direnişler
Avusturya Viyana’da Almanya Büyükelçiliği önünde 129 A-B Yasaları protesto Edildi
11 Temmuz Salı günü,
Saat 10.30-11.30 arasında Almanya’nın Viyana’daki Büyükelçiliği önünde, aynı
gün Düsseldorf Yüksek Eyalet Mahkemesinde duruşması olan 3 antifaşist siyasi
tutuklu Özgül Emre, İhsan Cibelik ve Serkan Küpeli’ye yönelik haksız ve
gayrimeşru uygulamalara karşı bir protesto mitingi gerçekleştirildi.
Alman devleti
ile Türkiye’deki faşizm arasındaki politik iş birliğinin kınandığı eylemde,
adaletsizliğe karşı direnme hakkı ve düşünce özgürlüğü savunuldu.
Eylem çağrısı
yapan Siyasi Tutuklulara Özgürlük İnisiyatifi’nin konuşmasında, devrimci
tutsaklara yönelik onursuz cam kafeslerin derhal kaldırılması ve adil bir
yargılama için tüm tutsakların serbest bırakılması talep edildi.
Avrupa’da
Türkiyeli devrimci-demokratik muhalefete yönelik baskıların durdurulması için,
NATO ülkelerinin yeni anlaşmalarla Türkiye ile kirli işbirliğine karşı
mücadelenin devam etmesi gerektiği de vurgulandı.
Ayrıca 129b
yasasına karşı Berlin’deki Adalet Bakanlığı önünde yapılan açlık grevi ve
direnişe dikkat çekildi ve gelinen noktada çok kritik bir aşamaya gelindiği
uyarısında bulunuldu.
(Eylem tasrihinde,
Eda 116., Ilgın 65., Sevil 60. Gününde).
Eyleme,
Türkiyeli devrimci-demokratik kurumlardan Avusturya Halk Cepheliler ve
ATİK-VİTİD üyelerinin dışında Avusturyalı anti-emperyalistler ve antifaşistler
katılım gösterdi.
Toplam 17 kişi
3 antifaşist tutsağın özgürlük talebine destek verdi.
YAŞASIN
ENTERNASYONAL DAYANIŞMA!
TÜM SİYASİ
TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK!
129B
KALDİRİLSİN!
115 gündür
süresiz açlık grevinde olan Eda Deniz Haydaroğlu, genelde Doğu Almanya’da
dinlenen Radyo “Blau” ile 10 Temmuz pazartesi günü açlık grevi Direnişi ve
devrimci tutsaklar Özgül Emre, İhsan Cibelik ve Serkan Küpeli hakkında röportaj
yaptı.
Röportajda
neden açlık grevine başvurduklarını, şimdiye kadarki yapılanları ve
gelişmeleri. Tutsakların iddianamesinde geçenleri, Almanya ve Türkiye
arasındaki iş birliği ve onun sonucu açılan siyasi davalar hakkında konuşuldu.
Ayrıca Adalet
Bakanlığında gelen cevap ve direnişçilerin verdiği cevap dan bahsedildi. Ve Ağustos’daki
mahkemelere çağrı yapıldı. Ayrıca tüm sola Direnişin 129. Günü İçin Almanya
genelinde eylem yapma çağrısı yapıldı.
Almanya’da Jungewelt Gazetesi 11 Temmuza Çağrı Ve Avukatlarla Röportaj Yayınladı
Almanya’da
JUNGEWELT gazetesi Serkan Küpelinin avukatı Anna Busl ile röportaj yaparak,
Özgül Emre, İhsan Cibelik ve Serkan Küpelinin 11 Temmuz’da görülecek
mahkemesine çağrı yaptı.
Haberin
linki;
https://www.jungewelt.de/artikel/454407.repression-gegen-linke-solche-verfahren-zeigen-wieviel-recht-noch-existiert.html
Haberin
Türkçesi;
“Bu
tür davalar hukukun hala ne kadar “var “olduğunu gösteriyor”.
NRW:
Türkiye’den üç anti-faşist ve sosyalist FRG’de 129b paragrafı uyarınca
suçlandı. Anna Busl ile bir söyleşi
Özgül
Emre, İhsan Cibelik ve Serkan Küpeli “yabancı terör örgütü” üyesi
olmakla suçlandı. Ne ile suçlanıyorlar?
Her üçünün
de farklı zamanlarda DHKP-C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) üyesi
oldukları iddia ediliyor. İddianameye göre, örgütün hiyerarşik yapılarına dahil
oldukları ve “dernek için arka cephede çalıştıkları” iddia ediliyor.
Özellikle, üçünün yönetici pozisyonlarında bulundukları ve bu sıfatla bağış
toplama, propaganda faaliyetleri vb. yürüttükleri iddia ediliyor. Hiçbiri cezai
bir suçla suçlanmıyor, ancak toplantılar ve sanatsal özgürlüğün kullanılması
gibi Anayasa tarafından korunan yasal davranışlarla suçlanıyorlar. Suç teşkil
ediyor çünkü bu davranışların üyelik faaliyetlerinden bahsetmesi gerekiyor.
Davanın 14
Haziran’daki başlangıcında, üç sanık ikişer korumayla birlikte ayırıcı bir
paravanın arkasında duruşmalara katılmak zorunda kaldı. Devlet Koruma Senatosu
önündeki yargılamalarda bu olağan mıdır?
“Geleneksel”
olan başka bir şeydir. Gerçek şu ki, bu tür önlemlerin alınmadığı çok sayıda
devlet koruma davası- yani özel bir mahkeme önünde görülen davalar- vardır.
Savunma makamı, sanığın cam bir kafeste, savunmadan ayrı ve özel koruma altında
tutulmadığı çok daha fazla sayıda dava sayabilir. Ayrıca bu önlemlerin
“Bakın, işte oradalar. Özellikle tehlikeliler” – bunun masumiyet
karinesine tamamen ters düştüğünü çok iyi bilerek. Gerçek şu ki, bu durum
savunma olanaklarını büyük ölçüde kısıtlamaktadır. Bu tek kelimeyle
saçmalıktır: Suçun işlendiği iddia edilen dönem on yıldan daha eskiye gitmesine
rağmen üçü yıllarca tutuklanmadı ve şimdi tamamen korunmaları gerekiyor-
savunma avukatları tarafından bile?
Ayrıca
kendi kendine okuma prosedürünü de eleştiriyorsunuz. Bu nasıl işliyor?
Kendi
kendine okuma, ilgili belgelerin ana duruşma dışında okunması anlamına geliyor.
Prensip olarak sözlü ve kamuya açık olması gereken ana duruşmanın içeriği
böylece bir “arka odaya” kaydırılıyor. Bu konudaki söylem, yani
kamusal tartışma, sessiz bir dolaba sürgün ediliyor. Ama sadece bu da değil:
Kendi kendini okuma prosedürüne dahil edilecek belgeler arasında, örneğin polis
memurlarının çok sayıda notu bulunmaktadır. Bunların değerlendirmeleri ya da
iddiaları, örneğin üçüncü şahıslardan gelenler, yüzleşme ya da geçerlilik
tartışması imkânı olmaksızın sunulduğunda ve kullanıldığında, polis
soruşturmasının kâğıda dökülmüş bulguları gözden geçirilmeksizin ya da
eleştirilmeksizin yeniden özetlenmiş olur. Polis eylemlerinin gözden
geçirildiği ana duruşma böylece bir komediye dönüşür. Biri rahatlıkla şöyle
diyebilir: O zaman ana duruşmaya gerek yok, polis soruşturmaları doğrudan
kararı temsil edebilir.
Başka bir
davanın belgeleri, iç istihbarat servisinin bir “gizli ajanının”
baskı altında olduğu için sanığı ağır bir şekilde suçladığını gösteriyor. Bu
davada savunmanın dosyalara erişimi sağlandı mı?
İddianameden
sonra savunmaya bu davalardan bir alıntı gönderildi- bu noktada Federal
Savcılığın gerekçesi gibi bunun nedeni de belirsizliğini koruyor. Gerçek şu ki,
Anayasayı Koruma Dairesi burada harekete geçmiştir. Ayrıca savunmanın hala dava
dosyasının tamamına sahip olmadığı, ancak verilen parçalarla yaşamak zorunda
olduğu da bir gerçektir. Anayasayı Koruma Dairesi’nin gerçekte nasıl bir rol
oynadığını kontrol etmek nasıl mümkün olabilir?
Bu davanın
kamuoyu için önemi nedir?
Üç sanık
anti-faşist ve sosyalist – bu yüzden yargılanıyorlar. Özel kuralları olan özel
bir mahkeme önünde. Bu tür yargılamalar hukukun hala ne kadar var olduğunun ya
da ne kadar az olduğunun bir ifadesidir.
“STUTTGART
‘ta yaptığımız TUTSAKLARLA dayanışma pikniğinde İHSAN, ÖZGÜL ve SERKAN için
özgürlük istedik
9 Temmuz Pazar
günü tutsaklarla dayanışma Pikniği için piknik alanını düzenleyerek başladık
hazırlıklara.
ÖZGÜL, İHSAN ve
SERKAN için özgürlük isteyen bir pankart ile faşist 129 yasasını anlatan 2
pankartı sahne olarak kullanılan yere astık.
Grup Yorum ile
ilgili bir başka pankartı da alanın bir başka tarafına astık.
Yine son
basılan kitaplarımız ile dergilerimizin olduğu bir standımız da vardı.
Geliri ve tutsaklarımıza
gidecek ve ailelerimiz tarafından yapılan tatlı ve pasta çeşitlerinden oluşan
bir başka masa daha açıldı.
Yiyecek, yemek,
çay, kahve servisi ise ayrı bir bölümdeydi.
Hazırlıkların
yapılması dan sonra pikniğe katılacak ailelerimiz de gelmeye başladı. Başlangıç
saatine kadar sohbetler yapıldı özlem giderildi.
Piknik
saat:15.00 te başladı. Şehitler için saygı duruşu ardından bir metin okunarak
tutsaklarla dayanışma pikniğine değinildi. Ülkede yeni açılan Y,S ve R tipi
hapishanelere değinildi. Almanya’daki tutsaklarımız, faşist 129 yasası ve Eda,
Ilgın ile Sevil’in direnişleri anlatıldı.
Tutsakların
mahkemelerine katılım çağrısı yapıldı.
Daha sonra
sanatçılar SOLiN, İLHAN BALKAYA, HAKAN AKMAZ ve misafirlerden bir sanatçı
arkadaşımız sırasıyla türkü ve şarkılarını söyleyip konuşmalar yaptılar.
HAKAN AKMAZ
tutsak Grup Yorum üyesi İHSAN CİBELİK için ayrıca özgürlük istedi ve onunla
birlikte bir konser vereceklerini belirtti. Şarkılarını pikniğe katılanlarla
söyleyip coşkulu anlar yaşattı.
Sanatçıların
herbiri birbirinden güzel parçalar söyledi.
Pikniklerin
vazgeçilmezi halaylardı. Davul ve zurna eşliğinde halaylar çekildi. Yine bir bölüm
’de de çekilişler yapılarak hediyeler dağıtıldı.
Çocukların
özgürce dolaştığı alanda verilen arada yemek servisi yapıldı. Sohbetler
sürdürüldü.
Akşam
saat:20.00’ye doğru uzaktan gelenler gitmeye başladı. Tutsaklarımıza dayanışma
pikniğine 100 kişi katıldı.
Stuttgart
Halk Kültür Evi
8 Temmuz Cumartesi günü Hollanda’nın
çeşitli kentlerinde eş zamanlı olarak İsrail Siyonizm’inin Filistin’de
gerçekleştirdiği katliamlar protesto edildi. Hollanda Halk Cephesi de
Amsterdam’daki protestoda enternasyonalizmin gereği olarak yerini aldı. Dam
meydanında Filistin bayrakları ve direniş marşları açıldı. 1 saat süren eylemde
katliam halklara teşhir edildi.
Gerçek Haber Ajansı: Süresiz Açlık Grevi Direnişçileriyle Röportaj Yaptı
Süresiz Açlık
Grevi Direnişçileri GHA’da: “Bu faşist yasa bir tek bizim sorunumuz değil,
bu talep etrafında bütün örgütleri birleşmeye çağırıyoruz.”
Almanya’da şu
anda Avrupa mücadele tarihinin en uzun süreli açlık grevlerinden biri
yaşanıyor.
Gerçek Haber
Ajansı’nda bu direnişi sürdüren üç açlık grevi direnişçisi ile bir röportaj
yapıldı.
GHA muhaberinin
sağlık durumu sorusuna “100 günü aştığı için belli başlı sağlık sorunları
da yaşanmaya başladığını” belirten Eda Deniz Haydaroğlu, sözlerinin
devamında şöyle diyor: “Ama tabii bunlar, coşkumuzun, moralimizin iyi
olmasının önünde engel değil.”
Ilgın Güler de,
sağlık durumu sorusuna, sağlık durumu bir yana diyerek “böyle bir
direnişin içinde olmanın, böyle bir misyon üstlenmenin onurunu yaşıyoruz”
diyor.
Röportaj
yapıldığında açlık grevinin 56. gününde olan Sevil Sevimli de, aynı duyguları,
aynı onuru paylaştığını belirtti.
Röportajda,
direnişçiler, Almanya Adalet Bakanlığı ile yazışmalarını da anlatarak, Adalet
Bakanlığı’nın bu yazışmalarda nasıl üstenci, aşağılayan bir tarz kullandığını,
buna karşı verdikleri hukuk dersini anlattılar.
Röportajda
halen sürmekte mahkeme sürecini değerlendirerek, cam kafesin neden kullanıldığı
üzerine değerlendirmeler yaptılar, 11 Temmuz’da bu konuda bir karara
varılacağını belirttiler.
Direnişçilerin
11 Temmuz mahkemesine katılım çağrısı yaptığı röportajın tamamı GHA’da
izlenebilir.
Röportajın Tamamını
Aşağıdaki Linkten İzleyebilirsiniz:
https://www.facebook.com/gercekhaberajans/videos/808551413981621
Açlık Grevi Direnişçileri 9 Temmuz Pazar Günü Akşamı Canlı Yayında!
Almanya Berlin Adalet Bakanlığının Önündeki Çadırı: Torunlarımın Eda Gibi Olmasını İsterim
Bugün 8 Temmuz
Cumartesi günü Berlin Adalet Bakanlığı önündeki direniş çadırımıza toplam 8
kişi ziyarete geldi. 1 aile bizim ile aile sorunlarını ve düzendeki gençlerin
sorunlarını paylaştı. Yani bu çürük düzenin bizi ve özellikle gençleri sorumsuz
hale getirmek istediği ve okullarda LGBT’yi meşrulaştırmak istediklerini ve eş
cinselliğe özendirme çabasında olduklarını aynı zamanda karşı çıkan mobbing’e
uğradığını konuştuk. Ayrıca ziyaretimize gelen başka bir abi torununun Eda gibi
olmasını istediğini ve elinden gelse bize emanet etmek istediğini belirtti.
Ziyaretimize gelen başka bir abla biz bir şeyler yapmak zorundayız dedi,
yanımızda gazetecileri aradı ve mahkemeye çağırdı. Defalarca basınlara mail
gönderdiğini ama çok zor geri döndüklerini eleştirdi. Gelen aileler bize çiçek,
içecek, soğutucu, buz, şeker gibi ihtiyaçlarımızı getirdiler ve yatak
getireceklerini söylediler.
Tüm Halkımıza
Çağrımızdır Direniş Çadırını Ziyaret Edelim, Sahiplenelim.





