azınlık büyük yığınları
sömürmüş ve ezmiştir. Köleci toplumda, köle sahipleri, kölelerin emeğini
sömürmüş; feodal toplumda, feodal beyler, toprağa bağlı köylülerin emeğini;
kapitalist toplumda da burjuvalar-tekeller işçilerin ve köylülerin emeğini
sömürmüştür. Ezen-ezilen çelişkisi uzlaşmaz bir çelişkidir. Bu çelişki ancak
taraflardan birinin yok olmasıyla çözülür.
çelişkisi uzlaşmaz bir çelişki olduğu için toplum hayatının tüm yönleri bu
çelişkiye göre ve bu çelişkiyle çözülür. Eğitim, sanat, basın, aile, din,
kültür, spor, sağlık, konut, tarım, sanayi gibi… Bu alanların tamamı toplumda
egemen olan sınıf tarafından, sınıf çıkarlarına uygun olarak düzenlenir.
uzlaşmaz sınıflara bölündüğü koşullarda hiçbir şey hem ezen, hem de ezilen sınıflar
için geçerli, meşru olamaz. Bu adalet içinde geçerlidir. Adaletin de sınıfsal
bir temeli vardır. Tek başına adalet demek bir şey anlatmaz. Kimin adaleti? Kim
için adalet? Hakkın yerine gelmesi, adil olma anlamına gelen adalet sınıfsal
temelinden ayrılırsa soyut kalır, anlamsız olur…
egemen sınıfın adaletinin devletin örgütlü zoruyla uygulanmasından, yani egemen
sınıfın çıkarlarının yasalarla korunmasından başka bir şey değildir. Egemen
sınıfın adaleti devlet örgütüyle, yasalar, mahkemeler, hapishaneler, eliyle
uygulandığında hukuk olur. Hukuk egemen sınıfın adaletidir…
egemen sınıfların adaletiyse, bugünkü hukuk emperyalist ve işbirlikçi
tekellerin adaletinin hukukudur. Tüm yasalar tekellerin ihtiyaçlarına ve
çıkarlarına göre düzenlenmektedir.
işçilerin, memurların, köylülerin hakları daha da fazla gasp edilmektedir.
Tekellerin temsilcisi AKP iktidarı işçilerin 200 yıllık hakkı, güvencesi kıdem
tazminatını da göz dikmiş, bu hakkı yok etmek için yasalar yapmaya başlamıştır…
hukuk ayrımı işte bunları kavrayabilmemiz açısından önemlidir diye düşünüyoruz.
Çıkarlarımızı ve haklarımızı ifade eden adaletten vazgeçmeyeceğiz. Hiç kimse
hakkından vazgeçmez.
dövüşür. Belki bu nedenle devrimci mücadeleyi halkın, ezilenlerin, sömürülen
geniş yığınların adaletini hukuk haline getirme mücadelesi olarak
tanımlayabiliriz. Halkın kendisinden çalınanları geri alması yani “hakkın
sahibine teslim edilmesi” mücadelesi olan devrimci mücadele tam da bu nedenle
adalet için mücadeledir, bu nedenle haklı ve meşrudur!”
