anti emperyalist cephe
Antiemperyalist Cephe, Aile, Gençlik, Çocuk ve
Enternasyonalistler kampında yılın çalışmaları hakkında bir rapor verdi. Bu yıl
Güney Fransa’daki yaz kampına AIF de katıldı ve geçen yıl farklı ülkelerde
gerçekleştirilen çalışmalar ve eylemler hakkında bir sunum yaptı. Belçika’dan,
Yunanistan’dan, Beyaz Rusya’dan, Fransa’dan, İngiltere’den, Avusturya’dan
yoldaşlar, bir yıl içinde gerçekleştirilen siyasi kampanyalar ve eylemleri
hakkında konuştular.
NATO’nun 75. yılına karşı yürütülen kampanyadan, siyasi
tutsaklardan, Filistin halkını destekleme eylemlerinden ve direnişlerinden
bahsettiler. Belçikalı bir yoldaş, kampanya kapsamında ABD’nin Brüksel
Büyükelçiliği önünde NATO aleyhine yapılan gösteriye değindi. Ayrıca Liege
şehrinin merkezinde Filistin için her hafta yapılan nöbetler hakkında. Ayrıca
siyasi tutuklular için dayanışma hakkında.
Beyaz Rusya’dan bir arkadaş, Nurettin Kaya’nın Ölüm Orucu
Direnişi’nde olduğu gibi, Türkiye’deki siyasi tutsaklara Beyaz Rusya’daki
halkını ifade eden dayanışmayı anlatan bir video üzerinde paylaştı.
Türkiye’deki devrimci mücadeleyi insanlara anlatmak için ne kadar çaba sarf
edildiğini anlattı.
Kürsüye çıktıktan sonra İngiltere’den bir yoldaş
enternasyonalizmin önemini, halkın ortak mücadelesini anlattı ve bu yıl
Londra’da yaptıkları eylemlerden bahsetti.
Avusturyalı bir yoldaş, Ayten Öztürk’ün kampanyası ve
Ayten’in kaleme aldığı ve Türkiye’deki MİT’in gizli üssünde 6 ay boyunca
gördüğü işkenceleri anlattığı kitabının yayınlanması hakkında da konuştu.
Nuriye Gülmen için yapılan kampanya ve Viyana’da gerçekleştirilen fotoğraf
sergisi ile ilgili de bilgi verdi.
Program, Anti
Emperyalist Cephe Yunanistan’ın konuşmasıyla devam etti ve hem Anti Emperyalist
Cephe’nin genel kampanyalarına hem de özel olarak Yunanistan’daki çalışmalara,
eylemlere ve kampanyalara ve oradaki mücadelenin nasıl sürdürüldüğüne
değindi.
Anti Emperyalist Cephe Yunanistan NATO’ya Karşı Kampanya,
Siyasi Tutsaklar Kampanyası, Yunanistan’da 11 Devrimci, Nurettin Kaya, Ayten
Öztürk, 129 ab yasaları Almanya, Nuriye Gülmen vb. kampanyalardan bahsetti, tüm
kampanyaları uluslararası anlamda büyütmenin anlamından bahsetti.
Emperyalizmin dezenformasyonuna karşı mücadeleye ilişkin
açıklama yapıldıktan sonra AİF TV’nin projesi olan halkların dezenformasyona ve
emperyalizmin yalanlarla halkın zihnini işgal etmeye çalışmasına karşı bir
medya oluşmak ve halkın gerçek gündemine dair haberleri yaymak konuları
konuşuldu. Bu yıl Nisan Mayıs aylarında Suriye’ye gerçekleştirilen ziyaret 2011
yılından bu yana Suriye’deki izolasyonu ve dezenformasyonu kırmak için Filistin
ve Suriye halkıyla dayanışma amacıyla gerçekleştirilen ziyaret hakkında bilgi
verildi. Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin suçları anlatıldı. 7 Ekim Mescid-i Aksa Harekâtı’na ve
Ortadoğu’daki Direniş Ekseni’ne destek vermek gerektiği anlatıldı
Atina’da NATO’nun kuruluşunun 75 yıl dönümünde ABD
Büyükelçiliği önünde 1000 kişinin katıldığı Siyonist İsrail Büyükelçiliği önüne
kadar yapılan NATO karşıtı yürüyüş de anlatılan konular arasındaydı.
Filistinliler ve Yemenli Direniş temsilcisi ile olan görüşmeler anlatıldı.
Nurettin Kaya için düzenlenen Uluslararası Eylem Günü’nün de birçok farklı
ülkede Türkiye’deki Büyükelçilik ve konsoloslukların önünde gösteriler düzenlendiğini
anlatıldı. Ayrıca Yunanistan’da siyasi tutukluların serbest bırakılması için
mücadele de anlatıldı.
Son olarak tüm dünya halklarına AIF’in kampanyalarını
destekleme çağrısı yapıldı. Çünkü dayanışma halkların en güçlü silahıdır.
Sunum, izleyicilerden gelen sorular ve AIF üyeleri
tarafından cevaplandırılan sorularla sona erdi.
Anti Emperyalist Nurettin Kaya İçin Uluslararası Dayanışma İnternet Konferansı
Anti
Emperyalist Cephe 28 Haziran Cumartesi günü Nurettin Kaya için uluslararası
internet konferansı düzenleyecek.
Antiemperyalist
Cephe Siyasi Tutsaklar, Tecrit ve Cezaevlerindeki Direnişler konulu bir
internet konferansı düzenleyecek. Türkiye Hapishanelerinde ölüm orucu
direnişçisi Nurettin Kaya direnişinin 240’lı günlerini geride bıraktı. Nurettin
Kaya S Y R Tipi hapishanelere karşı ölüm orucunu kararlılıkla sürdürüyor.
Dünyanın
dört bir yanında siyasi tutsaklar emperyalizmin kanlı politikalarıyla tecrit
hapishaneleriyle işkencelerle terör yasalarıyla ve baskınlarla karşı
karşıyalar. İşgal hapishanelerinde İsrail siyonizminin baskısıyla karşı karşıya
olan Filistinli tutsaklar, ABD emperyalizminin zindanlarında Leonard Paltier ve
Mumia Abu Cemal, Fransız emperyalizmi tarafından hapsedilen ve hukuksuz bir
şekilde hapsedilen Avrupa’nın en uzun süreli siyasi tutsakları olan George
İbrahim Abdullah, İrlandalı ve Bask siyasi tutsaklar halen tutukluluklarını
sürdürüyor. Tüm Avrupa’da Yunanistan’da, Almanya’da, İtalya’da, İngiltere’de
siyasi tutsaklar emperyalizmin ve işbirlikçi devletlerin politikaları
altındadır.
Aynı
zamanda direniş devam ediyor. Nurettin Kaya davasında ölüme kadar açlık grevi
direnişi şu anda çok kritik bir durumda ve bu nedenle uluslararası dayanışmayı
büyüterek Nurettin Kaya’nın sesini büyütmeliyiz.
Onun
talepleri Türkiye’deki tüm devrimci tutsakların talebidir, hepimizin talebidir.
İşgal altında işkencelere maruz kalan Filistinli tutsakların sesi de yükselsin
ve idari tutsaklığa karşı açlık grevleriyle Filistinli tutsaklar direnişe devam
ediyorlar. Leonard Peltier, Mumia Abu Jamal, Ali Osman Köse ve Georges İbrahim
Abdallah gibi tüm uzun süreli tutsaklar için mücadele etmeliyiz.
Tüm
halkımızı 28 Haziran Cuma günü saat 18:00’da Anti Emperyalist Cephe facebook
adresinden (www.facebook.com/tv.antiimperialistfront) canlı
yayınlanacak olan İnternet konferansımızı izlemeye davet ediyoruz.
Beyaz Rusya AEC
üyesi , Rusya’dan bir kişi ve İtalya da yaşayan bir Rusya’li Nurettin Kaya’nın
haklı taleplerini desteklemek için kart
ve mail gönderdi.
Biz Nurettin Kaya’nın
taleplerinin derhal kabul edilmesini, S,R ve Y Tipi hapishanelerin kapatılmasını
talep ediyoruz.
Bir kart da
siz Nurettin Kaya’ya yazın.
Anti
Emperyalist Cephe
Anti-Emperyalist Cephe Hollanda, NATO’nun 75. Yılında ABD Elçiliği Önündeydi
Anti Emperyalist Cephe’nin NATO’nun 75. Yılı kapsamında düzenlediği NATO
karşıtı kampanya haftasında Hollanda’da da ABD, Türkiye ve Ukrayna
büyükelçilikleri önünde bir eylem düzenlendi. AEC’nin çağrısıyla düzenlenen
eyleme Hollanda’dan RE, De Socialiste ve Samidoun’dan katılım oldu.
Türkçe, İngilizce ve Hollandaca atılan sloganlarla Emperyalizm ve yerli
işbirlikçilerinin politikaları teşhir edildi. Okunan açıklamadan sonra eylem
bitirildi. Eyleme 10 kişi katıldı.
Anti Emperyalist Cephe Açıklama: Türkiye Faşizmi Baskınlarla Devrimcilere Saldırıyor Halkı Baskı Altına Almaya Çalışıyor
Türkiye’de 6 Şubat 2022 yılında olan depremde hükümetin
bilinçli politikaları yüzünden binlerce insan hayatını kaybetmişti. Bu depremin
yıldönümünde İstanbul Çağlayan Adliyesi’ndeki polis noktasına yönelik yapılan
eylemden sonra eylemle alakası olmayan yüzü aşkın kişi gözaltına alındı, 60’ı
aşkın insan tutuklandı. Tutuklananlar arasında 80 yaşını aşmış hasta insanlar,
avukatlar, müzisyenler ve halkın çeşitli kesimlerinden insanlar vardı. Halkın
Hukuk Bürosu, Tutsak Aileleri Yardımlaşma Derneği,
Grup Yorum’un faaliyetlerini yürüttüğü İdil Kültür Merkezi
basılan kurumların arasında yer aldı.
Gözaltında insanlara ağır işkenceler yapıldı, Aysu Baykal
isimli devrimcinin üzerine kaynar su döküldü.
2 yıldır zaten ev hapsinde olan Ayten Öztürk tutuklandı. Depremin
ilk anından itibaren halkla beraber olan halkın sağlıkçıları tutuklandı. Bu
baskınların tek amacı halk için mücadele eden, toplumun her kesiminden insana
gözdağı vermek, halkı sindirmektir. 12 Eylül darbe dönemi dahil Türkiye’de hiç
böylesine baskı koşulları yoktu.
AKP faşizm
kendisinden olmayan herkese zülüm ediyor.
Biz Anti-Emperyalist Cephe olarak, işkencenin,
işkencecilerin karşısında, halkı için mücadele eden devrimcilerin yanındayız. AKP
faşizmini zulmünü mahkum ediyoruz. Türkiye halklarına karşı suç işliyor. Enternasyonalist
görevimiz olarak tüm dünyadan yoldaşlarımızı Anadolu’da çok ağır koşullarda mücadele
eden devrimcilerle dayanışmaya çağırıyoruz.
Yaşasın halkların kardeşliği
ANTİ-EMPERYALİST CEPHE
DİRENİŞLER VE
ZAFERLERLE DOLU YENİ BİR YILA GİRECEĞİZ
EMPERYALİZME VE
FAŞİZME KARŞI MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ!
Direnişlerin zaferleriyle dolu bir yıl olacak. Filistin’den Ortadoğu’ya,
Türkiye’den Almanya’ya, Yunanistan’dan Donbass’ a, Afrika’dan Latin Amerika’ya
ve tüm dünyada ezilen halkların direnişi emperyalizmi ve adaletsizliği yenecek.
Antiemperyalist Cephe olarak NATO’ya ve tüm
katil politikalara karşı teslim olmadan mücadeleye devam edeceğiz. 2023 yılında
Filistin Halkının Siyonizm ve Emperyalizm tarafından soykırıma uğratılmasıyla
kapandı, ama aynı zamanda Filistin Direnişi dünya halklarına Zafere giden tek
yolun direniş olduğunu gösterdi. Almanya’da 4 Devrimci Adalet için Açlık
Grevinde 300’lü günlere yaklaştı. Türkiye’de Devrimciler Emperyalizme ve
Faşizme karşı mücadeleye devam ediyor, Hapishanelerde Ölüm Orucu Direnişi de
sürüyor. Adalet için mücadele eden devrimciler faşizm tarafından katledildi,
şehit düştüler. Donbass’ta halk NATO’ya ve Nazi Kiev Rejimine karşı savaşı
sürdürüyor. Tüm ülkelerde binlerce siyasi tutsak tecrit koşulları ve işkenceler
altında.
Halkların
düşmanı ortaktır. ABD emperyalizmi ve işbirlikçi iktidarlar!
NATO ve AB Dünya Halklarının düşmanıdır.
Halkın
ortak düşmanına karşı mücadelesini geri adım atmadan sürdüreceğiz.
Tüm
ülkelerde Direnişi ve Enternasyonal Dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz.
Çünkü
Antiemperyalistler ve Devrimciler olarak görevimiz emperyalizmi yenmektir.
Çünkü
emperyalizm en katil ve kirli sistemdir. Mücadelemizin haklı olduğunu ve bu
yüzden kazanacağımızı çok iyi biliyoruz. Çünkü biz yeni bir dünya, yeni bir
insan tipi yaratmak için mücadele ediyoruz.
EMPERYALİZME VE
FAŞİZME KARŞI BİRLEŞELİM, SAVAŞALIM VE KAZANALIM!
KURTULUŞ İÇİN
TEK YOL DİRENİŞTİR!
YENİ KAVGA
YILIMIZ KUTLU OLSUN
Anti-Emperyalist
Cephe
1/1/2024
Anti Emperyalist Cephe’nin Fas’taki Konferansta Yaptığı Açıklamayı Paylaşıyoruz
AEC’nin konuşması:
Yeni bir dünya düzeni mi kuruluyor? Sol’un rolü ne?
Konferansın
düzenleyicileri bu konuyu mercek altına almamızı istiyor. Sovyetler Birliği ve
Doğu Bloğu dağıldıktan sonra, emperyalizm zafer sarhoşluğuna girmişti.
Kendisini dünyanın tek efendisi, tek hâkimi ilan etti. “Tarihin
sonunu” ilan etti. Özelliklede geçen yüzyılın ’90’lı yıllarında ABD
emperyalizmi istediği her şeyi büyük bir pervasızlıkla yapabiliyordu. Körfez
savaşını fişekledi. Irak’ı, Afganistan’ı işgal etti. Yugoslavya’yı bombaladı
vs.. Rusya o dönem, Boris Jelzin yönetiminde, emperyalizmin hayal bile
edemeyeceği kadar işbirlikçi bir iktidardı. Rusya çok zor dönemden geçiriyordu.
Kapitalizme geçiş bir “şok terapi” uygulamasıyla yapıldı. 31 Aralık
1999 yılında Putin’in gelişiyle birlikte Rusya’da işler değişti ve bugüne kadar
geldi. Şu anda Rusya ABD emperyalizmine ve NATO’ya kafa tutan, boyun eğmeyen
bir ülke konumuna geldi. Aslında ABD demek olan NATO, Ukrayna’yı öne sürerek,
Rusya’ya boyun eğdirmek, Jelzin döneminde olduğu gibi bir kukla iktidarını geri
getirmek istiyor. Rusya’yı yeni sömürge bir ülke durumuna getirmeyi amaçlıyor.
Bir diğer yıldızı parlayan ülkede Çin. Yoksulluk ve teknolojik olarak geri
ülkeden, ekonomik olarak ABD’ye ciddi kafa tutan, teknolojik olarak gelişmiş
bir ülke karşımızda çıkıyor. Gelinen noktada Rusya ve Çin, Amerika’nın
hegemonyasına boyun eğmeyen, Amerika’dan bağımsız politikalar uygulayan ülkeler
konumuna geldiler. Elbette bununla birlikte ABD’nin başını çektiği emperyalisti
bloku ekonomik olarak zorlayabilen başka oluşumlarda var. Bunların arasında
BRİCS’e değinebiliriz kuşkusuz. G7’nin alternatif ekonomik modeli gibi de
görünüyor şu anda. ABD kendi politikalarının, kendi hegemonya hırsının kurbanı
oluyor. Ambargo uygulayıp, Rusya’yı güçten düşürmek istedi. Fakat ters tepti.
Bunun yerine Dolar’ın dünya piyasasında öneminin azaldı. Ambargo’ya uymayan
ülkeler Rusya ile Dolar dışında ticaret yapmanın yollarını araladılar. Biz
devrimciler ve solcular için, ABD emperyalizmin hegemonyasının gücünün azalması
iyi bir gelişme. Bu çelişkilerin derinleşmesi dünya halklarının lehinedir.
Ancak yeni bir dünya düzeni gibi tahliller abartılı ve doğru değil. Günün
birinde Çin ve Rusya gerçekten ABD’nin karşısında dursa bile, en fazla iki
farklı kapitalist blokların karşı karşıya gelmesi anlamını taşır. Bugün Çin ve
Rusya henüz emperyalist ülkeler değiller. Yarın nasıl olacağını göreceğiz.
Bu tür tahliller yapıldığında, anti-emperyalizm asla gözardı
edilmemeli. Ayrıca bu tür tahliller yapıldığında, baş çelişkiyi g Baş çelişki
ile temel çelişki asla birbirleriyle karıştırılmamalı. Baş çelişkiyi çözmeden,
temel çelişkileri çözmeye çalışırsan, altında kalırsın. Bizim karşımıza çok
farklı tezler çıkabiliyor. Bazıları için anti-emperyalizm şundan ibaret:
ABD-NATO ve onun çektiği bloğa karşı, Çin ve Rusya güçlensin. Onların
güçlenmesi ABD’nin hegemonyasını azaltacak ve kıracaktır. Bu bakış açısı en
genel anlamda sırf bu şekilde ele alındığı zaman tabi yanlış değil. Çin ve
Rusya’nın güçlenmesi, ABD’nin hegemonyasını kıracaktır. Şu anda dünyanın en
saldırgan ve kanlı savaş aygıtı NATO’nun yenilmesi hatta en nihayetinde
lağvedilmesi dünya halklarının başından büyük bir belanın gitmesi anlamına gelir.
Bu emperyalizme karşı mücadelede elbette iyi bir şeydir. Fakat görülmesi ve
anlaşılması gereken nokta şudur ki, burada bir kolaycılıkta vardır. Bedel
ödemeden ABD emperyalizmi ve NATO’yu yenme isteği vardır. Oysa emperyalizmin bu
şekilde yenildiği nerede görülmemiş? Emperyalizme karşı mücadelenin kansız,
bedelsiz gerçekleştiği dünya devrim tarihlerinde hiç görülmüş bir şey mi?
Tartışmalarda bir başka çarpıklıkta veya çarpıtmada zaten baş çelişki ve temel
çelişkiyi yerli yerine oturtmak oluyor. Bu tartışmalar mesela Filistin’deki
direniş ile ilgili karşımıza çıkabiliyor. Tartışmalarda bir sürü çarpıklıklar
var. En büyük çarpıtma zaten Hamas demagojisi olarak karşımıza çıkıyor. Birde
bunu baş çelişki süsü verilerek, ideolojik bir zeminde hazırlamak isteniyor. Şöyle
deniliyor: Şu anda Hamas’ı desteklemek çok yanlış. Çünkü baş çelişki proletarya
ile burjuvazi arasında. İşe önce İsrail’deki proleterler ve Filistin’deki
proleterleri birleşip, mücadele etmeleri gerekiyor. En başta da Hamas’a karşı
mücadele etmeli. ” Böyle uçuk bir değerlendirme yaparak, işgal gerçeği, Siyonizm
gerçeği tamamen gözardı ediliyor. Sol’da birde şöyle oluşum karşımıza çıkıyor:
bize Çin veya Rusya gibi ülkeleri devrim modeli olarak sunuyorlar. Çin ve
Rusya’da olduğu gibi, devlet kapitalizmi ile özel sektörden ibaret karma bir
ekonomik sistem. Devletin yönlendirdiği, gerektiğinde özel sektöre müdahale
ettiği bir sistem. Ekonomik sistem olarak bize kapitalist sistem önümüze
çıkartılıyor. Çünkü çok kolay. Amerika’yı küçültelim, biz faydalanalım. Ancak
hayır, sol bunu asla kabul etmemelidir. Bu bir tuzaktır. Bu çok tehlikelidir.
Dünyadaki var olan ve bu sıralarda gene yükselen anti-emperyalist hareketi
reformistleştirme çabalarıdır. Biz ise devrimci yöne çekiyoruz. Her zaman
olduğu gibi, Marksist Leninist sandalyemizde çok sağlam oturuyoruz. Baş çelişki
dünya halkları ve emperyalizm arasında. Ve çağımız emperyalizm çağıdır ve savaş
kendi rayına oturacaktır. Ne demektir emperyalizm çağı? Devrimler çağı
demektir. Uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının devrimlerle çözüleceği aşama
demektir. Emperyalizm çağı demek, kesintisiz devrimler çağı demektir.
Emperyalizm çağında; kim ki, reformlarla, uzlaşmalarla, parlamenterist
yöntemlerle halkların sorunlarının çözüleceğini iddia ediyorsa, onlar
emperyalizm gerçeğini inkâr edenlerdir. Emperyalizm çağı, halk kurtuluş
savaşlarının dünyanın dört bir yanında yükseltildiği, daha da yükseltileceği
çağdır. Biz halen Markizmi-Leninizmi savunuyoruz. Tek Kurtuluş, sosyalizm ve
nihayetinde komünizmdir diyoruz. Lenin’in söylediği emperyalizmin tek
alternatifi sosyalizmdir. Sol’un görevi dün de, bugünde anti-emperyalist
mücadeleyi yükseltmek. Biz dünya halklarını ve anti-emperyalistlerini Anti-Emperyalist
Cephe’de birleşmeye çağırıyoruz. 03-05 Kasım arası düzenlediğimiz Sempozyum’da
emperyalizmin insanlara bir yandan baskı uyguladığı, diğer yandan da
beyinlerimizi teslim almak istediği yöntemleri tartıştık, çalıştaylar
düzenledik ve çalışma grupları kurduk. Bunlar: a-) Anti-terör yasaları b-) NATO
c-) Siyasi tutsaklar d-) Dezenformasyon Hepinizi bu çalışma gruplarına
katılmayı, oralarda emperyalizme karşı ortaklaşa somut eylemler düzenlemeyi ve
politikalar geliştirmeye davet ediyoruz.
Anti-Emperyalist Cephe
Avrupa Dev Genç ‘in konuşması:
Herkese Merhaba! Ben Avrupa Dev-Genç 11 Azad Mehmet Gömül.
Emperyalizme ve faşizme karşı mücadelede şehit verdiğimiz
yoldaşlarımızın, Türkiye’de tutsak yoldaşlarımızın ve emperyalizmin göbeğinde
Almanya’da 129 anti terör yasalarına karşı süresiz açlık grevinde olan
direnişçilerimizin selamlarıyla geldim.
Dev-Genç, 54 yıldır emperyalizme karşı bağımsızlık, faşizme
karşı demokrasi ve kapitalizme karsı sosyalizm mücadelesi veren bir gençlik
örgütlenmesidir. 54 yıldır faşizme ve emperyalizme karşı mücadelede, gerekirse
işçi ve fabrika direnişlerinde, gerekirse öğrenci mücadelelerinde, gerekirse de
grevlerde, boykotlarda her yerde mücadelenin en ön safında yerini almış ve bu
mücadelede bir çok bedeller ödemiş bir örgüttür. Tarihimiz boyunca sürekli
tutsaklıklar, şehitlikler yaşadık. Kimi zaman işkencede veya sokak ortasında
katledildik. Gençlik federasyonu binamız polisler tarafından kullanılmaz hale
getirildi.
Ama her şeye rağmen mücadelemizden ve ML ideolojisinden asla
vaz geçmedik ve bir milim sapmadık.
Dev-Gençliler olarak, bulunduğumuz her yerde emperyalizmin
gençliği teslim alma politikalarına alternatifler yaratıyoruz, gençliğin
yaşadığı sorunlara çözümler üretiyoruz.
Ülkemizde faşizme karşı bilimsel parasız ve demokratik
eğitim için, Avrupa Ülkelerinde ise ırkçılığa ve yozlaştırılmaya karşı mücadele
ediyoruz.
Şunu çok iyi biliyoruz ki, Gençliğin ve tüm halkımızın
yaşadığı sorunların temel kaynağı emperyalizmdir. Gençliğin sorunlarını çözmek,
onlara daha iyi bir gelecek bırakmak istiyorsak, en başta emperyalizme karşı
mücadeleyi büyütmeliyiz. O bilinçle, gençliği emperyalizme karşı
örgütlemeliyiz. Emperyalizm yeni sömürgeleştirme politikalarıyla birlikte
ülkelerde içsel bir olgu haline geldi. Bununla birlikte bölgesel sorunlar
ortaklaştı. Çünkü hepsinin kaynağında emperyalizm yatıyor. Yediğimiz yemekten,
giydiğimiz kıyafete kadar, okuduğumuz romandan, izlediğimiz filmlere,
dinlediğimiz müziğe kadar emperyalizm her yere el atıyor. Hayatımızın her
alanına yerleşmeye çalışıyor. Emperyalizm her yerde halkları tek tipleştirmeye
çalışıyor. Her yerde aynı marka kıyafetler, aynı marka telefonlar. Herkes
Starbuck’da kahvesini içiyor, McDonalds’da yemek yiyor. Her yerde Netflix
izleniyor. Emperyalizm bu araçlar yoluyla beynimize, bedenimize ve aklımıza
yani her hücremize girmeye çalışıyor.
İkinci paylaşım savaşından sonra, emperyalistler üçüncü
bunalım dönemine girdi. Ama üçüncü bir paylaşım savaşı çıkartamazlardı. Hem her
paylaşım savaşından sonra pazarının bir bölümünü kaybediyordu. Birinci paylaşım
savaşından sonra Sovyetler Birliği kuruldu. İkinci paylaşım savaşından sonra
ise Doğu Blok kuruldu ve dünyanın üçte biri emperyalizmin hakimiyeti dışında
kalmıştı. Üçüncü paylaşım savaşı belki sonlarını dahi getirebilirdi. Hele de
artık atom bombaların varlığını göz önünde bulundurursak, bu çok da ihtimal
dışı değil. Bu yüzden emperyalizm entegrasyon ve yeni sömürge ilişkilerine
girdi. Zorunlu entegrasyon, bu ilişkiler sisteminin ifadesi olarak şekillendi
ve buna uygun yeni uluslararası kuruluşlar oluştu. NATO, Bretton Woods (IMF,
Dünya Bankası), GATT, AET vb. Kurumlar bunların başlıcalarıdır. Peki tüm bu
saldırı ve politikanın içinde gençlik nasıl bir rol oynuyor? Emperyalizm
Gençlik ile neyi hedefliyor? Ve biz devrimciler buna karşı ne yapıyoruz ne
yapacağız?
İlk başta belirttiğimiz gibi kapitalizmin en üst aşaması
emperyalizm çağında, emperyalizm sömürü ve halkları teslim alma yöntemlerini
değiştirdi. Ne yaptı?
BEYİNLERİN İŞGALİ! CIA eski başkanlarından Allen Dulles,
1953’te Prencetion Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada: “Hedef insan zihnindeki savaşı
kazanmaktır. Bu savaşın ilk cephesi propaganda, depolitizasyon ve sansür ile
kitlesel sindirmeyi sağlamaktır. İkinci cepheyse, bireyin beyninde
kazanılacaktır. Hedef beyin yıkama, ideolojisini değiştirme ve gerektiğinde bir
Mançurya Kobayı yaratmaktır” der.
Olay tam olarak budur…
Amerikan emperyalizmi işgallerini, sömürüsünü meşrulaştırmak
ve bir dünya sistemi olabilmek için hem akılları hem de yürükleri kazanmaya
yönelik programlar hayata geçirdi. Bu programların bir çoğu da gençliğe
yöneliktir. Çünkü gençlik gelecektir. Gençlik kime aitse gelecek de onundur.
Kendi düzenlerine uygun kafalar, düşünmeyen ve sorgulamayan,
sömürü düzenlerini tehdit etmeyen, tam tersi bu düzeni ayakta tutan ve ömrünü
uzatan bir nesil yaratmak zorundalar.
Peki bunu nasıl yapıyorlar?
Her türlü propaganda aracı emperyalistlerin ellerinde. Ve
başta anlattığımız gibi, sanattan eğitimine kadar her şey ile ideolojik
propagandasını yapıyor, kendi düşüncelerini dayatıyor ve gençliği teslim almak
için ellerinden geleni yapıyorlar.
Bizim için ‘beyinleri teslim alma’ hedefiyle, emperyalizmin
en belirleyici saldırı araçları Eğitim sistemi ve emperyalizmin Uyuşturucu
politikasıdır. Özellikle bizim gibi ülkelerde ailelerimiz eğitime çok önem
verir. Çünkü ‘okursan geleceğini kurtarırsın’ gözü ile bakılır. Yoksulluğunun
tek kurtuluşunu okumakta görürler. Ama gittiğimiz ve mezun olduğumuz o
okulları, emperyalizmin düzene uygun kafalar yetiştirmek için kurulan birer
fabrikalar olarak düşünebiliriz. O okullardan mezun ettikleri kişiler, Kendi
sömürü düzenlerini koruyan avukatlar, mühendisler, politikacılar vb. Oluyor.
Emperyalizm yeni sömürge ülkelerde ekonomik ve politik
hegemonyasını kurabilmek ve sürdürmek için, kültürel hegemonyaya da ihtiyacı
vardı. Bu hegemonyayı yaratabilmenin yolu eğitimden geçiyor. Bunun için ise
Fullbright programını kullanıyorlar. Fulbright Programı, 1946 yılında, İkinci
Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası, Amerika Birleşik Devletleri Senatörü J.
William Fulbright’in “eğitim ve kültürel değişim yoluyla, ülkeler arasında
ortak bir anlayış geliştirmek amacı” adı altında Amerikan Kongresi’ne sunduğu
bir kanun teklifiyle başlatılmıştır.
Bu program sayesinde, Amerikalı öğrenciler ve sanatçılar
dünyanın birçok yerinde eğitim ve araştırma için giderken; dünyanın dört bir
tarafından devşirilen öğrenci, öğretmen ve akademisyenler de Amerika’da eğitim
alarak kendi ülkelerine birer Amerikan işbirlikçisi olarak geri dönerler. Bizim
ülkemizde bir çok bakan Amerika’da eğitim görmüştür.
Tabi bu eğitim programı, tanıtıldığı kadar iyi niyetli ve
masum değildi. Bu programın arkasında ABD’nin bir dünya sistemi olması için
Amerikancı eğitim sisteminin tüm dünyada yayılmasının hedeflenmesi vardı. ABD,
Fulbright Programıyla; yeni sömürgecilik ilişkilerine hizmet edecek,
emperyalist tekellerin çıkarlarını gözetecek işbirlikçiler, Amerikan sömürü ve
saldırı politikalarını kabullenebilecek halklar yaratmayı hedefledi.
Fulbright Anlaşması Amerikancı işbirlikçi, halk düşmanı
kadrolar yaratmak için hazırlanmış bir eğitim programıdır. Bizler bu anlaşmanın
iptal edilmesini talep ediyoruz.
Ülkemizde Yüksek Öğretim Kuruluna (YÖK’e) karşı da
kuruluşundan, yani 34 yıldır mücadelemiz sürüyor. 1989’lerde kurulan YÖK ile
bütün üniversitenin yönetim kuralları lağvedilerek yerlerine cuntanın seçtiği
rektörler atandı. Yani kazanılan idari özerklik ortadan kaldırıldı.
Ülkemizde Paralı eğitim ile yoksul halk çocuklarının eğitim
hakkı gasp ediliyor. Biz, Amerikancı eğitim kurumu istemiyoruz. Halk için
eğitim ve bilim istiyoruz. Karakola dönüştürülmüş okullar değil, özgürce eğitim
hakkımızı kullanacağımız demokratik liseler ve üniversiteler istiyoruz. Özel
okulların olmadığı, eğitim hakkından her çocuğun eşit bir şekilde yararlanacağı
bir ülke istiyoruz ve kuracağız.
Bilimsel ve halk için parasız eğitim mücadelesi yürüttüğümüz
için, çok bedeller ödedik. Onlarca yoldaşımız ülkemizde sırf bu mücadeleden
kaynaklı tutsak ve yaşlarından fazla hapis cezasına çarptırıldı. Onlar için
özgürlük istiyoruz.
Kendimizi ve eğitimimizi yoldaşlık okullarında ve ML
ideolojisi ile geliştirebileceğimize inanıyoruz.
Beyinlerin işgali konusunda bir diğer önemli nokta ise
Uyuşturucudur. Vietnam devrim önderlerinden Ho Chi Minh “Uyuşturucu yoksul
halkın emperyalistler eliyle zehirlenmesidir” demiş.
Uyuşturucu, merkezi sinir sistemini çökertir. Halkların
merkezi sinir sistemi gençliktir. Emperyalizm gençliği çökertmek ister. Her yıl
uyuşturucudan ölümler artıyor. Uyuşturucu kullanım yaşı 9’a düşmüş. Okullarda,
parklarda, sokakta her yerde uyuşturucuya ulaşım kolaylaştırıldı. Hatta Avrupa
ülkelerinin birçoğunda esrar yasallaştırıldı. Mesela benim geldiğim Almanya’da
şu an yasallaştırmak istiyorlar. Ne kadar masum bir uyuşturucu olarak görünse
de, esrar da diğer uyuşturucularla aynı amaç için emperyalistler tarafından
kullanılıyor ve yaygınlaştırılıyor.
Peki emperyalizmin uyuşturucu politikasının amacı nedir?
Elbette uyuşturucu ticaretinden, baronlarından milyonlarca
para kar ediyorlar ama mesele sadece para değil. Asıl hedef; Kendinden ve kendi
derdinden başka kimseyi umursamayan, bencil, düşünmeyen ve sorgulamayan,
beyinleri uyuşturulmuş bir gençlik yaratmak. Beyinlerimizi uyuşturmak
istiyorlar. Gençleri geleceksiz bırakıyorlar. Gençlik doğası gereği atılgandır,
cüretlidir, haksızlıklara karşı sessiz kalmaz. Onlar suçlarını ve katliamlarını
kabullendirmek ve kendi sömürü düzenlerini korumak için bu doğayı bozmak
istiyorlar.
Bu apaçık ortadayken, uyuşturucu politikasını dünya soluna
‘özgürlük’ olarak kabullendirmek istiyorlar ve bu konuda kısmen başarılı
oluyorlar.
Biz, uyuşturucuya karşı mücadeleyi devrim mücadelesinin bir
parçası olarak görüyoruz. Çünkü gençliği yoz bataklıktan çıkarıp devrim
mücadelesine katmayı hedefliyoruz.
Dev-gençliler olarak uyuşturucuya karşı mücadelede ağır
bedeller ödemek zorunda kalıyoruz. Müebbette varan hapis cezalarına
çarpıtılıyoruz. Uyuşturucu çetelerine karşı mücadele eden insanlarımız
mahallelerde silahlı saldırılara uğruyor. Uyuşturucuya karşı mücadelede 5 şehit
verdik. Bunlardan biri Hasan Ferit Gedik… Hasan Ferit gedik adına bağımlılık
ile mücadele merkezi açtık. Biz Türkiye’de 5 yıl içinde 600 bağımlıyı
kurtardık. Bu durum devleti o kadar çok rahatsız etti ki, merkezimi işgal etti
ve orayı karakola dönüştürdü. Yine aynı merkezi Almanya’da açtık. Bir yıl
içinde 10 kişiyi ilaçsız ve Ücretsiz tedavi ettik. Alman emperyalizmi de bu
mücadelemizi terörize ederek dava açtı ve bugün 3 arkadaşımız terör faaliyeti
yürütmekten yargılanıyorlar. Ama biz uyuşturucuya karşı mücadele komiteleri
kurmaya devam ediyoruz. Uyuşturucu konusunda gençliği ve aileleri
bilinçlendirmek için kamplar, etkinlikler ve eylemler düzenliyoruz.
Şu an örneğin Almanya’da esrarın yasallaşmasına karşı, kapı
kapı dolaşıp imza topluyoruz.
Düşünen, sorgulayan ve mücadele eden bir gençlik
yaratacağız.
Gençliği ne emperyalizmin okullarına ne de yoz bataklarına
teslim etmeyeceğiz.
Tekrar ediyoruz; Gençlik gelecektir ve gençlik kimin ise
gelecek de onundur.
Bunu emperyalizm de çok iyi biliyor.
Biz emperyalizmin kurbanı değil celladı olacağız.
Genciz, Devrimciyiz ve Emperyalizmin Korkulu Rüyasıyız.
Avrupa Dev-Genç
Grup Yorum’un konuşması:
Öncelikle bizi davet ettikleri için yoldaşlarımıza teşekkür
ediyoruz.
Bu sempozyuma Grup Yorum adına katılıyorum.
Grup Yorum kimdir?
Aslında saatlerce konuşabilirim. Ama kısa tutacağım.
Grup Yorum 1985 yılında kurulmuş devrimci bir müzik
grubudur. Evet, 38 yıldır halkın sanatını yapıyoruz. Grup Yorum benim yaşımdan
daha büyük. Grup Yorum kolektifinde 70’ten fazla insan gelip geçti…
Bir müzik grubu için çok alışılmadık şeyler yaşadık:
Baskılar.
Tutsaklıklar, işkenceler, baskınlar kuruluşumuzdan bu yana
bizim bir parçamız oldu. Şu anda Türkiye’de yirmiye yakın, Avrupa’da da bir
üyemiz tutuklu.
Türkiye’deki faşist iktidar Grup Yorum’dan rahatsız oluyor.
Çünkü biz onların sömürüsünü, baskılarını ve emperyalizmle işbirliğini teşhir
ediyoruz.
Türkiye Grup Yorum’dan çok rahatsız ve korkuyor, çünkü Grup
Yorum Türkiye’de çok seviliyor. Biz 1 milyondan fazla insanın katıldığı
konserler yaptık. Bu popülerlik ve güç Türk devletini korkuttu.
Türkiye’de 2016’daki askeri darbeden sonra Erdoğan bu durumu
her türlü muhalefeti bastırmak için kullandı. Özellikle de Grup Yorum’u.
2020 yılında sanatımızı icra edebilmek, halkın şarkılarını
söylemeye devam edebilmek için ölüm orucu direnişi yapmaya karar verdik.
Ölüm orucu, taleplerin yerine getirilmemesi durumunda ölene
kadar açlık grevi anlamına geliyor.
İbrahim Gökçek ve Helin Bölek yoldaşlarımız şehit oldular.
İbrahim Gökçek’in son arzusu “ANADOLU’DAN ANTARTİKA’YA
ANTARTİKA’DAN LATİN AMERİKA’YA” her yerde konserlerimizi vereceğiz. Evet,
bugün dünyanın her yerinde konser veriyoruz ama kendi ülkemizde, Türkiye’de
konserlerimiz yasaklanıyor. Avrupa’da en çok vatandaşımızın yaşadığı Almanya’da
kitlesel etkinlikler düzenledik. Irkçılığa karşı tek yürek, tek ses sloganıyla
15.000 kişinin katıldığı konserler düzenledik.
Türkiye şimdi de Almanya’da Grup Yorum üzerinde baskı
kurmaya çalışıyor.
Türk devleti bir yasak uygulayamadı. Ancak grubun bir
üyesini tutuklatmayı başardılar. Adı İhsan Cibelik. Emperyalizme ve faşizme
karşı gerçekleri söyleyerek mücadele etmenin bir zorunluluk olduğunu
gösteriyoruz…
Grup Yorum’un dünyanın her yerinde konser verebilmesinin
nedeni enternasyonalist olmasıdır. Evet, nerede bir haksızlık, sömürü, dünya
halklarının kanı dökülüyorsa biz bunu kendi görevimiz olarak görüyoruz.
Filistin için 6 beste yaptık. Helin Bölek bizzat canlı
kalkan olarak Filistin’e gitti.
Amerika’nın işgal ettiği Irak’a bir Grup Yorum üyesi canlı
kalkan olarak gitti.
2014’te ve 2023’te tekrar Donbass’taydık.
2019’da ve 2021’de Moskova’da konserler yaptık.
Tüm Avrupa’da konserler verdik.
Latin Amerika’da, Kuzey Amerika’da, Avustralya’da konserler
yaptık.
İki sınıf vardır – ezen ve ezilen – sömüren ve sömürülen. Bizim
duruşumuz net – hepimiz yoksul halkın çocuklarıyız. Halkın içinden geliyoruz, halk için sanat
yapıyoruz. Emperyalizme ve faşizme karşı en ön saflarda mücadele etmeye ve
direnenlerin türkülerini söylemeye devam edeceğiz. Buradan dünyanın neresinde
olursa olsun emperyalizme ve faşizme karşı haklı ve meşru bir direniş varsa,
direnenler varsa başta Filistin olmak üzere tüm dünya halklarını selamlıyoruz!
Tekrar Almanya’da tutuklu bulunan üyemize dönüyoruz. İhsan
Cibelik tutuklandığında zaten kanser şüphesi vardı. Bu nedenle tutuklanır
tutuklanmaz biyopsi yapılması talep edildi.
Ve ancak kamuoyu baskısı sonucunda 16 ay sonra bu
gerçekleştirilebildi. Konuşmamı İhsan
Cibelik’in derhal serbest bırakılması talebiyle bitirmek istiyorum, özgür
koşullarda tıbbi tedaviye ihtiyacı var. Dünyanın her yerinde konserler vermek
istiyoruz. Sizin ülkelerinizde de konserler vermek için sabırsızlanıyoruz.
Grup Yorum
Almanya’da Anti Emperyalist Cephe’nin Düzenlediği Uluslararası Sempozyum’un İkinci Günü Sona Erdi
Anti-Emperyalist Cephe’nin düzenlediği NATO Saldırganlığı, Anti-Terör Yasaları, Politik Tutsaklar ve Dezenformasyon konulu panelin ikinci günü tamamlandı. Panellerin son bulduğu bugünde sırasıyla üç başlıkta panel ve workshoplar yapıldı.
Günün ilk paneli Politik Tutsaklar paneliydi.
İlk olarak Almanya’dan Avukat Yener Sözen söz aldı. Sözen, Almanya’da uzun süredir bu kadar siyasi tutsak olmadığını, bu yargılamalarının bir kısmının ‘’129 yasaları’’ kapsamında olduğunu ve hiçbirinin bu kapsama alınamayacak hukuksuz kararlar olduğunu aktardı. Sonrasında tutuklu 3 Türkiyeli devrimcinin konusunu açan Sözen, İhsan Cibelik’in hukuksuz tutsaklığı ve sağlık sorunlarından bahsetti. Almanya’nın bu yasaları ve baskıyı tüm sol kesimlere uyguladığını fakat özellikle Almanya Solu ve Türkiye, Kürdistan solunun arasında bir kopukluğun olduğunu belirtti. Bu hukuksuzluklara karşı birlik olmaları gerektiğini belirterek konuşmasını bitirdi.
Ardından Şili’den Sandra Trafilaz Yanez bir video mesajla sempozyuma katıldı. Şili ve Latin Amerika’daki politik tutsakların durumundan bahseden Yanez dünyadaki tüm tutsakların özgürlüğü için birlikte mücadelenin önemini vurguladı.
Üçüncü olarak Filistinli Tutsak Dayanışmasından Zaid Abdulnasser konuştu. Filistin’deki tutsakların durumunu anlatan Zaid, 7 Ekim’den bu yana yaşanan sürecin tutsaklar için olumsuz anlamda benzersiz olduğunu, hapishane kapasitelerinin çok üstünde Filistinlinin tutsak edildiğini vurguladı. Koşullar onlar için hiç olmadığı kadar ağırsa biz de hiç olmadığı kadar özverili olmalıyız diyerek konuşmasını bitirdi.
Panel Ukrayna’da ev hapsinde tutulan politik tutsaklar Kononovich kardeşlerle devam etti. Kononovich kardeşler kendileri için yapılan kampanyadan örnek vererek uluslararası mücadelenin, dayanışmanın nasıl hayat kurtardığını anlattı. Ukrayna’daki durumdan da söz eden Kononovich kardeşler konuşmasına birlik mesajıyla son verdi.
Ukrayna’dan sonra Türkiye’de benzeri bir ev hapsi tutsaklığı yaşatılan Ayten Öztürk’ün online bağlantısı ile süren panelde Öztürk konuşmasına Meriç ve Filistin’de katledilen devrimcileri selamlayarak başladı. Öztürk, Lübnan’dan kaçırılmasıyla başlayan ve Ankara’da 6 ay süren işkence dönemini aktardığı konuşmasında tüm saldırılara rağmen kazanacağına dair inancını paylaştı. Konuşmasına Yaşasın uluslararası dayanışma ve Filistin’de ve tüm dünyada direnenlere bin selam diyerek son verdi.
Altıncı olarak ise Peru’dan Latin Amerika Dünya Devrimci Tutsakları Dayanışma ve Özgürlük Koordinasyon Komitesi Temsilcisi bir video mesaj ile panele katıldı. Latin Amerika ve Peru’daki tutsakların güncel durumunu aktaran temsilci dünyadaki tüm tutsakların özgürlüğünün ortak bir mücadele gerektirdiği mesajıyla konuşmasını bitirdi.
Panel Rusya Birleşik Komünist Partisi’nden Daria Mitina’nın konuşması ile devam etti. Mitina konuşmasında emperyalist kurum ve kuruluşların ikiyüzlülüğünü teşhir etti. Ukrayna’da yaşanan yargılamaların içeriğine dair bilgi veren Mitina birlik mesajları vererek konuşmasını sonlandırdı.
Grup Yorum’la devam eden panelde Yorum emekçileri Grup Yorum’un yaşadığı baskılar, Türkiye’de ve Almanya’daki tutsakları, İhsan Cibelik’in sağlık durumu hakkında bilgi verdi. İbrahim Gökçek ve Helin Bölek’in direnişi ve Yorum’un tarihinden de bahseden emekçiler konuşmalarına sadece bir müzik grubu olmadıklarını emperyalizme karşı mücadelenin bir öznesi olduklarını üzerlerindeki baskılarının tek yolunun birlik olmak olduğunu anlatarak konuşmalarına son verdiler.
Panelin sıradaki konuğu ise online olarak Fransa’dan bağlanan George Abdallah’a Özgürlük Komitesi oldu. Sömürgecilerle barışın mümkün olmadığını ve Filistin’in mücadelesinin varoluş mücadelesi olduğunu belirten komite temsilcisi Abdallah’a, Ali Osman Köse’ye, Filistin’de, Türkiye’de ve dünyadaki tüm tutsaklara özgürlük diyerek konuşmasını bitirdi.
Bir diğer online bağlantı ise ABD’den Jericho hareketiyle yapıldı. Jericho adına 50 yıl gibi bir süre tutsaklık yaşayan Jalil Muntaqim katıldı. Birleşik devletlerin katliamcı tarihini anlatan Muntaqim dünyadaki tüm tutsakların özgürlüğünün birlik sayesinde gerçekleşebileceği mesajını verdi.
İlk panelin ardından verilen aradan sonra ikinci panele geçildi. İkinci panelin konusu Anti-Terör yasalarıydı. Konuşmacılara geçmeden önce Alman 129 yasalarına karşı süresiz açlık grevi yapan direnişçiler kendilerini tanıtıp, direnişlerinin nedenlerini anlattılar.
Direnişçilerden sonra panel Alman tutsak örgütü Prisoner İnfo’dan Wolfgang Letto ile başladı.
Yaptığı konuşmada emperyalizm, Alman faşizminin tarihi ve mücadele tarihinden anlatımlar yaptı.
Panel Beliçka’dan Avukat Jan Farmon’un konuşmasıyla devam etti. Emperyalizmin günümüzde tüm hukuki kazanımlarımızı yok etmek üzerine saldırdığını anlatan Fermon direnme hakkının tarihi, yasalardaki yeri ve insanlık için önemini vurguladı. Anti-Terör yasalarının icadının asıl amacı, kullanımındaki keyfiyetini anlatan Fermon konuşmasına bu hakların korunması için mücadelenin önemini anlatarak son verdi.
Ardından Katalonya İspanya’da Pablo Hasel’inki gibi siyasi davalarla ilgilenen Alexandra Matamoros’un video mesajı gösterildi. Matamoros sempozyumu selamlayarak, birlik mesajı verdi.
Sıradaki konuşmacı ise Halkın Hukuk Bürosu Enternsayonal’den Günay Dağ idi. Günay Dağ, burjuva hukuki kavramlar yerine Marksizmin kavramlarına sarılmamız gerektiğini anlattı. Onların terör kavramının bizim, halkların özgürlük mücadelesi olduğunu anlatan Dağ, hukuki çarpıklıkları ve hukuksuzluk benzerliklerini Almanya, Yunanistan ve Türkiye’deki davalarla örneklendirerek konuşmasını bitirdi.
Panel Avrupa Dev-Genç adına, Almanya’daki tutsak devrimciler için 230 günü aşkındır süresiz açlık grevi direnişini sürdüren Eda Deniz Haydaroğlu’nun konuşması ile devam etti. Emperyalizmin halklar üzerine saldırı politikalarını anlatan Haydaroğlu, tek geçerli yolun direniş olduğunu anlattı. Haydaroğlu konuşmasını birlikte mücadele çağrısı ile bitirdi. Ve ikinci oturum sona erdi.
Üçüncü oturuma geçmeden önce Fas Sosyalist Gençlik ve Popular Action sempozyumu selamladıkları birer konuşma yaptılar. Bu konuşmalardan sonra üçüncü ve son panel olan Dezenformasyon paneline geçildi.
Dezenformasyon Panelinin ilk konuşmacısı AIF TV temsilcisi oldu. Temsilci konuşmasında Dezenformasyonun tarihi, emperyalizmin ona verdiği önemi, kullanım alanları ve buna karşın ne yapılabileceği konusunda fikirlerinden bahsetti. Emperyalizmin dezenformasyon saldırılarına karşı örgütlülüğü büyütmenin önemini vurguladı.
Ardından Press Project temsilcisi konuştu. Burjuva medyanın rolünden ve halkın zihnini nasıl manipüle etmeye çalıştığından bahsetti. Ve Antiemperyalist gazetecilerin öneminden bahsetti. Dezenformasyona karşı birlikte çalışılması gerektiğini anlatan Panagiotis konuşmasını sonlandırdı.
Panelin son konuşmacısı ise İsviçre’den Markus Heinzmann dezenformasyonu emperyalizmin nasıl kullandığına dair bilgiler verdi. O da diğer konuşmacılar gibi birlik ve emperyalizme karşı mücadele çağrısı yaparak konuşmasını sonlandırdı.
Almanya’da Uluslararası Sempozyum’un Açılış Günü’nde NATO Saldırganlığı Paneli Yapıldı
Ardından sempozyumun ilk paneli NATO saldırganlığıydı. Panel, Anti-Emperyalist Cephe’den Kostantina Kartsioti’nin konuşması ile başladı. Kartsioti, direnişin Filistin, Almanya, Donbass ve her yerde sürdüğünü buna karşı direnişin ve katliamların da devam ettiğini vurguladı. Direnişin Anadolu’da da sürdüğünü anlatan Kartsioti, geçtiğimiz günlerde Meriç nehri kıyılarında katledilen 4 Türkiyeli devrimciyi de andı. 2. Paylaşım Savaşından sonra ABD’nin NATO eliyle dünyada hegemonya kurduğu ve NATO’nun günümüzde hala sınırlarını genişletmeyi hedeflediğini anlattı. Bunu son Ukrayna süreciyle örneklendirdi. Konuşmasını dünyanın her yerinde emperyalizm ve NATO tarafından binlerce insanımızın katledildiği bunu durdurmanın tek yolunun hepimizin birliğinden geçtiğini vurgulayarak bitirdi.
Panelin ikinci konuşmacısı BASK bölgesinden Profesör Inaki Gil de San Vicente’ydi. Terörizm kavramının kullanımından örnekler vererek konuşmasına başlayan Inaki, zayıfların savaşına terörizm, temiz savaşın ise güçlünün terörü olduğu olarak anlatılmasının çarpıklığından bahsetti. NATO’nun tek kuruluş gayesinin sosyalizm ve Sovyetleri yok etmek olduğunu anlatan İnaki, NATO’nun kuruluşunda binlerce NAZİ’nin yer aldığını hatırlatarak konuşmasını bitirdi.
Panel Donbass bölgesinden Alexy Albu’nun sempozyumu selamlayan videosunun yayımlanmasıyla devam etti. Bölgede son durumları aktaran Albu, emperyalizmin yaşadığı çıkmazı, Ukrayna’da alacağı mağlubiyetin onlar için yıkıcı olacağı ve bir domino etkisi yaratacağını anlattı. Albu, konuşmasını emperyalizmin her paraya ihtiyaç duyduğunda savaş başlattığını bunun dünya hakları için bir felaket olduğunu ve birlik mesajları vererek bitirdi.
Panelin dördüncü konuşmacısı olarak Almanya Komünist Partisi’nden Stefan Natke söz aldı. Natke yaşadığımız sürecin bir geçiş süreci olduğu ve emperyalizmin saldırılarını yükselttiğini söyledi. ABD’nin en büyük rakip olarak Çin’i, Rusya’ya olan saldırısını da Çin’in stratejik müttefiki olarak görmesine bağladı. Almanya’nın emperyalist politikalarından bahseden Natke, Ukrayna gündeminde de Nazi rejiminin en büyük destekçilerinden biri olduğunu vurguladı. Bunun yanı sıra artık Almanya’da politik yasaklamaların arttığını aktardı. Bunlara örnek olarak Filistinli yapıların ve sosyalizme, Sovyetler’e ait sembollerin yasaklanmasını verdi. Natke de konuşmasını birlik olmak yönünde çağrıyla bitirdi.
Panelin beşinci konuşmacısıysa ‘’Tüm Afrika Halklarının Devrimci Partisi’’ temsilcileri oldu. Temsilciler, Afrika’daki baş çelişkinin emperyalizm ve Afrika halkları arasında olduğunu anlattı. Batı Afrika’daki son anti-emperyalist kalkışmalar ve halkın düşüncelerini anlatan parti temsilcileri hedeflerinin birleşik Sosyalist bir Afrika olduğuyla konuşmalarını bitirdi.
Panelin altıncı konuşmacısı İsviçre’den Savaş Karşıtı Koalisyon’un temsilcisi Markus Heinzman oldu. Heinzman konuşmasına İsviçre’de de Almanya benzeri anti-terör yasaları olduğu örneğiyle başladı. NATO’nun tarihsel gelişimini anlatan Heinzman, sosyalizm düşünün bir ütopya olmadığını anlattı. NATO’nun katliamcı politikalarına değinen Heinzman Filistin’de bugün yaşananların NAZİ’lerin de hayali olduğundan bahsederek konuşmasını bitirdi.
Panelin yedinci konuşmacısı Yunanistan’dan NATO Kaolisyonuna Karşı Mücadele’nin temsilcisiydi. Kuruluşlarının amacı ve hedefinden bahseden temsilci, mevcut iktidarının Yunan halkına rağmen Nazi Kiev rejimine verdiği desteği anlattı. Yunan komünistlerinin emperyalizmle mücadelesinden örnekler veren temsilci konuşmasını emperyalizmle karşı mücadelenin zorunluluğu ve birlik mesajlarıyla bitirdi.
Panelin son konuşmacısı Bulgaristan 23 Eylül Hareketi’nden Stephan katıldı. Sosyalizm sonrası Bulgaristan’ın NATO’ya katılım sürecini ve tarihsel gelişimini anlatan temsilci, insanlığın en büyük düşmanının emperyalizm olduğunu ve buna karşı anti-emperyalistlerin aralarındaki iletişimi kuvvetlendirmesi ve birliğini arttırması gerektiğini anlattı.
Sempozyumun ilk günü panelin ardından yapılan aynı içerikteki Workshopla devam etti. NATO’ya karşı yapılacak birliğin nasıl olabileceği, neler yapılabileceği yönündeki verimli tartışmaların sonunda sempozyumun ilk günü bitti.
































